İngiliz incelemeci Orlando Figes’in “Karanlıkta Fısıldaşanlar – Stalin Rusya’sında Özel Yaşam” adlı kitabında hem Simonov ve ‘Bekle Beni’ şiiri, hem de dönem psikolojisi epey uzun biçimde incelenir. Kitabın neredeyse 75 sayfa ayırdığı bu şiir ve şiirin bu kadar sevilme nedeni şaşırtıcıdır. Özetle diyor ki kitap: “… Rus halkı Stalin... Devamını Oku
“Tanrım neden bize bunları yapıyorsun? Günlerden beri boş binaları almak için kan döktük. Ölülerimiz hala sokaklarda, kuyularda yatıyor. Çoğu tanınmayacak durumda. Öğleden geceye kadar kanlı çarpışmalar sürüp gitti. Sekiz gün süren çatışmalardan sonra Stalingrad sokaklarının uzunluklarını artık metrelerle değil ölülerin boylarına bakarak ölçüyoruz… Stalingrad artık bir kent değil …... Devamını Oku
  “KENDİ BAHÇESİNDE DAL OLAMAYANIN BİRİ GİRMİŞ BAHÇEME, AĞAÇLIK TASLIYOR”            “Aşka gönül ile düşersen yanarsın  Zekâ ile düşersen kavrulursun  Akıl ile düşersen çıldırırsın  Duygu ile düşersen gülünç olursun Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin…  Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç!” O şaire neler denmedi ki; şiir mühendisi, matematiğin... Devamını Oku
“Düşlediğin dünyayı yaratmalısın  Çizmelisin en güzel insanı  En haklı dizeyi bağırmalısın (…)  Ateşin düştüğü yere  Şairsen tez varmalısın.” 1949 yılında, Erciyes Dağı’nın bir muhafız gibi koruduğu Kayseri şehrinin İncesu ilçesinde doğar şair Mehmet Büyükçelik. Doğumda annesini kaybeden şair, hiç kokusunu duymadığı annesini şiirinde koklar ancak. Öyle bir koklar ki... Devamını Oku
ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ; SAİT FAİK -2- ”Sana nasıl bulsam , nasıl bilsem / Nasıl etsem, nasıl yapsam da / Anlatsam şu kiraz mevsiminin / Para kazanmak mevsimi değil / Sevişme vakti olduğunu…” Sizi bilmem ama bu dizeleri ne zaman okusam, kanımda küçük adamların ayağa kalkıp el çırptığını hissediyorum ben.... Devamını Oku
 “ÖLMÜŞ SAİT / ÜŞÜR BALIKLAR HİKÂYELERDE” -1- Önümüzdeki Perşembe günü, yani 11 Mayıs, Sait Faik’in ölüm yıl dönümü… Sait Faik 63 yıl önce 11 Mayıs 1954 günü aramızdan ayrılmıştı. Hem de gencecikken, daha 48 yaşında… 15 Mayıs 1955’te, Vatan gazetesinde yayınlanan bir şiir, bilenlerin kederini daha da artırırken, bilmeyenleri... Devamını Oku
Eğitim alanında yapılan ilk anlaşma, 27 Aralık 1949 tarihinde Türkiye ve ABD Hükümeti arasında ‘Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkında’ yapılan anlaşmadır. ‘Fulbright Anlaşması’ olarak da bilinen bu anlaşma, niyeti elli metreden bile anlaşılan ama nedense o dönem karşı durulmamış, tuhaf bir yaptırımı da getirip, burnumuza dayar.     Antlaşmanın birinci... Devamını Oku
Dilsiz bir çocuğu öldürmek ; köy enstitülerine linç girişimleri -5-
TRUMAN DOKTRİNİ / MARSHALL PLANI VE KÖY ENSTİTÜLERİ KIYIMINA HAZIRLIK (1) “Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler.... Devamını Oku
  1949 yılının Nisan ayında, Düziçi Köy Enstitüsü’nde, enstitüleri karalamak ve kapattırmak için, daha sonradan toprak ağalarının tezgâhladığı anlaşılan çok çirkin bir komplo hazırlanır. Sözüm ona Emin Sazak Ağa’ya gönderilen bir mektupta; enstitülerin ‘milli duyguları’ hiçe saydığı ve bu konuda yana-döne yardım istediğini anlatır bölge insanları. Sazak Ağa’da, bu... Devamını Oku
  Köy Enstitüleri ve toprak ağalarının çekişmesi, çoğu milletvekili de olan toprak ağalarının karalama kampanyalarıyla TBMM’ne taşınır. Bu savaşın sembol isimlerinden Eskişehirli toprak ağası Emin Sazak ( Eskişehir Milletvekili) ve doğulu toprak ağası Kinyas Kartal ( Van Milletvekili) bu savaşın bayraktarlığını yapan isimlerdir. Bakın Kinyas Kartal yıllar sonra bir... Devamını Oku
“BUNLARIN HER BİRİ KENDİNİ ATATÜRK SANIYORLAR”; AĞALARIN TELAŞI 17 Nisan 1940 tarihinde yürürlüğe giren Köy Enstitüleri Yasası’nın büyük tartışmalar yaratan, ‘Enstitüye köylü çocuklar alınır’ maddesinin yanı sıra; kavgalara yol açan bir diğer kanun taslağı maddesi  de, 10 numaralı maddedir. Bu madde; mezun olacak köy öğretmenlerinin görev ve sorumluluklarına ait... Devamını Oku
“KÜLTÜR SAHASINDA AZ GÖRGÜLÜ YARI MÜNEVVER ÇOCUKLARIN SAVAŞI” “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri, zor ve gerçek olanı. Öbürü kolayı, oyun olanı… Topraksızı topraklandırmadan, işçiyi sağlama almadan, halkı esaslı eğitmeden olmaz. Birincisi, köklü değişim ister. Zordur ama, gerçek demokrasidir. İkincisi, sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı, işi olsun olmasın;... Devamını Oku
Bu yazıda Muzaffer İzgü’yü ‘çocuk’ dünyasının içinde arayacağım. Onun hayatında beni çok etkileyen ve ne olursa olsun, yüzünden çekip alamadıkları, milyonlara yaptıkları gibi ifadesiz taş parçası gibi bir ifadeyi getirip Muzaffer İzgü’nün yüzüne neden yapıştıramadıklarından, ondaki sonsuz çocuğu neden büyütemediklerinden söz edeceğim. Dilim döndüğü, aklım erdiğince…     Bir... Devamını Oku
Sait Faik’le ilgili çalışma yapan; onunla ilgili bir film, bir oyun izleyen ya da bir biyografik çalışma okuyan herkes, ülkemizin yetiştirdiği en bereketli, en alçakgönüllü öykücüsünün yazdığı “Çelme” adlı öyküsü yüzünden başının derde girdiğini de bilirler. Bilirler bilmesine ya, bu bilmenin ayrıntısını merak edip;  “O öykü nedir, ne anlatır,... Devamını Oku
Ioan Alexandru Bratescu- Voineşti , 1 Ocak 1868’de, Romanya’nın Targovişte kasabasında doğup, 14 Aralık 1946 tarihinde, başkent Bükreş’te ölen ünlü bir Romanyalı yazar ve siyaset adamı. Daha çok bir hikâyeci olarak iz bırakmıştır. Ülke edebiyatında sözü edilen üç edebiyat anlayışından; ‘Junimea’ anlayışının kurucusu, ünlü yazar ve dergici Titu Maioresco’nun... Devamını Oku
“Önemli olan makine değil, arkasındaki adamdır. İyi fotoğrafçı dikiş makinesiyle de fotoğraf çeker. İyi bir makineyle iyi fotoğrafçı olunmuyor, yani en iyi daktiloyu aldın diye büyük yazar olamazsın.” Fotoğraf alanında, dünya çapında gururumuz Ara Güler, bir söyleşisinde böyle diyordu gazetecilere… Fotoğrafın bir sanat olmaktan öte, bir görsel tarih kayıtlayıcısı... Devamını Oku
“Tiyatro, yetiş imdadıma!  / Suskunum, çöz dilimi, unuttum, hatırlat bana Uyuyorum, uyandır beni  / Karanlıkta kayboldum, bir ışık yak, yol göster bana” Bugün 27 Mart… Tiyatro Bayramı…     Dünyadaki her türlü barbarlığa karşın, insanca bir umudun adı olan bu güzeller güzeli gün hepimize kutlu olsun. Canavarları insanlaştıran, hayâl... Devamını Oku
