Ekim ayını bitirmemize çok az bir zaman kaldı. Ancak henüz “Sonbahar geldi” diyemiyoruz. Hava günlük güneşlik, yağmurdan eser yok. Mevsimlere neler oluyor? Kavuran sıcaklar...

Ekim ayını bitirmemize çok az bir zaman kaldı. Ancak henüz “Sonbahar geldi” diyemiyoruz. Hava günlük güneşlik, yağmurdan eser yok. Mevsimlere neler oluyor?

Kavuran sıcaklar ve dondurucu soğuklar, çölleşme ve sel baskınları, buzulların erimesi, bazı türlerin neslinin tükenmesi… Bu sorunların hepsi, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin bir sonucu. Yıllardan beri bilim adamlarının bahsettikleri bu kehanetler, birer birer gerçekleşiyor. Hem de çok kısa bir süre içinde. Peki sorunun boyutu nedir?

Orta yaş sınırını geçmiş olan herkes, iklimin son zamanlarda değişiklik gösterdiğinin farkında. Toplum içinde bu konuyu sık sık dile getiriyoruz.

Eskiden kışlar günümüzdeki kadar sert geçmezdi ya da yaz ayları bu kadar sıcak olmazdı. Geçtiğimiz sene, Haziran ayında görülen serin hava ile Eylül ayında görülen sıcak havanın, mevsim normalleriyle ilgisi bile yoktu. Uzun süren kuraklık dönemlerinin hemen ardından başlayan aşırı yağışlar da cabası…

Vatandaşın bile kolaylıkla fark ettiği bu sorunlar, birçok bilim insanının üzerinde hassasiyetle çalıştığı büyük bir başlığın altında toplanıyorlar: Küresel Isınma

TABLO ENDİŞE VERİCİ

Küresel ısınma kavramı, aslında yeni bir kavram değil. Geçmişi en az 30 yıl öncesine dayanıyor. Sanayileşme, petrole olan bağımlılığımız, kontrolsüz kentleşme gibi problemlerin beraberinde getirdiği çevre kirliliğinin bir sonucu. Aslında problem bu kadar basit değil ama akılda kalması için sürekli olarak bu noktalar vurgulanıyor. Henüz 30 yıl önce bir şeylerin ters gittiğini fark edip, dünyamızın geleceğinin ne olacağını araştıran bilim insanları, şimdilerde bu araştırmanın meyvelerini topluyorlar.

Gelişen teknolojinin de yardımıyla düzenli olarak alınan uydu görüntüleri, yapılan hassas ölçümler sorunun boyutunu rakamlarla anlatıyor. Ortaya çıkan tablo endişe verici. Yapılan araştırmalar dünyanın ikliminin, insanoğlunun varlığından çok önce bile değiştiğini ortaya koyuyor. Ancak kaygı verici asıl problem, günümüzdeki iklim değişikliğinin daha önce hiç olmadığı kadar kısa bir sürede gerçekleşmesi. Uzun lafın kısası, var olan denge hızla bozuluyor.

İklimdeki bu büyük değişikliği net olarak görebilmenin en kolay yolu, buzullara bakmaktan geçiyor. Alpler, Himalayalar ve kutuplardaki buz kütlelerinin yıllardır ölçümünü yapan bilim insanları, özellikle son 10 yılda erimenin hızlandığını belirtiyorlar. Bu erime, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açıyor. Denizlerdeki su seviyesi her sene 3,3 milimetre yükseliyor. Kulağa küçük bir oran gibi görünse de seviyenin yükselmesinden dolayı, denize kıyısı olan bölgeler ve adalar büyük risk altında. Hayatları, kutupların hassas iklimine bağlı olan hayvanlar da tehlikede. Okyanus ve denizlerdeki dengenin değişmesi, okyanusların oksijen kaynağı olan mercanların ölmesine neden oluyor. Mercanların ölmesi, onlarla beslenen ve onlara sığınan deniz canlılarının da sonu demek. Birbiriyle bağlantılı bu sorunlar devam ediyor. Doğada sadece bir şeyin bozulması, domino etkisi yaratarak her yere yayılıyor.

ÜZERİMİZE DÜŞENLER VAR

Yıllardır Hollywood filmlerinde heyecanla izlediğimiz ancak gerçekleşeceğine asla inanmadığımız doğal afetler artık bize çok da uzak değil. Ancak her şeyin sonu gelmiş değil. Ümidimizi yitirmemeliyiz. Bireysel olarak yapabileceğimiz pek çok şey var. “Bir kişiden ne olur, ne fark yaratabilir.” demeyin. Kendi adınıza dünyayı korumak için çabalayın. Ağaçların da çoğalıp ormanı oluşturduğunu unutmayın.

Haftaya görüşmek üzere, sağlıkla kalın.

Bu habere henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir