Tarihi eser kaçakçılığı, Türkiye’nin acı bir gerçeği. Kim ne derse desin, tarihe sahip çıkmak gibi bir kaygımız yok. Bizim için varsa yoksa Osmanlı İmparatorluğu....

Tarihi eser kaçakçılığı, Türkiye’nin acı bir gerçeği. Kim ne derse desin, tarihe sahip çıkmak gibi bir kaygımız yok. Bizim için varsa yoksa Osmanlı İmparatorluğu. Anadolu’da yaşayan diğer uygarlıkların hiçbir değeri yok. Selçuklu da buna dahil, İon Devleti de… Hazine bulmak için tarihi yerleri, arkeolojik sitleri, tarlaları, bağları, bahçeleri delik deşik etmekten başımız döndü. Bu da yetmedi, bulduklarımızı da bir bir satmaya başladık. Nasıl bir kültür mirasının üzerinde oturuyorsak, o kadar yıl geçti hala yerden tarih çıkıyor.

Bilimsel olarak arkeolojik kazıyı yapmak oldukça zor. Üniversitelerin de ilgili bakanlığın da bütçesi belli. Kasada para yok. Bulursanız bir gönüllü destekçi ne ala, yoksa 5 yıllık kazı oluyor 50 yıl. Doğaldır ki, define hırsızları o kadar yıl beklemiyor? Üstelik devletin kasasına gidecek parayı ne yapsın? İşin kolayı, alır eline tarama cihazı ile kazma -kürek, düşer yollara. Resmiyete girmesine de gerek yok çünkü işin prosedürü işi yapmaktan daha zor. Bir kazı için verilen izin sadece birkaç metrekare ile sınırlı. Öyle üç beş noktada aramayı falan unutun. Hal böyle olunca kim uğraşır devlet babanın bitmez bürokrasisiyle. Alır eline kazar adam. Bir şey bulursa da önce yurtdışı bağlantılı satmaya çalışır. Sonuçta o küçük beyniyle bilir ki para ve tarihe değer veren insanlar orada. Sonra bu durum bir şekilde öğrenilir ve bakanlık devreye girerse yıllar sonra dahi bu bir şekilde geri istenebilir. Eser, özel koleksiyona girdiği an her şey bitti. Üzerine soğuk suyu içersiniz. Bakınız, Zeugma Mozaiklerine ait 12 parçanın Türkiye’ye gönderilmesini öngören anlaşmaya.

Bir de işin komik tarafı, dürüst kalmaya çalışan, tarihi değeri olan şeylere saygı duyan vatandaşları da bir anlamda cezalandıran bir anlayışımız var. Bir süre önce Ardahan’da bulunan Polonya asıllı Rus Yarbay Karl Karloviç Rjepetski’i hatırlarsınız. Adamcağızın tabut içindeki cenazesi hem barındırma sorununa hem de diplomatik krize dönüştü. Yarbay Rjepetski cenazesinin böyle ortalarda dolaşmasını ister miydi bilemiyoruz ama yıllarca çok fazla çürümeyen cenaze, yakın zamanda tümüyle ortadan kalkacak. Bu, işin bir yanı. Öbür tarafı tam bir komedi. Nasıl mı? Cenazenin bulunduğu arsanın sahibi adamcağız geçtiğimiz günlerde basına bir açıklama yapmış ve demiş ki: “Arazimizi kullandırmıyorlar, muhatap da bulamıyoruz. Daire yapımı için anlaştığımız müteahhit de durum böyle olunca işten vazgeçti.”

Olay özetle şu: Adamcağız, daha önce iki katlı binası olan yeri kat karşılığı müteahhite veriyor. Anladığım kadarıyla burası kentsel dönüşüm alanında kalıyor ve kira yardımı alarak başka bir yerde yaşıyor. Mezar ortaya çıkıyor ve her şey tepetaklak. Adamcağız ne inşaat yaptırabiliyor ne kira yardımı alıyor. En sonunda geldiği nokta ise “O zaman alsınlar burayı anıt yapsınlar” oluyor.

Neresinden bakarsanız adamcağız haklı çünkü tapulu mülkünde adamı mağdur ediyorsun. Şimdi o inşaatı yapan vatandaş ya da müteahhit bunu cenazeyi devlete haber vermeseydi bunu kim bilebilirdi? Ama işi usulünce yapmaya çalışınca da sonuç bu. Şimdi sen bunu okuyan vatandaştan tarlada çıkan küpü veya tarihi parçayı sana bildirmesini bekler misin? Kültür Bakanlığına bağlı il müdürlükleri ve buradaki ilgili personel yıl boyunca ne yapıyor gerçekten çok merak ediyorum?  Hani vatandaş olarak zaten tarihe bakışımız belli bari devlet baba insanlara bir çözüm bulsun. Bu haberleri okuyan adam, bundan sonra devlete bir şey söyler mi? Tarihi eser bulanlara mükafat veriliyormuş? Bilemedim, bugüne kadar kim bu mükafatı almış? O yüzden mi kaçak kazılar aldı başını gitti. Bu, bana biraz komik gibi geldi. Biz daha çok mozaik toplarız.