  “Zamanında dünyanın 8. harikası olarak tanıtılan, düşüşe geçtiği dönemlerde bile Fransa’da Jeanne d’Arc’tan sonra en ünlü, en tanınmış kişilik olarak nitelenen, yaşadığı dönemde, dünyanın her şehrinde krallar ve savaş kahramanlarından daha fazla, günümüzde yaşasaydı, Elvis Presley ve Beatles’ları bile kıskandıracak heyecan ve coşkuyla karşılanan, imparatorların, kralların önünde diz... Devamını Oku
“O ki, yeryüzünün en şerefli kılıcını taşıdı. O kılıcı hep hakkı ve vatanı savunma uğrunda kullandığı için. Fakat onun eli kılıcın kabzasından çok kitabın cildini tuttu.”  İsmail Habib Sevük (1892-1954) Mustafa Kemal askeri okul öğrencisidir. Dönem karmakarışık… Bir yanda eriyen padişahlık, bir yanda özgürlük fikrinin cazibesi açıktan açığa savaşa... Devamını Oku
3 Mart 2017 günü sevgili dostum Yrd. Doç. Dr. Mete Çubukçu’nun daveti sonucu, Karşıyaka Çarşı Kültür Merkezi’nde bir gösteriye gittim. Gösteri olağandışı bir gösteriydi. Evet, özünde bir tiyatro oyunuydu ama… bu başka türlü bir gösteriydi. Çoook uzun zamandır akmadığı için içimde sızılara neden olan gözyaşlarım, artık umudu yaz dereleri... Devamını Oku
“En kötüsü sahip olmadığın şeylere ait olmandır.” Modernizm ve elektronik iletişim, insanda, her ne kadar teknolojik ilerlemenin verdiği rahatlığı yaşatsa da, tinsel doyumsuzlukları ve yabancılaşma kavramının sancılarını da yaşamak zorunda bırakmıştır. Bir yanıyla paranın sağladığı avantajlarla başka ülke ve başka kültürlere ulaşsa bile, diğer yanıyla bürokrasinin, kişinin varlığını çepeçevre... Devamını Oku
“Sosyalistler her şeyden önce bilmelidir ki, ekonomik bağımlılık veya bağımsızlık, sosyal kölelik veya özgürlükle ilintilidir… İşçiler kapitalistler tarafından nasıl boyunduruk altına alınmışlarsa, kadın da erkek tarafından öylesine boyunduruk altına alınmıştır ve ekonomik özgürlüğüne kavuşmadığı sürece de öyle kalacaktır… Kadın işçiler kadının özgürlüğünün ayrı değil, büyük sosyal sorunun bir parçası... Devamını Oku
  Hem ‘’Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları’’ topluluğuyla hem de Darülbedayi başrejisörlüğüyle, Türk sahnelerine dünya yazarlarını getiren büyük hocamız Muhsin Ertuğrul, 1927’de İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı olan Muhittin Üstündağ’ın desteğiyle bir kez daha kolları sıvadı tiyatro için. Zaten Mayıs 1925’te dağılan kendi tiyatro topluluğunun başlattığı ama yarım kalmış dünya... Devamını Oku
 111 NUMARALI ÇOCUĞUN ÖDEVİ; “DALAĞA DEĞİL, KAFAYA HİTAP EDEN TİYATRO” 1892, İstanbul… Tiyatro düşkünü Hüsnü Bey, üç kızdan sonra bir erkek çocuk sahibi olur. Hüsnü Bey ki; Divanyolu’nda Arif’in Kıraathanesi’nde Meddah İsmet Efendi’ye, Büyük Kahve’de Hayalî Kâtip Salih Efendi’ye gidip gelen, çağının entellektüeli saygın bir İstanbul efendisidir. Oğlu henüz... Devamını Oku
‘’Kûyunda senin dâima uryan olayım tek / Cennette banâ hulle- û destâr gerekmez.’’ (*Cennette günahsızlara giydirileceği söylenen süslü elbiselerde gözüm yok. Senin yanında,           yakınında olayım da, ömrümce çıplak olmaya bile razıyım) diyordu Mihrî Hatun (1460-1506). Vakit 1400’lerin ikinci dilimi. Osmanlı devletinde din baskısı, geleneksel toplum yapısı bir de üstüne... Devamını Oku
“Hem sözü, hem fikri nâsın(halkın) kontrol altındadır, / Kimseler Türkiye’de bu hale mâni olmuyor; / Eskiden derlerdi ki: ‘’Gümrük alınmaz lâftan’’, / Şimdi sansör(sansürcü) yüzde yüz gümrükle kani olmuyor.”  (Şair Eşref)     1893 Mart’ında Encümen-i Teftiş ve Muayene Kurulu’ndan ‘’Kızılkuyruk’’ lakablı Ebülmukbil Kemal başkanlığında Ahmet Arifî, Behçet ve... Devamını Oku
  Yakın zamanda, ABD Milli Arşivi’nde çalışan; Norman J.W. Goda ve Richard Breitman adlı iki Amerikalı üniversite profesörü tarafından bir rapor hazırlanır. Adı; ‘Hitlerin Gölgesi…’  Şimdiye kadar bilinmeyen ya da ayrıntısıyla ortaya konmamış  Nazi savaş suçları ve suçlularını tarihin önüne çıkarmayı amaçlayan bu raporda, son derece ilginç bir ayrıntı... Devamını Oku
  Faşizmin Türkiye siyasetine etkisi ve ardı sıra gelen kavgaların kökünü, İkinci Dünya Savaşı döneminde aramak çok yanlış bir bakış açısı olmasa gerek… Bu konuda çalışan birçok toplumbilimci ya da incelemeci Türk siyasetinde faşizmin doğuşu, gelişimi ve sonrası üzerine dikkat çekici saptamalar yapmışlardır. Örneğin, gerek Türk siyasi tarihinin bugünümüzü... Devamını Oku
  “Yasaklanmış kitaplar odunlar gibi yığıldıktan sonra, birbiri ardı sıra yürüyen dokuz çığırtkan, yemin eder gibi, suçlayıcı, arındırıcı ve ahlakçı sözler söyleyerek ilerlemeye başladılar. Sırayla Marx, Freud, Heinrich Mann gibi seçkin düşünür ve yazarlara karşı kinlerini dile getirdiler… çağrılardaki sloganlar 2. Wilhelm’in konuşmalarındaki ana sözcükleri anımsatıyordu: Marksizme karşı milliyetçilik,... Devamını Oku
Kudüs’te bulunan The Van Leer Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdüren Stefan Ihrig adlı bir incelemeci, Nazilerin Atatürk ve Türkiye algısını, etnik temizliğin bu algıdaki rolünü ve Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı süresince Naziler tarafından nasıl görüldüğünü anlatan bir kitap yazar; ‘Ataturk in the Nazi Imagination…’ ‘Nazi Algısında Atatürk’ diye Türkçeye çevirebileceğimiz kitap;... Devamını Oku
1876 yılında Darüşşafaka Lisesi, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun dikkatini çekecek kadar önemli olaylara sahne olmuştu. Adı sürgün ve hürriyet şairi olarak anılan Namık Kemal’in şiirleri, bütün Darüşşafaka öğrencilerinin dilindeydi. Okul gözlem altına alınmış ve suçlu avına çıkılmıştı. Aramalar, taramalar derken, okulun muhasebecisi Hayrettin Bey adında bir adam yakalanır ve sorgusundan... Devamını Oku
Gerçek adı Miklós Glatter… 5 Mayıs 1909’da doğan bir Macar Yahudisi… Öğretim üyesi ve şair… Doğumundan kalan bir iz onu 35 yıllık kısacık hayatı boyunca yalnız bırakmaz; sanki, ikizi ve annesi, o yaşasın diye ölür doğum sırasında, onun yüreğindeki sızı, aç bir bebek gibi ömrünce bağırır, hiç susmaz… Onun... Devamını Oku
  Yahya Kemal hafta sonları genç Nâzım’a “şiir dersleri” vermek için, Celile Hanım’ın evine gidip gelmektedir. Bu gidip gelmeler, Nâzım’ın annesi ve İstanbul’un en güzel kadınlarından biri olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaşmasına neden olur… Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nâzım’ın ve Necip Fazıl’ın da öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde... Devamını Oku
