Dada anlayışı kendini ilan etti, bir de uygun bir isim buldu ya, şimdi sıra eylemlere gelmiştir. Ne yapmalı ki bu yeni ses çok uzaklardan da duyulsun? Tabi ki acilen bir dergi çıkarılmalıdır. İşte Litterature bu anlayışla doğar… ( Bu dergi sanat tarihinin en ünlü dergilerinden biri olarak kabul... Devamını Oku
  1900’lerin başında dünyayı etkileyen en önemli iki olaydan biri, 1917 Rus Bolşevik Devrimi, bir diğeriyse Birinci Dünya Savaşı’ydı. Bu iki etkilenim merkezi ; politik, ekonomik ya da coğrafi dengeleri değiştirdiği gibi dünya sanatını da tam karnından vurmuştu. Bu darbe sanatta başlıca iki eğilime neden oldu: Birinci eğilim, çağın... Devamını Oku
Baykuş’taki üç fotoğrafın hikayesi Bir önceki yazımda, Baykuş’la ilgili yazılan olumlu olumsuz makalelerden, eleştirilerden söz etmiştim. Herkes, eline yabanıl bir yaratık geçirmiş gibi, savunmasız ilk özgün oyunumuzun orasını burasını çekeleyip dururken; bu fırtınanın içinde kalan 24’lük genç yetenek Muhsin Ertuğrul bu günlerdeki eleştiri kılığındaki gaddarlığı ömrünce unutmayacak, seneler onu... Devamını Oku
Gazete eleştirilerine geçmeden önce, oyunun hemen bitiminde Halit Fahri’yi epey üzdüğünü tahmin ettiğim bir anısını yazmak isterim. Oyunun oynandığı dönem, en popüler gazetelerden biri Tasvir-i Efkar’dır ve o gazetede gece muhabiri olarak çalışan Ali Naci (Karacan) Bey, Halit Fahri’nin Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşıdır. Neyse uzatmayalım, oyun biter bitmez Ali... Devamını Oku
Ve İlk Yerli Oyunumuz ‘Baykuş’ Tarih Sahnesinde Tepebaşı Kışlık Tiyatrosunda Baykuş 3 Perdelik Manzum Masal 1333 Senesi Martının ikinci Cuma günü badezzuh, saat ikide yalnız hanımlar için ve Gece saat dokuzda Umum için 2 Mart 1917’deki matine yani sadece hanımlara yapılan saat ikideki gösteri neredeyse sorunsuz geçiyordu ki; küçük... Devamını Oku
  Türk Tiyatrosu tarihinde bir ilk gerçekleşiyordu. “Baykuş”un oynanmasına karar verilmiş; sırada rol dağılımı vardı. Türk Tiyatrosu o denli cılız, o denli ihtiyaç sahibiydi ki, bu iş daha fazla uzatılamazdı. Derhal rol dağılımı yapılmış; oyunculara ne kadar para verileceği bile kayıt defterine işlenmişti. Adı                                     Maaşı(Kuruş)                          Temsiller Başlayınca Adriyen Hanım                               ... Devamını Oku
DARÜLBEDAYİ’NİN OYNADIĞI İLK YERLİ OYUN ; – B A Y K U Ş – (1) “DARÜLBEDAYİ DEVRİNİN ESKİ GÜNLERİNDE” “Susunuz! Ben baharı sis görürüm  Karakış serpiyor cihana ölüm Geziyor her tarafta bir canavar  Şimdi baykuş sesiyle fırtına var (…)  Kar yağıyor dağda, kırda kalmaz yem O zaman bir derin... Devamını Oku
“İkimizin gölgesi sanki birdi / Birbirimizi nasıl sevdiğimiz kolayca görülebilirdi ” 1937 yılında, Almanya kitapçılarının vitrinlerindeki bir şiir kitabı diğerlerine göre daha çok dikkat çekmeye başlar. Kitabın yazarı Hans Leip 44 yaşındadır ve 1. Dünya Savaşı’nda Ruslara karşı Karpatlar Cephesi’nde dövüşmüş eski bir askerdir. Kitabın adıysa “Das Lied Eines... Devamını Oku
Ülkemizde Tiyatro-Bağnazlık Çatışması ve Muhsin Ertuğrul’la ‘Ötekiler’ in   İt Ürür, Kervan Yürür   Darülbedayi’nin Okuma Kurulu’nun kaldırılmış olması yıllar yılı süren dolaylı ve dolaysız tartışmaları getirmiştir. 20 Şubat 1930 günü savaşa çok tanıdık biri daha katılır. Nedeni bilinmez ama katılır işte. Cumhuriyet Gazetesi’nde Peyami Safa, Server Bedii takma... Devamını Oku
Ülkemizde Tiyatro-Bağnazlık Çatışması ve Muhsin Ertuğrul’la ‘Ötekiler’ in   SANATIN AYDINLIĞI, KARANLIK GÖLGELERE KARŞI Konu; hocanın Darülbedayi’nin başına geçtikten sonra Darülbedayi Edebi Kurulu’nun kaldırılıp, o güne dek vodvil ve melodram oynayan tek tiyatromuzun bir devrim sürecine girmesi ve kapının dışında kalan yazar ve gazetecilerle, Muhsin Ertuğrul’un, hocayı yerinden uzaklaştırmak... Devamını Oku
Ülkemizde Tiyatro-Bağnazlık Çatışması ve Muhsin Ertuğrul’la ‘Ötekiler’ in    “Bir kentin tiyatrosu kapanırsa, o kent yaşamıyor, karanlığa gömülüyor demektir” Ülkemiz tiyatrosu ne yazık ki gelişmiş ülkelerdeki gibi bir ihtiyaçtan doğmamış, aksine bir özenti ve kopyalama yoluyla tohumlanmıştır. Henüz kuruluş dönemlerinde devşirme bir zihniyetle ; ait olduğu toplumun yapısı hesaplanmadan... Devamını Oku
Peyami Safa, bir yazısına istinaden Aziz Nesin’e; “ Bir mizahçının her gün gittiği mevzularda fikir beyan etmesi, bir cambazhane ibişinin dünya ahvaline dair konferans vermesine benziyor. Güldürmüyor, gülünç oluyor …” demesi üzerine, Aziz Nesin sinirleniyor ve epey bir zamandır önüne gelene çamur attığını düşündüğü Safa’ya cevaben bir dizi yazı... Devamını Oku
1930’lu yılların başından itibaren, tüm dünyayla birlikte ülkemizde de yükselen faşizm özentisi, Türk basınında zararsız fikir çatışmaları şeklinde gelişirken, aniden ünlü bir yazar bir yazısıyla tüm dikkati üzerine çeker. Bu yazar Peyami Safa’dır. 3 Nisan 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Serseri Yahudi” başlığıyla bir yazısı yayınlanır Safa’nın. Yazısında özetle, “... Devamını Oku
Resimli Ay dergisinde başlayan, Nâzım ve ‘diğerleri’ arasındaki edebiyat savaşları yüzünden doğan tedirginlik öyle boyutlara ulaşmıştır ki, Nâzım’ı sevenler, destekleyenler bile kontrollü konuşmaya başlamışlardır. Örneğin eski dost Yusuf Ziya (Ortaç); “Nazım, put kırıyorum derken pot kırıyor. Yaptığı barbarlıktır” derken, Alay Köşkü (*şairlerin şiir okumak için buluştukları mekan) toplantılarındaki Nâzım’ın... Devamını Oku
  Bugün sizi uzak bir yolculuğa çıkaracağım. Edebiyatın bütün toplumu doğrudan ilgilendirdiği, sözcüklerin birer mermi gibi havada uçuştuğu muhteşem günlere gideceğiz. 1929 – 1935 yılları arasında kopan bir edebiyat meydan savaşına … Bu savaş ki; bugün inandığımız yazar ve şairlerin kimlik olarak model alındığı günlerdeki duruşlarını anlatır. Elbette ki... Devamını Oku
Önce 1964’ün en önemli sanat gündemi kabul edilen “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyunun yarattığı etkiden ve buna bağlı gelişen şeylerden söz edelim biraz. 1964 kışında Türk tiyatrosu tarihi için çok önemli bir şey oldu. Haldun Taner’in yazıp, Yalçın Tura’nın müziklerini yaptığı Türk oyun yazarlığının gururu olan Keşanlı Ali Destanı,... Devamını Oku
“İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere Ver Lefter’e yaz deftere” (Bedri Rahmi’den – Dol Karabakır Dol)         Hep ağır konulardan söz edecek değiliz ya… Bu... Devamını Oku
İngiliz incelemeci Orlando Figes’in “Karanlıkta Fısıldaşanlar – Stalin Rusya’sında Özel Yaşam” adlı kitabında hem Simonov ve ‘Bekle Beni’ şiiri, hem de dönem psikolojisi epey uzun biçimde incelenir. Kitabın neredeyse 75 sayfa ayırdığı bu şiir ve şiirin bu kadar sevilme nedeni şaşırtıcıdır. Özetle diyor ki kitap: “… Rus halkı Stalin... Devamını Oku
“Tanrım neden bize bunları yapıyorsun? Günlerden beri boş binaları almak için kan döktük. Ölülerimiz hala sokaklarda, kuyularda yatıyor. Çoğu tanınmayacak durumda. Öğleden geceye kadar kanlı çarpışmalar sürüp gitti. Sekiz gün süren çatışmalardan sonra Stalingrad sokaklarının uzunluklarını artık metrelerle değil ölülerin boylarına bakarak ölçüyoruz… Stalingrad artık bir kent değil …... Devamını Oku
  “KENDİ BAHÇESİNDE DAL OLAMAYANIN BİRİ GİRMİŞ BAHÇEME, AĞAÇLIK TASLIYOR”            “Aşka gönül ile düşersen yanarsın  Zekâ ile düşersen kavrulursun  Akıl ile düşersen çıldırırsın  Duygu ile düşersen gülünç olursun Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin…  Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç!” O şaire neler denmedi ki; şiir mühendisi, matematiğin... Devamını Oku
“Düşlediğin dünyayı yaratmalısın  Çizmelisin en güzel insanı  En haklı dizeyi bağırmalısın (…)  Ateşin düştüğü yere  Şairsen tez varmalısın.” 1949 yılında, Erciyes Dağı’nın bir muhafız gibi koruduğu Kayseri şehrinin İncesu ilçesinde doğar şair Mehmet Büyükçelik. Doğumda annesini kaybeden şair, hiç kokusunu duymadığı annesini şiirinde koklar ancak. Öyle bir koklar ki... Devamını Oku
ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ; SAİT FAİK -2- ”Sana nasıl bulsam , nasıl bilsem / Nasıl etsem, nasıl yapsam da / Anlatsam şu kiraz mevsiminin / Para kazanmak mevsimi değil / Sevişme vakti olduğunu…” Sizi bilmem ama bu dizeleri ne zaman okusam, kanımda küçük adamların ayağa kalkıp el çırptığını hissediyorum ben.... Devamını Oku
 “ÖLMÜŞ SAİT / ÜŞÜR BALIKLAR HİKÂYELERDE” -1- Önümüzdeki Perşembe günü, yani 11 Mayıs, Sait Faik’in ölüm yıl dönümü… Sait Faik 63 yıl önce 11 Mayıs 1954 günü aramızdan ayrılmıştı. Hem de gencecikken, daha 48 yaşında… 15 Mayıs 1955’te, Vatan gazetesinde yayınlanan bir şiir, bilenlerin kederini daha da artırırken, bilmeyenleri... Devamını Oku
Eğitim alanında yapılan ilk anlaşma, 27 Aralık 1949 tarihinde Türkiye ve ABD Hükümeti arasında ‘Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkında’ yapılan anlaşmadır. ‘Fulbright Anlaşması’ olarak da bilinen bu anlaşma, niyeti elli metreden bile anlaşılan ama nedense o dönem karşı durulmamış, tuhaf bir yaptırımı da getirip, burnumuza dayar.     Antlaşmanın birinci... Devamını Oku
Dilsiz bir çocuğu öldürmek ; köy enstitülerine linç girişimleri -5-
TRUMAN DOKTRİNİ / MARSHALL PLANI VE KÖY ENSTİTÜLERİ KIYIMINA HAZIRLIK (1) “Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler.... Devamını Oku
  1949 yılının Nisan ayında, Düziçi Köy Enstitüsü’nde, enstitüleri karalamak ve kapattırmak için, daha sonradan toprak ağalarının tezgâhladığı anlaşılan çok çirkin bir komplo hazırlanır. Sözüm ona Emin Sazak Ağa’ya gönderilen bir mektupta; enstitülerin ‘milli duyguları’ hiçe saydığı ve bu konuda yana-döne yardım istediğini anlatır bölge insanları. Sazak Ağa’da, bu... Devamını Oku
  Köy Enstitüleri ve toprak ağalarının çekişmesi, çoğu milletvekili de olan toprak ağalarının karalama kampanyalarıyla TBMM’ne taşınır. Bu savaşın sembol isimlerinden Eskişehirli toprak ağası Emin Sazak ( Eskişehir Milletvekili) ve doğulu toprak ağası Kinyas Kartal ( Van Milletvekili) bu savaşın bayraktarlığını yapan isimlerdir. Bakın Kinyas Kartal yıllar sonra bir... Devamını Oku
“BUNLARIN HER BİRİ KENDİNİ ATATÜRK SANIYORLAR”; AĞALARIN TELAŞI 17 Nisan 1940 tarihinde yürürlüğe giren Köy Enstitüleri Yasası’nın büyük tartışmalar yaratan, ‘Enstitüye köylü çocuklar alınır’ maddesinin yanı sıra; kavgalara yol açan bir diğer kanun taslağı maddesi  de, 10 numaralı maddedir. Bu madde; mezun olacak köy öğretmenlerinin görev ve sorumluluklarına ait... Devamını Oku
“KÜLTÜR SAHASINDA AZ GÖRGÜLÜ YARI MÜNEVVER ÇOCUKLARIN SAVAŞI” “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri, zor ve gerçek olanı. Öbürü kolayı, oyun olanı… Topraksızı topraklandırmadan, işçiyi sağlama almadan, halkı esaslı eğitmeden olmaz. Birincisi, köklü değişim ister. Zordur ama, gerçek demokrasidir. İkincisi, sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı, işi olsun olmasın;... Devamını Oku
Bu yazıda Muzaffer İzgü’yü ‘çocuk’ dünyasının içinde arayacağım. Onun hayatında beni çok etkileyen ve ne olursa olsun, yüzünden çekip alamadıkları, milyonlara yaptıkları gibi ifadesiz taş parçası gibi bir ifadeyi getirip Muzaffer İzgü’nün yüzüne neden yapıştıramadıklarından, ondaki sonsuz çocuğu neden büyütemediklerinden söz edeceğim. Dilim döndüğü, aklım erdiğince…     Bir... Devamını Oku
Sait Faik’le ilgili çalışma yapan; onunla ilgili bir film, bir oyun izleyen ya da bir biyografik çalışma okuyan herkes, ülkemizin yetiştirdiği en bereketli, en alçakgönüllü öykücüsünün yazdığı “Çelme” adlı öyküsü yüzünden başının derde girdiğini de bilirler. Bilirler bilmesine ya, bu bilmenin ayrıntısını merak edip;  “O öykü nedir, ne anlatır,... Devamını Oku
Ioan Alexandru Bratescu- Voineşti , 1 Ocak 1868’de, Romanya’nın Targovişte kasabasında doğup, 14 Aralık 1946 tarihinde, başkent Bükreş’te ölen ünlü bir Romanyalı yazar ve siyaset adamı. Daha çok bir hikâyeci olarak iz bırakmıştır. Ülke edebiyatında sözü edilen üç edebiyat anlayışından; ‘Junimea’ anlayışının kurucusu, ünlü yazar ve dergici Titu Maioresco’nun... Devamını Oku
“Önemli olan makine değil, arkasındaki adamdır. İyi fotoğrafçı dikiş makinesiyle de fotoğraf çeker. İyi bir makineyle iyi fotoğrafçı olunmuyor, yani en iyi daktiloyu aldın diye büyük yazar olamazsın.” Fotoğraf alanında, dünya çapında gururumuz Ara Güler, bir söyleşisinde böyle diyordu gazetecilere… Fotoğrafın bir sanat olmaktan öte, bir görsel tarih kayıtlayıcısı... Devamını Oku
“Tiyatro, yetiş imdadıma!  / Suskunum, çöz dilimi, unuttum, hatırlat bana Uyuyorum, uyandır beni  / Karanlıkta kayboldum, bir ışık yak, yol göster bana” Bugün 27 Mart… Tiyatro Bayramı…     Dünyadaki her türlü barbarlığa karşın, insanca bir umudun adı olan bu güzeller güzeli gün hepimize kutlu olsun. Canavarları insanlaştıran, hayâl... Devamını Oku
  “Zamanında dünyanın 8. harikası olarak tanıtılan, düşüşe geçtiği dönemlerde bile Fransa’da Jeanne d’Arc’tan sonra en ünlü, en tanınmış kişilik olarak nitelenen, yaşadığı dönemde, dünyanın her şehrinde krallar ve savaş kahramanlarından daha fazla, günümüzde yaşasaydı, Elvis Presley ve Beatles’ları bile kıskandıracak heyecan ve coşkuyla karşılanan, imparatorların, kralların önünde diz... Devamını Oku
“O ki, yeryüzünün en şerefli kılıcını taşıdı. O kılıcı hep hakkı ve vatanı savunma uğrunda kullandığı için. Fakat onun eli kılıcın kabzasından çok kitabın cildini tuttu.”  İsmail Habib Sevük (1892-1954) Mustafa Kemal askeri okul öğrencisidir. Dönem karmakarışık… Bir yanda eriyen padişahlık, bir yanda özgürlük fikrinin cazibesi açıktan açığa savaşa... Devamını Oku
3 Mart 2017 günü sevgili dostum Yrd. Doç. Dr. Mete Çubukçu’nun daveti sonucu, Karşıyaka Çarşı Kültür Merkezi’nde bir gösteriye gittim. Gösteri olağandışı bir gösteriydi. Evet, özünde bir tiyatro oyunuydu ama… bu başka türlü bir gösteriydi. Çoook uzun zamandır akmadığı için içimde sızılara neden olan gözyaşlarım, artık umudu yaz dereleri... Devamını Oku
“En kötüsü sahip olmadığın şeylere ait olmandır.” Modernizm ve elektronik iletişim, insanda, her ne kadar teknolojik ilerlemenin verdiği rahatlığı yaşatsa da, tinsel doyumsuzlukları ve yabancılaşma kavramının sancılarını da yaşamak zorunda bırakmıştır. Bir yanıyla paranın sağladığı avantajlarla başka ülke ve başka kültürlere ulaşsa bile, diğer yanıyla bürokrasinin, kişinin varlığını çepeçevre... Devamını Oku
“Sosyalistler her şeyden önce bilmelidir ki, ekonomik bağımlılık veya bağımsızlık, sosyal kölelik veya özgürlükle ilintilidir… İşçiler kapitalistler tarafından nasıl boyunduruk altına alınmışlarsa, kadın da erkek tarafından öylesine boyunduruk altına alınmıştır ve ekonomik özgürlüğüne kavuşmadığı sürece de öyle kalacaktır… Kadın işçiler kadının özgürlüğünün ayrı değil, büyük sosyal sorunun bir parçası... Devamını Oku
  Hem ‘’Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları’’ topluluğuyla hem de Darülbedayi başrejisörlüğüyle, Türk sahnelerine dünya yazarlarını getiren büyük hocamız Muhsin Ertuğrul, 1927’de İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı olan Muhittin Üstündağ’ın desteğiyle bir kez daha kolları sıvadı tiyatro için. Zaten Mayıs 1925’te dağılan kendi tiyatro topluluğunun başlattığı ama yarım kalmış dünya... Devamını Oku
 111 NUMARALI ÇOCUĞUN ÖDEVİ; “DALAĞA DEĞİL, KAFAYA HİTAP EDEN TİYATRO” 1892, İstanbul… Tiyatro düşkünü Hüsnü Bey, üç kızdan sonra bir erkek çocuk sahibi olur. Hüsnü Bey ki; Divanyolu’nda Arif’in Kıraathanesi’nde Meddah İsmet Efendi’ye, Büyük Kahve’de Hayalî Kâtip Salih Efendi’ye gidip gelen, çağının entellektüeli saygın bir İstanbul efendisidir. Oğlu henüz... Devamını Oku
‘’Kûyunda senin dâima uryan olayım tek / Cennette banâ hulle- û destâr gerekmez.’’ (*Cennette günahsızlara giydirileceği söylenen süslü elbiselerde gözüm yok. Senin yanında,           yakınında olayım da, ömrümce çıplak olmaya bile razıyım) diyordu Mihrî Hatun (1460-1506). Vakit 1400’lerin ikinci dilimi. Osmanlı devletinde din baskısı, geleneksel toplum yapısı bir de üstüne... Devamını Oku
“Hem sözü, hem fikri nâsın(halkın) kontrol altındadır, / Kimseler Türkiye’de bu hale mâni olmuyor; / Eskiden derlerdi ki: ‘’Gümrük alınmaz lâftan’’, / Şimdi sansör(sansürcü) yüzde yüz gümrükle kani olmuyor.”  (Şair Eşref)     1893 Mart’ında Encümen-i Teftiş ve Muayene Kurulu’ndan ‘’Kızılkuyruk’’ lakablı Ebülmukbil Kemal başkanlığında Ahmet Arifî, Behçet ve... Devamını Oku
  Yakın zamanda, ABD Milli Arşivi’nde çalışan; Norman J.W. Goda ve Richard Breitman adlı iki Amerikalı üniversite profesörü tarafından bir rapor hazırlanır. Adı; ‘Hitlerin Gölgesi…’  Şimdiye kadar bilinmeyen ya da ayrıntısıyla ortaya konmamış  Nazi savaş suçları ve suçlularını tarihin önüne çıkarmayı amaçlayan bu raporda, son derece ilginç bir ayrıntı... Devamını Oku
  Faşizmin Türkiye siyasetine etkisi ve ardı sıra gelen kavgaların kökünü, İkinci Dünya Savaşı döneminde aramak çok yanlış bir bakış açısı olmasa gerek… Bu konuda çalışan birçok toplumbilimci ya da incelemeci Türk siyasetinde faşizmin doğuşu, gelişimi ve sonrası üzerine dikkat çekici saptamalar yapmışlardır. Örneğin, gerek Türk siyasi tarihinin bugünümüzü... Devamını Oku
  “Yasaklanmış kitaplar odunlar gibi yığıldıktan sonra, birbiri ardı sıra yürüyen dokuz çığırtkan, yemin eder gibi, suçlayıcı, arındırıcı ve ahlakçı sözler söyleyerek ilerlemeye başladılar. Sırayla Marx, Freud, Heinrich Mann gibi seçkin düşünür ve yazarlara karşı kinlerini dile getirdiler… çağrılardaki sloganlar 2. Wilhelm’in konuşmalarındaki ana sözcükleri anımsatıyordu: Marksizme karşı milliyetçilik,... Devamını Oku
Kudüs’te bulunan The Van Leer Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdüren Stefan Ihrig adlı bir incelemeci, Nazilerin Atatürk ve Türkiye algısını, etnik temizliğin bu algıdaki rolünü ve Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı süresince Naziler tarafından nasıl görüldüğünü anlatan bir kitap yazar; ‘Ataturk in the Nazi Imagination…’ ‘Nazi Algısında Atatürk’ diye Türkçeye çevirebileceğimiz kitap;... Devamını Oku
1876 yılında Darüşşafaka Lisesi, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun dikkatini çekecek kadar önemli olaylara sahne olmuştu. Adı sürgün ve hürriyet şairi olarak anılan Namık Kemal’in şiirleri, bütün Darüşşafaka öğrencilerinin dilindeydi. Okul gözlem altına alınmış ve suçlu avına çıkılmıştı. Aramalar, taramalar derken, okulun muhasebecisi Hayrettin Bey adında bir adam yakalanır ve sorgusundan... Devamını Oku
Gerçek adı Miklós Glatter… 5 Mayıs 1909’da doğan bir Macar Yahudisi… Öğretim üyesi ve şair… Doğumundan kalan bir iz onu 35 yıllık kısacık hayatı boyunca yalnız bırakmaz; sanki, ikizi ve annesi, o yaşasın diye ölür doğum sırasında, onun yüreğindeki sızı, aç bir bebek gibi ömrünce bağırır, hiç susmaz… Onun... Devamını Oku
  Yahya Kemal hafta sonları genç Nâzım’a “şiir dersleri” vermek için, Celile Hanım’ın evine gidip gelmektedir. Bu gidip gelmeler, Nâzım’ın annesi ve İstanbul’un en güzel kadınlarından biri olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaşmasına neden olur… Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nâzım’ın ve Necip Fazıl’ın da öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde... Devamını Oku