Nehir, bu yaptığın şaka mı gerçek mi? Nehir, bu yaptığın şaka mı gerçek mi?
Yaşam acımasızlığını gösterdi mi diye başlayayım yazıma, elim ayağıma dolaşıyor. Ne yazacağımı bilemiyorum. Gözlerimden süzülen iki damla yaş, Nehir’i geriye getirir mi? Getirmez. Yıl... Nehir, bu yaptığın şaka mı gerçek mi?

Yaşam acımasızlığını gösterdi mi diye başlayayım yazıma, elim ayağıma dolaşıyor. Ne yazacağımı bilemiyorum. Gözlerimden süzülen iki damla yaş, Nehir’i geriye getirir mi? Getirmez. Yıl 1986, Necati Sağır, elinden tutuğu kısa pantolonlu bir çocukla gazeteden içeriye girdi. Rahmetle andığım Sezer Doğan Ağabeyim; “Necati hoş geldin” dedi. Necati Sağır kızgın ifadelerle, “Al bu Nehir’i benim oğlum, eti senin kemiği benim. Bunu gazetede çalıştır ve gazeteci olsun” dedi

Nehir Sağır’ı o gün tanımıştım. Kısa pantolonlarla çırak olarak girdiği Ege Telgraf Gazetesi’nden yıllar sonra emekli oldu. Nehir, gazeteyi bırakmadı yine de çalışmaya devam etti.  Sürekli Basın Kartı sahibi oldu. Nehir Sağır kardeşimiz, tabiri caizse nur topu gibi genç bir delikanlıydı. Ağzından hiçbir kötü söz çıkmaz, herkesin yardımına koşan, herkese elinden gelen iyilik yapmaya çalışan bir kardeşimizdi…

Başbakan Binali Yıldırım’ın Diyarbakır toplantılarını izlemek üzere birkaç gündür görevli olarak gittiğim, önce Ankara, sonra Diyarbakır, sonra Bingöl ve gece Ankara’ya döndüm. Ertesi gün milletvekilleri listeleri açıklanacağı için Ankara’da kalmıştım. Aldığım acı bir telefon mesajı beni bir anda şaşkına çevirdi. Gazetecilikte yanımıza çırak olarak gelen Teknik Servisin Müdürü Nehir Sağır’ın, genç yaşta geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Okuduğuma inanamıyordum. Acıydı ama gerçekti. Yaşam bir defa daha acımasızlığını gösterdi ve iki küçük kuzusu ve genç bir eşini bırakarak aramızdan ayrılıyordu. Nehir kardeşim, Nehir evladım, oldu mu şimdi bu yaptığın. Seni seven eşini, iki kuzum dediğin yavrunu kimlere bırakıp gidiyordun? Gazetede canlarım dediğin arkadaşlarını kime emanet ediyorsun?

Nehir, bazen sohbet ettiğimizde hep derdi, Vahap Abi, Ege Telgraf Gazetesi en eski çalışan, sen yazar olarak, bende teknik serviste, sayfa sekreterliğinde kaldım. Nehir başarısıyla, bilgisayarı öğrendi sayfayı bilgisayar ile yapmaya başladı. Teknik servisin müdürlük görevini yürütüyordu. Gazeteci kardeşim Nehir Sağır, henüz 49 yaşındaydı. Hala inanmıyorum bizi bırakıp ebediyete göç ettiğine inanmıyorum. Ne söyleyeceğimi, ne yazacağımı bilmiyorum. Kelimeler boğazıma düğümleniyor. Belki bir gün hepimiz öleceğiz. Azrail hepimizin kapısını çalacak ama genç yaşta kardeşlerimizi kaybedince insan şaşkına dönüyor…

Ege Telgraf Gazetesinde önce babamız, gazetecilerin Ağabeyi Sezer Doğan’ı kaybettik. Onun acısına alışamamışken, Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Aylin Süphandağlı’nın eşi Genel Yönetmeni Can Süphandağlı’yı genç yaşta kaybettik. Sezer Doğan Ağabeyimiz, Can Süphandağlı kardeşimiz derken, bu defa da genç yaşta Nehir Sağır kardeşimizi kaybettik. Güzel kardeşimizi ebediyete uğurladık. Diliyorum bu gazetede artık son olur bu ölüm haberi. Diliyorum artık bu son olur genç kardeşlerimizin aramızdan ayrılması. Allah’ım bu acılara dayanacak ne gücümüz, ne de takatimiz. Sabır diliyorum, eşine, sabır diliyorum iki tane kuzum dediği çocuklarına, günün 12 saatini birlikte geçirdiği gazetedeki gazeteci arkadaşlarına sabır diliyorum. Başımız sağ olsun demek adet olmuş, güzel kardeşim, Allah mekânını Cennet eylesin. Gerçek evinde rahat uyu…