Bayram sofralara da gelir bizim ülkemizde. Kadınlarımız günler öncesinden hazırlanır bayram sofraları için. Maddi durumu ne olursa olsun her hanede bayrama özel tatlar yerini...

Bayram sofralara da gelir bizim ülkemizde. Kadınlarımız günler öncesinden hazırlanır bayram sofraları için. Maddi durumu ne olursa olsun her hanede bayrama özel tatlar yerini alır

Ramazanı da tüm güzellikleriyle tamamladık. Şimdi bayram ve geleneksel bayram yemekleri ile ailemiz ve dostlarımızla birarada olma zamanı.  Bayramın ayrı bir lezzeti ve geleneği vardır Türk mutfak kültüründe. Bayram sabahı kahvaltısı bayram namazı nedeniyle biraz brunch havasındadır. Balkan ve Türkî Cumhuriyetlerinden göç edenler tavuklu pilav ile açar bayram sofralarını, Ege’de börek ve gözleme, sarma- dolma, patlıcan kızartma ile bayrama başlar. Karadenizli mıhlama, kuymak, Doğu ve Güneydoğulu beyran çorbası, cartlak kebabı, Adana ve Gaziantepli analı- kızlı çorbası ile damaklara bayram yaptırır.

ŞERBETLİ TATLILAR

Baklava, un helvası, kalburabastı, kadayıf, lor tatlısı gibi bol şerbetli tatlılar ramazan ve kurban bayramlarının olmazsa olmazıdır.

Bayram lezzetleri ile ilgili bilgileri sizler için; Nimet Berkok Toygar-Kâmil Toygar, Ramazan Yemekleri ve Mutfak Kültürü, Volkan Matbaacılık, s: 160, Ankara,1996 kitabından derledim.

YEMEK KÜLTÜRÜ BAŞLANGICI

Ramazan Bayramı, halk arasında yaygın kullanımı ile Şeker Bayramı; Ramazan ayında oruç tutarak Allah’ın rızasını kazanmaktan doğan sevincin ifadesidir. Aynı zamanda Hicretin ikinci yılı (624) Ramazanında Medine’ye yürüyen Kureyşlileri şehrin güney batısında karşılayan Peygamber efendimizin küçük ordusuyla kendi kuvvetlerinden kat kat üstün Kureyşlileri yenilgiye uğrattıkları zaferin yıldönümüdür. Yüce Peygamberimiz bu savaş sonunda Medine’ye döndüğü zaman Ramazan ayı son bulmuş ve oruç sona ermişti. Ümmetine yaptığı konuşmada Ramazanı takip eden Şevval ayının ilk günü bayram namazı kılınmasını ve sadakai fıtır verilmesini istemiştir. Ve ilk bayram namazı bu tarihte kılınmıştır.

Amaçları arasında dargın olanları barıştırmak, kırgın olanları birbiriyle kaynaştırmak, dost ve akrabalık duygularını güçlendirmek de bulunan Ramazan ya da Şeker Bayramı mutfak kültürümüz yönünden de önem taşımaktadır.

İLK KEZ FATİH ZAMANINDA

Osmanlı İmparatorluğu’nda Ramazan Bayramının resmi olarak kutlanılması Padişah Fatih Sultan Mehmet dönemine rastlar. Üstat Feridun Fazıl Tülbentçi, sarayda bayram törenini şöyle anlatır; “Bayram, Osmanlı İmparatorluğu’nun saray ve devlet teşkilâtında pek önemli bir yer işgal ederdi. Osmanlı sarayında cülüs bittikten sonra en ehemmiyetli merasim, o zamanki tâbiriyle İyd-i Fıtır ve Kurban Bayramında olanı idi. Tören, bayramdan bir gün önce sarayın Alay Meydanı adı verilen ikinci avlusunda başlardı. Buna Arife Divanı veya Arife Muayedesi denilirdi. Mehterhane çalar, dualar okunur, alkışlar yapılırdı. Padişahın bayramı, teşrifat sırasına göre tebrik edilirdi. Merasim o kadar itina ile tatbik olunurdu ki, sonra bir Arife Muayedesinde Padişah rahatsızlığına binaen dışarıya çıkmazsa, taht üzerine konan kavuğuna karşı divan kurulup tören yapılırdı. Sultan İkinci Ahmet, ayaklarından mustarip olduğu için arife tebriğine çıkamamış, sarıklı kavuğuna karşı tebrik merasimi yaptırmıştır.

Bayramın birinci günü ise, tören çok daha şatafatlı olurdu. Bayram gecesi, gece yarısından itibaren sarayın dış kapısı açılır, teşrifata dâhil olup tebrik merasimine iştirak edecekler gelmeye başlardı. Sabah olurken Şeyhülislam ve en sonra da Vezir-i âzam gelirlerdi. Merasim bir hayli uzun sürer, mehterhane çalar, toplar atılırdı. Saraydaki muayede bittikten sonra padişah büyük bir alayla Ayasofya veyahut Sultan Ahmet Camiine giderek bayram namazını eda ederlerdi.”

Ramazan Bayramına halkımız da büyük bir heyecanla hazırlanırdı. Ramazanın ikinci yarısından sonra masraf başlar; başta çocuklar olmak üzere bayramlık ayakkabı, elbise, çamaşır satın alınırdı. Özellikle çocuklar baştan ayağa yeniden giydirilir, yakın akraba ve dostların çocukları da unutulmazdı.