Şal, zil ve gülün milli  edebiyata  kattıkları üstüne   “ Dünyada ne ikbâl ne servet dileriz  / Hatta ne de ukbâda saadet dileriz  / Aşkın gül açan bülbül öten vaktinde / Yâranla tarab yâr ile vuslat dileriz.” ( Şairin “Tercih” adlı rubaisinden) diyordu Yahya Kemal.  Sevgilisiyle buluşmayı, aşkı, her... Devamını Oku
‘’Biz her zamanda şifte-hâl-i mahabbetiz / Mevkuf-ı nev-bahar değildir cünunumuz.’’       (Biz her zaman aşk düşkünüyüz / Deliliğimiz sadece ilkbahara bağlı değil.)  (17.yüzyıl şairlerinden Ahmed Fasih Dede’nin şiirinden alıntı.) 20 Haziran 1997’de Türk yazın sanatının bir büyük hocası, Cahit Külebi sonsuzluğa uçtu gitti. Üstünden 20 sene geçmiş, ne çabuk! Bugün... Devamını Oku
“Zamanı, kim ve nasıl ölçüyorsa, öyle ölçmesin. Tarihi kim, nasıl yazıyorsa artık yazmasın. Her şey bir süre birbirine karışsın, çok zeki soyutlamalarla iyice sefilleşen düşünce, her çeşit sonucu bir nedene bağlayan pespayeliğinden kurtulsun. Bu çeşit bilmelerin bir eziyet biçiminden, iktidarla bütünleşmekten başka hiçbir şey olmadığı, dağlara yazılsın. Kendini, başkalarının... Devamını Oku
1898’in 5 Haziran günü, Granada’ya bağlı Fuente Vaqueros kasabasında, İspanya’nın en ünlü şairlerinden biri doğar. Federico Garcia adını verirler ona. Karıncalarla, kurbağalarla, ‘’kara gökte sarı yılanlar’’ dediği bol yıldızlı gecelerde sürer çocukluk günlerini. Kır, gök ve ıssızlık içinde; nehirlerin coşkusu ve yüz yıllık zeytin ormanlarının hayranlığını doluşturur çocuk ceplerine.... Devamını Oku
“Nâzım Hikmet’in 115. doğum gününe armağan”   “Minnacık bir kadın / minnacık bir ev / pencerenin ardında doğan gün kuş sesleriyle / bir gün ona “gel, gidelim” dedi mavi gözlü dev / ve minnacık kadın bıraktı minnacık evi (…) Minnacık kadın yanı sıra yürüyordu / minnacık kadın koruyordu onu... Devamını Oku
    1924’te Lenin ölür. Henüz yedi yaşındaki devrim bütün müdahalere açık, son derece hassas günlerini sürmekte… Kuvöze konmamış, yeni doğmuş bir bebek gibi…Yeni iktidarın adı Joseph Vissarionovich Dzhugashvili yani bilinen adıyla Stalin’dir. Stalin ülkesi adına gerçek bir yurtseverdir. Her gerçek yurtseverin, yurt sevgisini abarttığında düştüğü baskıcı, şöven-milliyetçi tuzağa... Devamını Oku
  Hz. Muhammed’in inandığını uygulama konusunda ne denli başarılı olduğunda hemfikirdir  Arap sanat tarihçileri. Konu şiir olunca da, şöyle bir değerlendirme yaparlar: “Güzellikten, şaraptan ve kahramanlık figürlerinden hareket alan Arap şiiri, artık âyet ve hadislerin bildirdiği tartışılmaz gerçeklerden söz ediyor ve bunun dışında kalanlara din düşmanı yaftası giyindirilip toplumdan... Devamını Oku
Şiir üzerine ne tanımlamalar bitmiştir bu güne kadar, ne de yazıla yazıla tüketilebilmiştir büyülü dizeler. Dönem dönem kılık değiştirmiştir şiir. Bir üst üste yazılmıştır, bir yan yana. Bir heceleri sayılarak yazılmıştır, bir seslerin birbirini kovalaması önemsenmiştir. Ama ne biçime girerse girsin; insanoğlu, yazıyı bile keşfetmeden ve henüz şimşeğe taptığı... Devamını Oku
