Teknolojinin artması en çok ‘freelance’ çalışanlara yarıyor. Herhangi bir kısıtlama olmaksızın, teknolojinin getirdiği olanaklarla iş üretmek, para kazanmak ve yatırım yapmak trend oldu, ama…...

Teknolojinin artması en çok ‘freelance’ çalışanlara yarıyor. Herhangi bir kısıtlama olmaksızın, teknolojinin getirdiği olanaklarla iş üretmek, para kazanmak ve yatırım yapmak trend oldu, ama… Ama, aynı zamanda kişinin yaptığı çalışmaların kimliksiz olmasına da neden oluyor. Sonuçta fikri hakların çok fazla korunmadığı bir ortamda, ‘freelance’ olarak üretilen değer, bedeli ödeyen tarafından satın alındığı için söz hakkı eser sahibinin hiçbir zaman olamıyor.

Bir süre sonra ise işin kimin tarafından yapıldığının anlaşılmadığından piyasa karmakarışık hale gelirken, hukuki anlamda kendini koruyabileceğini düşünen eser sahibi ise boşluğa düşüyor. Bu durum mesleğini ‘freelance’ olarak icra eden birçok kişi için hala geçerli. Bunu atlatmanın yolu, yapılan her işi kayıt altına alabilmek. En azından pratik anlamda eser ya da ürünle organik bağı kuracak köprüyü oluşturabilmek. Bu gerçeklemediği takdirde ‘freelance’ bilmecesiyle karşılaşmak olası.

Aslında herkesin hayali, kimseye bağlı kalmadan özgürce çalışıp çokça para kazanabilmek. Ama böyle bir gerçekliği yaşamak kendini ‘freelance’ olarak tanımlamanın çok ötesinde başka birikimlere de sahip olmayı gerektiriyor. Örneğin; iyi bir eğitim, maddi noktada iyi bir aile desteği, alanında uzman vizyon sahibi kişiler vb… Bunlara sahip olduğunuz vakit, kaygılarınız ve korkularınız da aynı oranda azalıyor.

Türkiye özelinde bazı gerçekler ise bambaşka. Yapılan işin niteliği ve niceliği ne olursa olsun, ‘freelance’ çalışan kişi, iş hayatında devletle fazla ilişki kurmak istemiyor. Hatta vergi ödemek istemeyen ve kendi adına ödenecek sigorta primlerini de almak isteyen ‘çalışan issizlerin’ sayısını da artırıyor.

Kağıt üstünde çalışmayan olarak gözüken kişi, bakıyorsunuz ki evinde 2-3 proje çiziyor, dergi yapıyor, el işiyle uğraşıyor. Bunların hemen hepsi, bir hizmet ve bunların alıcısı var. Ama ortada işi yapan yok, sadece sonuç var. Devlet baba sigortasız çalışılmaması yönünde ciddi mücadele veriyor ancak hayatın da bir gerçeği var ki; sigorta primini ödemek her zaman işverene zor gelmiyor bazen de bunun ödenmesi çalışana zor geliyor. Kendi içinde çelişki gibi ancak ‘freelance’ de böyle bir durum söz konusu.

Bunu aşmak için aslında devlet, belli formüller sunuyor ancak herkes buna yanaşmak istemiyor. İşin kötü tarafı, sizin çalışmak istediğiniz ve tecrübesine güvendiğiniz birisi, kağıt üstünde ‘sıfır’ gözüküyor. Hal böyle olunca; özellikle nitelikli eleman için verilen teşvik ve desteklerden yararlanamıyorsunuz.

‘Freelance’ ama işte böyle bir de boyutu var çünkü devlet baba, “Kazanç sağlayacaksan vergi ödeyecek, sigortanı yaptıracaksın” diyor. Normal, sonuçta her sistem belli ekonomik gerçeklikler üzerine inşa ediliyor. ‘Freelance’in durumu işte burada biraz karışık. İş hayatında bir şekilde sigortalı olmak gerekiyor. Hayatla ilgili güzel planlarınız olabilir ama hayatında sizinle ilgili bir planı muhakkak oluyor. Sizin planınız iyi olabilir ya hayatın ki? Onu kontrol etmek zor, o zamanda sıkıntı her yerde kendini gösterebiliyor. Sonuç olarak ‘freelance’ olarak yaptığınız işleri imkanımız ölçüsünde belgelendirin ve hayatınızın sonuna kadar bu şekilde yaşayamayabileceğinizi unutmayın. Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın…