“MATMAZEL”: ELİSA-RACHEL FELIX “MATMAZEL”: ELİSA-RACHEL FELIX
21 Şubat 1821 günü, İsviçre’nin Aargau şehrine bağlı, Mumpf- Soleil d’Or’da, Jacques ve Esther Thérèse’nin kızı olarak doğan Elisa-Rachel Félix; 19. yüzyıl Fransız tiyatrosunun... “MATMAZEL”: ELİSA-RACHEL FELIX

21 Şubat 1821 günü, İsviçre’nin Aargau şehrine bağlı, Mumpf- Soleil d’Or’da, Jacques ve Esther Thérèse’nin kızı olarak doğan Elisa-Rachel Félix; 19. yüzyıl Fransız tiyatrosunun en büyük kadın oyuncularından biri kabul edilir. Birçok insan onun adını tam olarak bilmez ama, ‘Rachel’ denince herkesin aklına onun tutkulu yüzü gelir. 37 yıl yaşamış olsa da, tiyatro tarihi içindeki en güçlü Racine ve Corneille yorumcusu olarak hatırlanır Rachel.
Elisa-Rachel Felix’in ailesi oradan oraya dolaşarak hayatını kazanmaya çalışan gezgin bir ailedir. Ev ve depo olarak kullandıkları bir arabada ikinci el giysiler satarak geçinmeye çalışırlarken; annesi küçük biblolar yapıp satmakta, babasıysa ne iş olsa yapan ve gündelik işlerle uğraşan yoksul bir Yahudidir.


1831 yılında Paris’in varoşlarından biri olan Marais bölgesindeki Yahudi mahallesi Marché-Neuf’e yerleşirler. Alman asıllı bir babanın altı çocuğunun ikincisi olarak doğan Rachel, küçük yaşlarında ablası Sophie-Sarah’la birlikte, sokaklarda şarkı söyleyerek para kazanmaya çalışan zor bir çocukluk geçirir. Onun şansı, belki de; şarkı söylerken, büyük müzik direktörü Alexandre-Étienne Choron’un onu görmesi ve elinden tutup, bir süre kendi okulunda onu eğitmesi ve yeteneğinden emin olduktan sonra da Rachel’i, daha güçlü bir tiyatro eğitimi veren, Comédie-Française’in ünlü aktörü Pierre-Jacques Porlier-Pagnon Saint Aulaire’nin yanına göndermesidir. (Meraklısına Not; Alexandre-Étienne Choron Fransa’da kilise müziği ve din dışı müzik arasında kesin bir ayrım yapma konusunda önemli bir rol oynamış, Fransızların müzikoloji ilgisini yaratan kişilerden biridir.)
Rachel, Choron’un okuluna devam ettiği ve oyunculuk eğitimi aldığı 1836’da, bu eğitime ek olarak Théâtre Molière’de çalışmaya başlar ve aynı yılın sonbaharında konservatuvara kabul edilir. Ancak, babasının yönlendirmesiyle, kısa süre sonra, Théâtre de la Gymnase’ye geçer genç oyuncu. Çünkü daha iyi ücret vermektedir Gymnase Tiyatrosu.
1837’de, Comédie-Française’in başında bulunan ünlü aktör Joseph-Isidore Samson (1793-1871) özel bir çalışma başlatarak, Rachel’i geri kazanmak ister. Ancak babasının aklı paradadır ve Rachel’ın yükselen kariyerini kontrol etmek için Samson’la yarışmaktadır sanki.
Rachel, babasına göre ‘altın yumurtlayan tavuk’tur ve babası, dramatik sesini, çekici oyunculuğunu keşfettikten sonra onu Comédie-Française’ye vermek için, 7 Ocak 1837 günü, tiyatronun yönetimiyle bir anlaşma imzalar. Günümüz deyişiyle kızının menejerliğini yapıp, onu sanat dünyasına ‘satar.’
1838 yılının Mart ayında, henüz 17 yaşındayken, Comédie-Française’in sahnesinde ilk gösterisine çıkar Rachel: Pierre Corneille’in, 1640 yılında yazdığı ‘Horace’ (Horatius) oyununda ‘Camille’ rolüyle…


Sade, yalın bir oyunculuğu vardır Rachel’in ama klasik tragedyaya yeni bir hava katmıştır genç oyuncu. Klasik repertuvara ait geleneksel kurnazlıkları, ses oyunlarını ve jestleri başarıyla yorumlar ve rolünü yeni bir sanat seviyesine yükseltir. Klasik tarzın dayattığı kısıtlamalara sadık kalarak, rolünü olağanüstü denecek kadar doğal bir biçimde oynar. Hiçbir eleştirmenin reddedemediği bir tutkuyu sahneye çıkarmıştır Rachel. Sanki Rachel Rachel değildir de, düpedüz Camille’dir izleyiciye göre. Son derece heyecan verici bir sahnesi vardır. İncecik bedeni ve yanan gözleriyle hatırlanan Rachel’in tutkusu ve tekniği, onu göründüğünden daha büyük göstermiş ve sahnedeki otoritesine bakılarak, onun sahne tutuşu genellikle “eril” olarak tanımlanmıştır incelemeciler tarafından.
“İncecik ellerinde sadece iki adet antika bilezik var, o kadar sade, ah! Horace’nin suçlamaları onu kararsızlığa götürüyor. Hafifçe, sahnedeki bir sandalyeye düşüyor. Bir alkış patlamasının ardından alçak sesle “kükreyen fırtına” lanetlerine başlıyor elini uzatarak. Onun öfkesi yavaş yavaş büyüyor ve seyircinin alkışı öfke çığlığı haline geliyor.”
Bu etkinin daha iyi anlaşılması için dönem içinde kriz yaşayan Fransız tiyatrosunun durumu hakkında biraz bilgi vermenin yararlı olacağını düşünüyorum.
1830 yılında, tiyatro tarihine geçmiş bir olay yaşanır. Victor Hugo’nun “Hernani” oyunu sonrası patlak veren olaylar ve olayların ardından başlayan tartışma; o güne dek süregelmiş klasik tiyatro anlayışının bittiğinin işareti sayılır. Kötü oynanan klasik repertuvarın oyunları, artık başarı getirmemektedir. Sahnelerde bir kriz yaşanmaktadır. Oyunculuk anlayışından, repertuvara kadar bir aynılık, seyircide bıkkınlık yarattığı gibi sanatın da ayaklarını düğümlemiş gibidir. Seyircinin yeniliğe ihtiyacı vardır.
Corneille her ne kadar klasik bir yazar olsa da; oyunlarında, canlı, güçlü bir şiirsellik vardır. İncelikle işlenmiştir ve yüceltilmiş bir dille aktarılan düşünceler sağlam ve etkileyicidir. Genellikle 12 hecelik bir şiir ölçüsüyle yazan Corneille’de; metnin dili, karakterleri açıklamaktan çok, kavram çatışmalarını şiddetlendirmek amacıyla kullanıldığından, şiir dili oyuncunun kendisinden kattıklarıyla başka başka sonuçlar doğurabilmektedir.
Olaydan çok duygular ve çekilen acılar üzerinde duran yazarın oyunlardaki asıl eylem, karakterlerin olaylara gösterdiği tepkilerde ortaya çıkar. Aynı zamanda bir hukukçu olan Corneille, olayların bir yönünü gösterdikten sonra öbür yönünü ve her tutumun ya da durumun ardından onun karşıtını da gösterdiğinden, seyircinin önünde duygusal ve gerçekçi bir yaşamın çatışması yaşanmaya başlanır. Rolün duygusal hazırlığını yapmayan bir oyuncunun o rolü yorumlaması neredeyse olanaksızdır. Tiyatro tarihi; 17. yüzyılda, bir olay ya da düşünceyi çatışmalar yoluyla canlı bir biçimde yansıtan dramatik tiyatronun temelini attığına inadığı için Pierre Corneille’i selamlar zaten.
Corneille uzun yıllar gündemden düşmeyecek bir kalemdir; hatta onun oyun yazmadaki ustalığının, kişisel ve ahlâki güçleri çatışma içinde gösterebilmesinde yattığı ileri sürülür. Oyunlarının pek çoğunda, dramatik durumların ardından karşıt görüşler dengeli bir biçimde tartışılır. İkilemlerini büyük bir enerjiyle yaşayan ve çözümleyen oyun kahramanları aracılığıyla çoğu kez irade ve kendine hâkim olma duygularının gücü yüceltilir. Rachel’in, en çok, ‘tutkuyla bakan ateşli gözleri’nin tiyatro tarihine düşülen not olması belki de bu yüzdendir. O, klasizmin bittiği günlerde, birçoğuna göre, en iyi Corneille yorumcusu olarak adını tarihe yazdırır.
Aynı yıl, hatta ‘Horace’ın ilk gösteriminden sadece dört gün sonra; yine Pierre Corneille’in yazmış olduğu ‘Cinna’ oyununda ‘Emilia’ rolüyle sahne alır Rachel. Cinna oyunu, muhaliflerini öldürmek yerine bağışlayarak üstünlüğünü göstermeye çalışan ilk Roma imparatotu Augustus’a karşı düzenlenen bir komployu anlatır. Emilia; saf, tutkulu, cesur ve gururlu genç bir kızdır. Rachel bu rol için beyaz bir kostüm giyer. Bu kostüm, kırmızı bir pelerinle tamamlanmaktadır ve bu kontrast, matlık ve öfke dolu büyük siyah gözlerine özel bir vurgu yapmaktadır.


Corneille’in en güzel oyunları; ‘Le Cid’, ‘Horace’, ‘Cinna’ ve ilk kez 1643’te sahnelenen ‘Şehit Polyeucte’den oluşan klasik dörtlemesinin tümünde oynar Rachel. 1842 yılında ‘Le Cid’de canlandırdığı ‘Chimene’ rolüyle bir efsaneye dönüşür. Le Cid, onur yasaları ve aşk arasında bir tartışma üzerine inşa edilmiştir. İnsanlar, ahlâk, siyaset ve aile sadakati kurallarına boyun mu eğmelidir yoksa tutkusunu yaşamak için bu kurallara karşı mı çıkmalıdır? Güçlü temasıyla bugün bile tartışılmaya devam eden ‘Le Cid’, Rachel’i, bir daha inmemek üzere Fransız tiyatrosunun zirvesine taşır. Klasik tiyatronun en iyi yorumcusu kabul edilen Rachel, çok kısa bir süre içinde, tüm eleştirmenleri, “Rachel fenomeni”nden söz edecekleri bir noktaya getirmeyi başarmıştır.
9 Temmuz 1838’de, diğer bir klasik kalem Jean Racine’in (1639-1699) ‘Andromak’ oyununda ‘Hermione’ rolünde görürüz bu kez Rachel’i. 23 Kasım 1838’deyse aynı yazarın 1672’de yazdığı ‘Bajazet’(Bayazıt) adlı oyununda ‘Roxanne’ olarak…
Racine’in, Osmanlı tarihini değiştirerek yazmış olduğu ‘Bayazıt’, yıkımla sonuçlanan tutkulu ve kıskanç bir aşk ilişkisinin öyküsüdür. Parnasizmin kurucusu da olan Fransız oyun yazarı ve eleştirmen Theophile Gautier, ‘Hermione’ rolündeki Rachel için şöyle yazar: “Hermione rolü Matmazel Rachel’in zaferidir. O bir prensestir.” Aynı günlerin ünlü tiyatro eleştirmeni Jules Janen (1804-1874) bu eleştiriye bir sözcük daha ekler: “Matmazel! Daima!”
Bundan sonra, Fransa’da, tartışmasız, gününün en büyük aktrisi Elsa-Rachel Felix olur. Onun yenilikçi oyunculuğu eleştirmenler tarafından tarif edilemez sözcüklerle yüceltilir. Sokaklarda şarkı söyleyerek hayatını kazanan bu varoştan gelen genç oyuncu, sahnelerde fırtına gibi esmeye başlar.
Fransız edebiyatının aşk ve gençlik şairi olarak tanınan romantik kalemi Alfred de Musset (1810-1857) genç oyuncunun yeteneğini ilk tanıyan kişilerden biri olur: “Cahil, içgüdüleriyle oynuyor ama gerçek bir bohem prensesi! İçinde kutsal kıvılcımın bulunduğu bir parça küle benziyor!” diye yazar onun için.
Elisa-Rachel Felix, ilk büyük kariyerini, 24 Ocak 1843 günü, Racine’in, bir dünya klasiği kabul edilen ‘Phèdre’ oyunda oynadığı ‘Phèdre’ rolüyle elde eder. Bu rolü en iyi performansı kabul edilir Rachel’in ve “Şimdiye kadar tanık olan herhangi biri tarafından unutulmaz bir insanlık acısının kıyameti” olarak tanımlanır sanat dünyasında. İki yıla yakın sahnede kalır oyun.
“Çok şükür Tanrılara, iki elim tertemiz! Yüreğim de olaydı onlar gibi lekesiz.”(Phédre, s.18)
Phèdre; Atina Kralı Theseus’la evlenir ve Theseus’dan iki çocuk sahibi olur. Ancak daha sonra Theseus ortadan kaybolur ve ölüm haberi gelir. Phèdre kocasının bir önceki evliliğinden olan oğlu Hippolytos’a âşıktır ve bu aşkını ona açıklar. Oysaki Hippolytos, düşmanlarının kızı olan Arisi’ye tutkundur. Theseus ölmemiştir, geri döner. Phèdre’in nedimesi Oynone, Theseus’a, oğlunun, eşinin namusuna göz diktiğini söyler. Theseus yıkılır. Hippolytos, ne kadar bunun iftira olduğunu, gönlünü Arisi’ye kaptırdığını söylese de, babası ona inanmaz, onun uzaklara gitmesini ister Kral Theseus. Aşkına karşılık alamayan Phédre, dolaylı da olsa, gencin evden kovulmasına sebep olmuştur. Phèdre bunu yaptığı için nedimesi Oynone’e kızar. Oynone de kendini dalgalara bırakır ve ölür. Phèdre kocası Theseus’a gerçeği anlatır, suçlunun kendi olduğunu, Hippolytos’un masum olduğunu söyler. Ancak aşk söz dinlemez, yüreğine söz geçiremez Phèdre. Lanetlenecek, namussuz bir kadın değildir, aşkının kurbanıdır o. Bunu söylediğinde, Hippolytos’un Arisi’ye aşık olduğunu öğrenmiş ve çoktan zehir içmiştir bile. Phèdre imkansız aşkı için ölür. Bu arada bir ölüm haberi daha gelir. Giderken bir canavarla karşılaşan Hippolytos, canavarı öldürmüş, ancak ürken atlarına hakim olamamış ve arabası uçurumdan düşerek ölmüştür.
6 Aralık 1845’de, diğer bir Fransız yazar olan Voltaire’in “Oreste” oyunundaki ‘Elektra’ rolüyle çıkar seyircinin önüne. 5 Nisan 1847’deyse; ölümcül, iki ruhlu bir kadın olan, gücün ve baştan çıkarmanın sembolü haline gelen efsanevi kadın Kleopatra olarak…
1840’ların sonuna gelindiğinde Rachel, Comedy Française sahnesinde klasik repertuvarın büyük rollerini; Phèdre’i, Jan Dark’ı, Camille’yi, Hermione’yi rüzgâr hızıyla yorumlarken, çağdaş yazarların oyunlarını oynamaya çok da istekli değildir. O, klasiklerin büyük rollerinin kraliçesidir. Örneğin Alexander Sume’nin “Gladyatör” adlı tragedyasında oynamayı reddeder, ancak Pierre Le Brer’in Schiller’in Maria Stuart oyunundan uyarladığı oyunda oynamayı kabul eder. Mary Stuart rolü, Rachel’in basit ama duyarlı oyunculuğu, dokunaklı sesiyle, heyecanlı gözyaşlarına dönüşür izleyici üzerinde… Çağdaş tiyatro çizgisindeki en başarılı rolüyse; Eugène Scribe ve Legouvé’nin 1849 yılında birlikte yazmış oldukları, 1600’lü yılların ikinci yarısında yaşamış olan ünlü Fransız aktris Adrienne Lecouvreur’un hayatının anlatıldığı ve 14 Nisan 1849’da ilk gösterimi yapılan oyunda canlandırdığı ‘Adrienne Lecouvreur’ rolü kabul edilir.


Rachel Felix, rol seçimleriyle Fransız ulusunun simgesi olarak görülmeye başlamıştır artık. 1840’ların ortalarında Jan Dark oynamasının yanı sıra, 6 Mart 1848’deki devrim günlerinde, Marseillaise’i sahnede büyük bir coşkuyla okuması büyüklüğünü tesciller adeta. Cumhuriyetçi bir devrim çağrısında halkın iradesini somutlaştırmıştır Rachel. Hem de bunu sahnede, aynı yıl Cumhurbaşkanı, dört yıl sonra da kendini imparator ilan edecek sevgilisine rağmen yapmıştır. (Meraklısına Not; Marseillaise, 1795’de Fransızların milli marş olarak kabul ettiği bir şiirdir aslında. 1792 yılında, Fransa’nın Avusturya ve Prusya ile savaştığı dönemde, Claude-Joseph Rouget de Lisle’nin savaş marşı olarak bestelediği bu şiir, devrimci vurgusu nedeniyle, Rachel’in sevgilisi de olan, Napolyon Bonaparte’nin kardeşinin oğlu, kalıcı Cumhuriyet kurulmasından önceki, 1852 ve 1870 yılları arasında hüküm süren son imparator 3. Napolyon tarafından yasaklanmış, daha sonra tekrar milli marş olarak kabul edilmiştir.)
Theophile Gautier, o unutulmaz geceyi şöyle yazar: “Perde açıldı. Yavaş ve görkemli adımlarla sahnenin önüne doğru yürüdü Matmazel. Solgun yüzlü, asi kara gözlü, yılan gibi kıvrılmış kaşlarıyla aktris, görünmez bir heykeltıraş tarafından yontulmuş Yunan heykelleri gibi görünüyordu. Aniden; öfkeli, delici ve iddiasız bir sesle konuşmaya başladı: Anavatanın oğlu! Ne kadar tükenmez nefreti varsa sıkılmış avuç içlerinden taşıyordu. Anlatmak istediği şey olmuştu o anda. Anavatan’ın kutsal fikri için gözyaşı dökerek diz çöktü ve üç renkli Fransız bayrağına sarılarak kayboldu sanki. Bu görkemli poz, hevesli kitleyi coşturdu. Her taraftan, gök gürültüsü gibi, alkışlar, bravolar duyuluyordu.”
Kariyerini, İngiltere’den başlamak üzere, ulusal sınırların ötesine götürür ve 1841 yılında İngiltere Kraliçesi Victoria ve 1850’de Berlin’de Prusya İmparatoru tarafından seçkin bir konuk olarak ağırlanır Elisa-Rachel Felix. 1854 yılında Prusya Kralı ve Alman İmparatoru Wilhelm, Potsdam kentine Rachel’in bir heykelini diktirir. (Bu heykel, 1935 yılında Naziler tarafından yıkılacaktır.) Belçika, Hollanda, Küba ve Mısır’da da sahneye çıkar oyuncu. Rusya turnesinin ardından 1855’den 1857 yılına kadar süren Amerika turnesi yapan ilk büyük Fransız aktris olan ‘Matmazel’, 3 Eylül 1855’te New York Metropolitan Tiyatrosunda sahneye çıkan ilk yabancı oyuncu olur aynı zamanda. Ancak, yaptığı yolculuklardan yorgun düşen bedenini kemiren tüberküloz nedeniyle turnesini yarıda kesip, ülkesine dönmek zorunda kalır.
Küstah bir gazeteciye, bu dönüşün nedenini çok net bir dille açıklar Rachel: “Otuz altı yaşındayım, yüzüm bana elli yaşımda olduğunu söylüyor ve geri kalanıyla ilgili de hiçbir şey söylemeyeceğim size!”


1857’de, tüberküloz hastalığı yüzünden zayıf düşmüş olan Rachel, Fransa’nın Toulon kentine yakın Cannet kentine taşınır. Dinlenmek ve iyileşmek için… 37 yaşındadır. 3 Ocak 1858’de, Cannet’de son kez sahneye çıkar: yaşamının son sahnesine!
Fransa Başhahamı Lazard Isidor tarafından 11 Ocak’ta büyük bir kalabalık önünde yapılan, gösterişli bir törenle, Musevi geleneklerine uygun bir şekilde yolcu edilir Elisa-Rachel Felix. Adı Fransa ile özdeşleşen ‘Matmazel’, Pere Lachaise Mezarlığı’nın Museviler için ayrılan bölümünde toprağa verilir. Tabutunu Paris tiyatrosunun oyuncuları taşır. Bir de Alexandre Dumas. Yüz bin kişi katılır cenazesine. Sanatçılar, yazarlar, gazeteciler, dünya liderleri, imparatorlar, üst düzey askerler, kamu görevlileri, seyircileri, Yahudiler ve Yahudi olmayanlar…
“Hiçbir heykeltraş ve ressam daha iyisini yapamadı bugüne dek. O, büyük rölyefinden ayrılmış bir heykeldir sanki sahneye her çıkışında. Rachel, asla tutkulu ve gururlu doğasını değiştirmeye kalkmadı. Antik giysiler içinde, yürüyüşü gururlu ve jestleri büyüleyici bu genç ve kırılgan güzelliğin en doğal yeteneği olan güçlü ve esnek sesinin her detayında, Tanrı’nın en sıcak duygularla aşıladığı bir ilahi kuvvet vardır! En tanınmış ve en yetenekli çağdaşlarını bile fetheden, tahrik eden ve sahnenin bir ibadet yeri olduğuna ikna eden oyuncu Rachel için, sadece harika bir oyuncu demek yetmez. O harika bir sanatçıdır demek belki çok daha doğrudur.” diye yazılır ardından.