Baba Evi- Avare Yıllar Baba Evi- Avare Yıllar
Orhan Kemal’i ne kadar okusam da eninde sonunda yine Baba Evi romanına dönüyorum. Okuduğum ilk Orhan Kemal romanı olması bunda etkili. Ancak, Orhan Kemal’in... Baba Evi- Avare Yıllar

Orhan Kemal’i ne kadar okusam da eninde sonunda yine Baba Evi romanına dönüyorum. Okuduğum ilk Orhan Kemal romanı olması bunda etkili. Ancak, Orhan Kemal’in kısacık olmasına rağmen bu denli yoğun bir eser yazmış olması da bunda etkili. Elimdeki Varlık Yayınları baskısında (5. Baskı, 1971) “Küçük Adamın Notları- 1” ifadesi yer alıyor. Tekin Yayınları baskısında (7. Baskı 1980) böyle bir not yok. Epsilon Yayınları baskısında (17. Baskı 2005) “Küçük Adamın Romanı- 1” yazar. Everest Yayınları önceleri Baba Evi ve Avare Yılları aynı not ile ayrı ayrı bastı. Son baskıları ise (2013’ten beri) “Baba Evi-Avare Yıllar/Küçük Adamın Romanı 1-2” ifadeleriyle aynı ciltte okuyucu ile buluşturdu.

Baba Evi ilk defa 1949’da Avare Yıllar ise 1950’de yayımlanır. Orhan Kemal biyografisi için pek belirtilmese de, bu iki kitabın şöyle bir özelliği var. Bu kitaplar yazarın İstanbul öncesi yazarlığının ürünleridir. Hacim olarak çok kısa diyebileceğimiz bu romanların benim için en ilginç tarafları her okuyuşumda yeni bir şey bulmam ve Orhan Kemal’in en önemli romanlarına nazaran çok daha fazla not alıyor olmamdır. Bu demek oluyor ki, yazarın her satırı olgusal olarak bir karşılık buluyor.

Baba Evi’nde yazar çocukluk yıllarını anlatırken çocuk gibi konuşur. Hafızanın yeniden üretme tehlikesinden uzak bir yorumla kendini anlatır. Düşmanın Adana’ya gireceği sıralarda tren istasyonunda bekleyen küçük çocuk tellere tüneyen kuşlara bakar. Tren gelir, gitmelidirler. Ardından şu satırları okuruz:

“Evet ama… Kuşlar? Onları düşmandan kaçıracak babaanneleri yoktu ki!” (s.17)

Yine Konya’da Delibaş isyanı olduğu besbelli olaylara tanık olur. Ancak bunu tarihi bir gözlem olarak değil; yine çocuk gözüyle aktarır. Korkan, ağlayan, hastalanan bir çocuk.

Dönemin siyasi ortamında sıkı bir muhalif olan baba, ülkesini terk etmek zorunda kalır. Sonrasında yazar da ailesiyle Lübnan’a gitmek zorunda kalır. Kendisine ilk defa orada “Küçük Adam” der. Memlekette matbaa sahibi bir babanın oğluyken gurbette matbaa işçisidir. Makine kolu insafsızdır. Ustabaşılar ve patronlar daha insafsız. Bu ruh haline rağmen yazar, Beyrut’un sokaklarını ve kenti çok güzel tasvir eder. Kentin çarşısı, sabahın erken saatlerinde işçilerin doluştuğu sokaklar…

Serde gençlik varsa aşk da vardır. Rum kızı Eleni’yi tanır. Küçük Adam için o güne kadar kitap sadece “İki Çocuğun Devrialemi”dir. Eleni’ninse evreni bu konuda daha geniştir. “İki Çocuğun Devrialemi”nden çok daha faydalı kitaplar okumuştur.

Serde gençlik varsa, memleket hasreti de bir başka ağır olur. Babasına isyan eder ve kapağı memlekete atar. Dünya savaşı ve öncesindeki savaşları atlatmış, yeni bir devlet kurulmuştur. Memleketi pek harap görünür gözüne. Romanın sonrası daha çok futbol sevgisinin ve arkadaşlığın anlatıldığı sayfalardır. Son sayfada gittikleri müsabakada istediklerini bulamayıp aç biilaç yola düşmeleri romanın en renkli ve tebessüm ettiren bölümüdür:

“Ey açlık! Seni midemde, iliklerimde kanımın küreyvelerinde duydum. Ve sen, benim iyi, benim şefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi tokluğu fethedeceksin!” (s.163)

Avare Yıllar’da bu futbol aşkı sürer. Ama öte yandan Küçük Adam için de bazı şeyler değişmek zorundadır. Gurbette zor durumda olan baba, anne, kardeşler… Eski iyi gün dostları için sohbeti sıkıcı gelir. Kasabadaki topraklara birileri el koymuştur. Eski tanıdıklar yüz çevirmektedir ki, fenalaşan anneyi teselli edecek gücü de yoktur genç adamın. Okulu bırakma kararını ise Küçük Adam’a özgü acılı bir destan havası ile aktarır. Müdür, onu ve arkadaşlarını azarlar ve ekler:

Fakat sen”, dedi, “Özellikle sen yüz otuz altı!”

Gözlerimi önüme indirmiştim, başım dönüyor, kulaklarım vınlıyordu. Ben, bilhassa ben. Leyleğin attığı yavru. Kırağıların bile çalmadığı acı patlıcan. Burada, onların ateş çemberi içinde işim ne? Ne bekliyorum onlardan? Verecekleri rahat ekmeğin belgesini mi? Sen onların arasında, kabuğunun içine çekilmeye mecbur bir sümüklüböceksin, anladın mı?

Diplomaları kendilerinin olsun, çek arabanı!

Okulu bıraktım. (s.151)

Orhan Kemal’in “mavi tulumlu” bilinçli ustaları ile ilk defa bu romanda karşılaşırız. İzzet Usta, Küçük Adam’ın aydınlanmasında etkili olacaktır. Sonra fabrika katipliği ve 24 lira 95 kuruşluk bir maaş. Ne yapacağını bilemediği bir zamanda aşık olan Küçük Adam 14’ünde bir Boşnak kızını sever. Memleketin ileri gelenlerinden birinin oğlunun bir fabrika işçisi ile evlenmesi aile içinde asla kabul görmez. Eş, dost, akraba çevresinin göstermelik düğün hediyeleri geri alındıktan sonra romanın son sözü en az Baba Evi’nin sonu kadar umutludur.

“Aldırma kocacığım” dedi, “herkes sakız çiğner ama, Çingene kızı tadını çıkarır…Değil mi?”

Dünyanın tadını çıkarmaya devam ettik (s. 221)

Orhan Kemal’in otobiyografik romanı olan Küçük Adamın Romanı her şeyden önce bir gençlik romanıdır. Genç olmanın ruhunu hakkını vererek anlatan bir roman.

NOT: Baba Evi alıntıları Varlık Yayınları, Avare Yıllar alıntıları ise Everest Yayınları’nın birleştirilmiş baskısından alınmıştır.