Ülkemizde siyaset, hayatın neredeyse yarısını teşkil ediyor. Uyuduğumuz anlar hariç, çalışırken, alışveriş yaparken, bir şeyler atıştırırken bile siyaset konuşuyoruz. Tabii ki, ‘Siyasetle işim olmaz’...

Ülkemizde siyaset, hayatın neredeyse yarısını teşkil ediyor. Uyuduğumuz anlar hariç, çalışırken, alışveriş yaparken, bir şeyler atıştırırken bile siyaset konuşuyoruz. Tabii ki, ‘Siyasetle işim olmaz’ diyenler istisna. Hatta onların bile zaman zaman siyasete kulak misafiri olduğuna kaniyim. Durum böyle olunca, yaşadığımız kentin ve ülkenin siyasetine bakmamız gerekiyor. Öyle ki, artık bir köy olan dünyada, dünya siyaseti hususunda bile görüş sahibi olmak zorunda kalabiliyorsunuz.

Biz gelelim İzmir siyasetine. Kentimizde şu an en rahat olan parti CHP. En sıkıntılı olan ise AK Parti. İktidar partisi ile ittifak kuran MHP’de de sıkıntı büyük. Çiçeği burnunda İYİ Parti’de ise heyecanlı, hummalı bir çalışma var. 2019’un Mart ve Kasım’ına doğru hızla ilerlerken, İzmir siyasetinin çok şeylere gebe olduğu muhakkak. 1,5 yıl içerisinde hayli hareketli bir dönem yaşayacağız.

İzmir’deki en rahat parti CHP demiştik. Kongrelerini yapan Altıok’un partisi, genç bir isim olan Deniz Yücel’i il başkanlığına getirdi. Böylece CHP’de “abiler” dönemi bitti, “gençler” dönemi başladı. Dilerim bu değişim, İzmir’de yerel iktidar olan CHP’yi daha akılcı, sorunları çözen bir noktaya ulaştırır. İl Başkanı Yücel’in, iddia edildiği üzere kendisini destekleyen Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Aziz Kocaoğlu ile uyumlu bir ikili oluşturacağı kesin. Yalnız burada naçizane tavsiyem, siyasi sloganlara saplanılıp kalınmaması. İcraat yerine, milletin bıktığı siyasi kavgalara kapı aralanmaması. İlkeli ve üslubu güzel bir muhalefet, CHP’yi her zaman yükseltir.

En sıkıntılı parti olan AK Parti’de tam bir belirsizlik yaşanıyor. İl ve ilçe teşkilatlarındaki sessizlik pek hayra alamet değil. Herkes Ankara’dan gelecek bir işarete bakıyor. Ankara’nın derdi ise ülkenin beka meselesi. Ortadoğu’daki gelişmeler, iktidar partisinin enerjisini tüketiyor. Devletin zirvesi, savaştır, iç güvenliktir, geçim sıkıntısıdır derken, hayli yıpranıyor. Elbette bunun aksini düşünenler olabilir. Ama yaşadıklarımıza baktığımızda, 2018’in hayli zor geçeceği şimdiden belli.

Ülke siyaseti bir yana, biz AK Parti’nin İzmir’deki durumuna bir bakalım. İl teşkilatında beklenen değişim gerçekleşmeyince, ilçe teşkilatları yerinden kıpırdayamıyor. Ama içten içe fokur fokur kaynadıkları, her hallerinden anlaşılıyor. İlçe kongreleri için ortaya çıkmaya hazır olan aday adayları, kulis çalışmalarını sürdürürken, çoğu ilçede mevcut başkanların muhalefeti ile karşı karşıya kalıyor. Bu da AK Parti’de kılıçların bilenmesine, küskünlerin çoğalmasına, hatta husumetlere varan tavırların ortaya çıkmasına neden oluyor. Örneğin, Çiğli gibi bir ilçede tek yumruk halinde CHP’den belediyeyi almanın hesaplarını yapması gereken AK Parti, neredeyse paramparça. Partililerin, çağımızın belası sosyal medya üzerinden birbirlerine karşı yürüttüğü karalama kampanyaları, siyasi rakiplerin ekmeğine yağ sürüyor. Bu gidişe “dur” demesi gereken ilçe başkanının tüm olan bitene seyirci kalması anlaşılır bir tavır değil. Hatta yaşananları il teşkilatı ve milletvekillerinin bilmesi bile fayda etmiyor.

Öte yandan, Konak, Buca, Bornova, Güzelbahçe ve Narlıdere gibi metropol, Bayındır, Aliağa ve Kemalpaşa gibi civar ilçe teşkilatları dışında etkili bir AK Parti icraat ve politikalarını yansıtan tanıtım veya muhalefet yapan bir ilçe teşkilatı ben görmedim. Durum böyle olunca, AK Parti’nin İzmir’deki siyasetinden, birkaç milletvekili ve bir iki belediye meclis üyesi dışında ses çıkmıyor. İl Teşkilatı’nın son dönemde medya ve kamuoyu önüne çıkma çabaları geç kalınmış hareketler olarak nitelendiriliyor.

“Çiçeği burnunda İYİ Parti’de heyecanlı, hummalı bir çalışma var” demiştik. Gerçekten hızlı geliyorlar. Yeni bir soluk olarak halk arasında itibar görmeleri kaçınılmaz. Çünkü bu kent siyasetçiler arasındaki kayıkçı kavgalarından artık bıktı. İl ve ilçe teşkilatlarını hemen hemen oluşturan partide, genel başkan bekleniyor. Görkemli bir il başkanlığı açılışı, ziyaretlerle farklılık yaratmaya çalışacak olan İYİ Parti, İzmir’den çok şey bekliyor. Zaten, bu kentteki performansı ülke genelindeki başarısını mutlaka etkileyecektir.

11 lira yükleyin, yüklememiş sayın!

İZBAN’daki yeni uygulama “Gittiğin kadar öde” sistemi tam bir kaosa gebe. Artık Aliağa-Selçuk arasında ulaşımı sağlayan trene binecekseniz, nereden nereye gittiğinize bakılmaksızın 11 liraya yakın bir ücret kartınızdan kesilecek. İndiğiniz istasyonda kartınızı okutarak, kalan paranızı geri alacaksınız. Büyükşehir’in aldığı bu karar, kağıt üzerinde doğru. Zira, Aliağa’dan kalkıp Selçuk’a gitmeye kalksanız, otobüs-minibüs ücreti olarak, belki de iki kat ücret ödeyeceksiniz. Ancak buradaki nüans, günde kaç kişinin Aliağa’dan Selçuk’a gittiği. Her İZBAN’ı kullananı bu mesafeye göre ücretlendirmek reva mı? Başka bir ücretlendirme sistemi bulunamaz mıydı?

Çünkü biliyoruz ki, İzmir’de birçok kişi kartını öyle çok paralarla doldurmuyor. Bir iki binişlik dolumlarla, gündelik yaşayan insanlar da var. Onlar bu alışkanlıklarını, bütçelerini zorlayarak değiştirmek zorunda kalacaklar. Dolayısıyla uygulama onların aleyhine bir durum. Ayrıca, bir binişle diyelim ki Karşıyaka’dan Gaziemir’e gitmek zorunda olan bir kişi kartında en az 11 lira olmadan İZBAN’a binemeyecek. 11 lira olsa bile, bir biniş sonrası bu miktar düşeceği için kartına yeniden yükleme yapmak zorunda kalacak.

Ve bu sistemin aktarma olayına, 90 dakikaya etkisi ne olacak? Mesela semtinden otobüse binen bir kişi, 90 dakikaya hak kazandığına göre, 1,5 saat içerisinde İZBAN’ı kullanması durumunda yine o 11 lira kartından alınacak mı? Alındığında, 90 dakika içinde sistemi terk ederse, paranın tamamı mı iade edilecek? Sorular, sorular, sorular. Tüm bunların hepsi cevap bekliyor.  Veya siz şöyle yapın. Kartınıza 11 liralık kontur yükleyin, onu unutun. Hiç yüklememiş gibi, eskiden nasıl yapıyorsanız kartınıza tekrar yükleme yaparak İZBAN’ı rahat rahat kullanmaya devam edin. Ben den söylemesi.