Türk Tiyatrosu Dergisi’nin, Ekim-Aralık 1976 tarihli 422. sayısında oldukça ilginç bir yazı yayınlanır. Yazının adı,”Oyunlarım Üstüne…”  Yazansa Nazım Hikmet… Bu yazıyı 1962 yılında yazmış şair. Her ne kadar artık konunun uzmanlarınca ezbere bilinse de, işin heveslileri için bir tad oluşturacağını düşündüğüm için o yazıdaki –bence-bazı  ilginç ayrıntıları, sizinle paylaşmak... Devamını Oku
“İntihar, insanın kendi  varoluşu üzerine söyleyebildiği son sözüdür” (Karl Marx) 19 Haziran 1909’da, Tsugaru Yarımdası’ndaki Kanagi kasabasında, Japonya’nın politik olarak yol almış, aristokrat ve saygın bir ailesinin, 12 çocuğundan, onuncusu olarak doğan bir çocuk; gerek yazdığı romanlar ve kısa hikâyelerle ve gerekse akılları zorlayan ‘hayata ve tüm statükocu sistemlere... Devamını Oku
“… canım yazmak istiyor; yazmanında ötesinde, yüreğimin derinliklerinde yatan bir sürü şeyi gün ışığına çıkarmak istiyorum.”  (Anne Frank) Oldum olası yazı yazmayı sevdim. Hep sevdim, hep … Bunca yıldan sonra (İlk yazımı sanırım ilkokul sıralarında yazmıştım.) şunu iyice anladım ki, yazmak için okumak -hatta çok okumak- gerekirmiş. Ancak okuduktan... Devamını Oku
Hepimiz, Orhan Veli’yi, genç yaşında hayata veda etmiş büyük bir şair olarak biliriz değil mi? Kuşku yok ki, Türk şiir sanatının en devrimci kalemlerinden biridir Orhan Veli…  Ancak, dönem değiştiren bu güçlü rüzgârın, aynı zamanda büyük bir çevirmen, folklor derleyicisi ya da düz yazıcı olduğunu çoğumuz bilmeyiz. 36 yıllık... Devamını Oku
Cahit Sıtkı Tarancı’yı hepimiz daha çok bir şair olarak bildik. Şiirlerindeki yalnızlık duygusu ve hüzünden kimi zaman yüreğimizin ucu yandı kavruldu, kimi zamansa onun münzevi haline kederlenip, onun pek az coşkulu şiirlerini bağıra bağıra okuduk sevdiklerimize. Oysa ki Cahit Sıtkı, şiirlerinin yanında, para kazanacak kadar iyi bir düzyazıcıdır aynı... Devamını Oku
  1909 yılında, tayin edildiği Selanik Üçüncü Ordu subaylarından, (şimdi Bulgaristan toprağı) Razlık kasabasının Yakorit Köyü savunmasından sorumlu bölük komutanı ve edebiyata düşkün Osmanlı Ordusu subayı Ömer Seyfettin, 28 Ocak 1911’de, çok sevgili dostu ve Selanik’te ‘Hüsn-ü Şiir’ adlı bir dergi yayınlayan  Ali Canip (Yöntem) Bey’e, öfkeli bir mektup... Devamını Oku
“Haydi Abbas, vakit tamam / Akşam diyordun işte oldu akşam  / Kur bakalım çilingir soframızı / Dinsin artık bu kalb ağrısı (…) Katıp tozu dumana / Var git / Böyle ferman etti Cahit / Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan / Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” ‘Beşiktaşlım’ diye hafızalarımıza kazınan... Devamını Oku
Türk şiirinde, ölüm ve yalnızlık deyince akla hemen Cahit Sıtkı Tarancı gelir. Evet, bu tema üzerine çok şiiri vardır Tarancı’nın… Ama yine de onu, “doğuştan mutsuz, hüznün bencil kralı, toplumdan kaçan ya da umutsuz bir aşk yoksulu” olarak görmek haksızlıktır bence. Cahit Sıtkı, 30 yaşındayken, en yakın arkadaşı Ziya... Devamını Oku
“Herkes dünyaya, önüne oturduğu bir pencereden bakar. Biri şu pencereden, bir başkası öteki pencereden…Şair ise dünyaya bir tek pencereden değil, damdan bakan kişidir…” Cahit Sıtkı, 18 Ocak 1954 günü felç  geçirir ve konuşma dahil bir çok yetisini kaybeder. Oysa ki hayatı boyunca aynalarla konuşan şairin sarsıntılı gemisi, sığınacak, aşk... Devamını Oku