Gerilimden beslenmek Gerilimden beslenmek
İzmir işini gücünü bırakmış, günlerdir Selçuk’taki İZBAN açılışında, Aziz Kocaoğlu’nun töreni terk etmesini konuşuyor. Her iki tarafın mensupları da burunlarından kıl aldırmıyor. Taraflar ise... Gerilimden beslenmek

İzmir işini gücünü bırakmış, günlerdir Selçuk’taki İZBAN açılışında, Aziz Kocaoğlu’nun töreni terk etmesini konuşuyor. Her iki tarafın mensupları da burunlarından kıl aldırmıyor. Taraflar ise “gerilimden beslenmenin dayanılmaz hafifliğini” yaşıyor. Önce tarafsız bir gözle olayı irdeleyelim. Bir kere proje ortağı olan Büyükşehir Belediye Başkanı’nı törene günler öncesinden resmi bir yazı ile davet etmemek, sonra da emrivaki yapar gibi çağırmak ve kürsüye davet etmek, gerilimin yayının baştan kurulduğu anlamına geliyor.

İkincisi Başkan Kovaoğlu kürsüye çıktığında, nispet yapar gibi, karşı tezahüratta bulunmak ve bu iş için Ödemiş Kaymakçı’dan Binali Yıldırım Fun Clup üyelerini getirmek veya gelmelerine ses çıkarmamak doğru bir davranış olmamıştır. Üçüncüsü, belki Başbakan protokol gereği böyle nahoş bir olaya müdahale edemeyebilir ama, hiç olmazsa evsahibi sıfatıyla Selçuk Belediye Başkanı Sayın Zeynel Bakıcı’nın seyirci kalması bardağı taşıran damla olmuştur.

 

Gelelim Aziz Bey’in gerilimi yükselten davranışına. Her ne kadar kızmış, sinirlenmiş, Başbakan’nın deyimi ile şekeri yükselmiş olsa da, sabredip krizi iyi yönetmeliydi. Adamlığı o kendini bilmezlere göstermeliydi. Ama maalesef  böyle olmamıştır. Aziz Bey kendinden bekleneni yapmıştır. Biz Aziz Başkan’nı bu hallerini, o koltuğa oturduğundan beri biliyor ve yaşıyoruz. Bırakın aykırı tezahüratı, kendisine hoşlanmadığı soruların sorulmasını bile hazmedemeyen, bir de çevresinin yalanlarına kolayca inanan Aziz Başkan, yine kötü bir sınav vermiştir. Halbuki Selçuk’ta “adamlığını” gösterir, oradaki kendini bilmezlere dersini verebilirdi.

İşte, güzelim İzmir, ne kaybediyorsa bu gerilim siyaseti yüzünden kaybediyor. Ortaklar kavga ediyor, ortak olmayanlar ise birbirini çekemeyip, ayağına çelme takmaya çalışıyor. Atı alan ise çoktan Üsküdar’ı geçiyor. Ne desek, ne söylesek boş…

 

 

Siyaset toz duman   

 

Bütün İzmir nefesini tutmuş “AK Parti’de neler olacak?” diye beklerken, bir anda CHP karıştı. Hem de çok fena. Malum delege seçimleri var. Çiğli’de “mavi liste” ile seçimlere giren İlçe Başkanı Zeynel Mertoğlu ile Belediye Başkanı Hasan Arslan, delege seçilmediler.

Bu durum, Başkan Arslan ve onun göreve getirdiği Mertoğlu’nun artık parti tabanı tarafından istenmediği şeklinde yorumlandı. Zor bir durum. Partinin ilçedeki iki başkanının tabanın desteğini kaybetmiş olmaları sonucu doğurur ki, 2019 için tehlike çanları çalıyor demektir.

Başkan Arslan, eğer o koltukta oturmaya devam etmek istiyorsa, bunu kalan 2 yılda telafi etmesi gerekiyor ki, imkansız gibi bir şey.

Bu arada, 2014’te başkan adayı yapılmayınca Aziz Kocaoğlu tarafından İZELMAN’a genel müdür yardımcısı yapılan Ali Rıza Koçer, Çiğli delege seçimlerinde “beyaz liste” ile önde çıkınca, İZELMAN’daki görevinden oldu. Aziz Kocaoğlu’nun Koçer’in siyasete müdahalesi ve Arslan-Mertoğlu ikilisini ezip geçmesi üzerine böyle bir karar alındığı ileri sürülüyor. Koçer de gardını alarak sessiz sedasız, Çiğli Belediye Başkanlığı’na aday olduğunu açıklayıverdi. Böylece Çiğli CHP’de güçler savaşı şimdiden başlamış oldu.

CHP’nin delege seçimlerinde hayli karışan diğer ilçesi ise Güzelbahçe. Orada da milletvekilinin eşinin parti koordinatörü olarak müdahil olduğu yaman bir savaş var. İlçe Başkanı Kazım Çam’ın Belediye Başkanı Mustafa İnce ile birlikte hareket ederek, “beyaz liste” için üyelere baskı yaptığı ileri sürülüyor. Ayrıca Uğur Yelekli gibi tecrübeli bir ismi listelere aldırmaması üzerine, bu isim de Çam’ı yaylım ateşine tuttu. Gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı tabii. Başkan Mustafa İnce, iki belediye çalışanını “mavi liste”ye destek verdikleri için sürgüne gönderdi. Bunlardan biri kadın olunca ortalık karıştı. Üstelik kadının WC görevlisi yapılması işin tuzu biberi oldu. Çiğli’de Koçer’e yapılanlar, bu kez Güzelbahçe’de yaşandı. Bu da tabii genelde “adalet” isteyen CHP’nin yerelde kendi mensuplarına neden adaletli davranmadığının kendi içinde sorgulanmasına neden oldu. Kısacası CHP’nin her zamanki halleri.

AK Parti’ye gelince kongre süreçleri henüz açıklanmadı. 18 Eylül’de başlayacaktı, ses seda yok. Şu sıralar, ilçe belediye başkan adayları konusunda nabız tutacak parti koordinatörleri bekleniyor.

Cumhurbaşkanı ve Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın defalarca gündeme getirdiği “metal yorgunluğu”nu üzerine alıp istifa eden de yok. Ne il ne de ilçelerden böyle bir hareket gelmeyince, iş genel merkeze kalacak gibi görünüyor. Başbakan Yıldırım’ın 8-9 Eylül İzmir ziyaretinde il başkanlığını ziyaret etmemiş, bir bakanını göndermiş olması manidar değil mi sizce. Ha bu arada, Ankara’daki Yerel Yönetimler toplantısında, Türkiye sathında birçok başkanı sahneye davet edilip Cumhurbaşkanı tarafından onore edilirken İzmir’den hiçbir belediye başkanına bir projeden dolayı plaket verilmemesi tuhaf değil mi sizce. Sahi AK Parti İzmir’de ne yapıyor?

 

Üniversitelerde neler oluyor?  

 

İzmir’in iki köklü, bir de genç bir üniversitesi var. Üçünün de rektörleri görevden alındı. Hadi iki vakıf üniversitesi FETÖ’den dolayı kapatılmıştı. Şimdi Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen üç rektöre ne demeli? Önce Ege’de Cüneyt Hoşcoşkun, ardından Katip Çelebi’de Galip Akhan ve son olarak da önceki gün Dokuz Eylül’de Adnan Kasman görevlerinden bir biçimde uzaklaştırıldılar. Biri ifade verirken, diğeri aranıyor. Sonuncusunun da ne olacağı belli değil. İnsan ister istemez soruyor, “Bu üniversitelerde neler oluyor?” diye… Asıl soru ise daha bir veya birkaç yılın doldurmayan bu rektörleri, Cumhurbaşkanı’na tavsiye eden kim veya kimler? En azından onlardan da bir hesap sorulması gerekmiyor mu?

 

Bu habere henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir