Nâzım’ın çilesi – 10 Nâzım’ın çilesi – 10
“Söndü taşa diktiğim mum, şahlan hayat, bekliyorum!” 1957 yazında Moskova’da dostları, George Amado, Charles Dobziynski, Emi Siyu’yla Dünya Gençlik Festivali’nde; 1958’de Taşkent’te Asya Afrika... Nâzım’ın çilesi – 10

“Söndü taşa diktiğim mum, şahlan hayat, bekliyorum!”

1957 yazında Moskova’da dostları, George Amado, Charles Dobziynski, Emi Siyu’yla Dünya Gençlik Festivali’nde; 1958’de Taşkent’te Asya Afrika Yazarlar Konferansı’nda, yine aynı yıl Prag’da Dünya Barış Toplantısı’ndadır Nâzım. O günlerde Sovyet donanması bir gemisine Nâzım Hikmet’in adını verir. Dünya, büyük şairimizi böylesine yere göğe oturtamazken, onun aklı fikri memlekettedir:

“Bu atlar Avni’nin atları, Kuvayi Milliye atları  

Kara yamçı altında ak sağrı dolgun

Titrer burun kanatları…

Kuvayi Milliye gelecek yine

Bana Avni’nin atlarına binmek nasip olmasa gerek

Ama Memet binecek,

Gelecek düşmanla topuz topuza

Gülüm Kuvayi Milliye atları,

Gözüm, Kuvayi Milliye atları,

Memleketi, satanları bağlasınlar kuyruğumuza…” (Avni’nin Atları, 1958, Çekoslavakya)

Tam da bu noktada biraz geriye dönelim. Dünya ‘Mmleket’ diye diye inleyen Nâzım’ı kurtarmak için az mı uğraşmıştı!  Hemen kısacık kısacık hatırlayalım:

Fransa’da; Camus, Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Levy, Jacques Prevert, Jean Rostand, Jules Supervielle ve diğerleri ne demişlerdi? “Nâzım’ın ölmesi halinde, biz de çağdaş görevlerini yapmamış sanat adamları olarak tarih önünde suçlu tutuluruz.” Ardından da Nâzım’ın şiirlerini Fransızcaya çevirip kent meydanlarında okumuşlardı. Ötede Tristan Tzara “Nazım Hikmet’i Kurtarma Komitesi”ne başkanlık eden Fransız bir şairdi.

İngiltere’de, özellikle Glasgow Üniversitesi öğrencileri “Conflict” adında bir dergi çıkarırken, bu derginin 1950 Mayıs sayısını Nâzım’a ayırmışlardı. Tıpkı şöyle yazmışlardı dergilerine (açlık greviyle ilgili olarak): “…bu cinayete izin verilmemelidir. Dergimizin bu sayısı bir protestodur…”

Polonya’da Yazarlar Birliği yayınladığı bildiride; “Türk hükümeti, hangi ulustan, hangi ırktan olursa olsun, hangi siyasi kanıyı taşırsa taşısın, büyük şairin savunulması konusunda bütünüyle birleşmiş olan milyonlarca insanın sesini duymazlıktan gelemez.” derken; Kıbrıs’tan yükselen ses daha tanıdıktır: “Merkezi Lefkoşe’de bulunan Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Federasyonu, TBMM Başkanlığı’na bir mektupla başvurarak büyük Türk şairi Nâzım Hikmet’in uğradığı haksızlığın düzeltilmesini istemeyi bir insanlık borcu saymıştır… TBMM, Türkiye’de gerçekten bir demokrasi, Cumhuriyet yönetimi var olduğunu savunuyorsa hemen Nâzım Hikmet’i serbest bırakmalıdır… İmza; Ahmet Sadi Erkurt (Genel Sekreter)”

Mısır’da yayınlanan felsefe ve siyaset dergisi “Tarik”(Yol), Nâzım’ın serbestisi için yazılar yayınlarken; Irak siyasetinin kalbi sayılan “Savut El Ahali” (Halkın Sesi) ve “El Alem El Arabi” (Arap Dünyası) dergileri de çeşitli bildirilerle Nâzım’ın kavgasını desteklemişlerdir.

Arap dünyasından tek destek Mısır ve Irak’tan gelmemiştir. Suriye ve Lübnan da, Nâzım’ın kurtulması için yayın organları “El Baas”(Kalkındırma) ve “Şark”ta yazılar yayınlamışlardır.

Hadi Irak’tı, Suriye’ydi, Bulgaristan’dı komşumuz diyelim; ya Hindistan gibi uzak diyarlardan gelen destekleri nasıl açıklayacağız? Tek açıklamamız olabilir; sanat sınır ve uzaklık tanımaz!

Hindistan Yazarlar Derneği; “Türkiye’nin kahraman şairini serbest bırakın” diye başlayan notalarında özetle, “Türkiye, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bir üyesidir. Ve her ferdin kişisel özgürlüğünü ve arzularını dile getirmeye hakkı olduğunu apaçık bir biçimde gösteren insan haklarına dair beyannameyi imzalamıştır. Türkiye hükümeti bu beyannameyi alaya almak, bundaki demokratik istekleri sadece sözde bırakmak istemiyorsa, Nâzım Hikmet’i derhal serbest bırakmalıdır. Zira onun öldürülmesi dünya halkları tarafından bağışlanmayacaktır”  diyordu.

İsviçre’de, İskoçya’da, İtalya’da, Almanya’da, Romanya’da, Çin’de, İspanya’da, Portekiz’de ve hemen dünyanın her yerinde bu ve buna benzer tepkiler yağmur gibi yağmıştı yeni hükümete. Ama bu eylemlerden en önemlisi ve en anlamlısı bence Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan eylemlerdi. Amerikalı demokratlar; “Nâzım bütün insanlığın şairidir. Onun zindandan kurtarılmasına yardım edin… Amerikan yazarları, Türk hükümetinin Nâzım Hikmet’i serbest bırakmasını istiyor” yazılı dövizler taşıyan, şair, yazar ve işçilerden kurulu yüzlerce insan, New York’taki Rockefeller Plaza’daki Türk Konsolosluğu önünde eylem yapmışlardır. Konsolosluk memurlarına Nâzım’ın yaşayıp yaşamadığı sorulmuş, memurlar haberdar olmadıklarını, bunun Amerikan hükümetinden sorulmasını söylemişlerdir. Bu konuda bazı olayların çıkması üzerine polis, konsolosluğu kordon altına almak gereğini duymuştur…

“Masses and Mainstream” dergisinin yöneticisi Samuel Sille’nin yönetiminde pankartlar taşıyan büyük bir kafile de New York’ta, Rockefeller Plaza’da bulunan Türk Konsolosluğu önünde gösteriler yapmışlardır. Bunlar arasında tanınmış yazarlardan Howard Fast, Hebert Aptheker ve Eve Miriams da bulunuyordu.

Halkın şarkıcısı Paul Robeson, büyük şairin hayatını kurtarmak için derhal eyleme geçilmesini istiyor ve gazetelere şöyle bir demeç veriyordu: “Türk halkının büyük bir şairi, içinde 13 uzun yıl geçirdiği hapishanede ölüyor… Bizler, Amerikalılar, Türk hükümetini, onu serbest bırakmaya zorlamak için elimizden gelen her şeyi yapmak mecburiyetindeyiz… Yazarlarımız, sanatçılarımız ve halkın hizmetindeki Amerikan kültürünü sevenler, protesto olarak seslerini yükseltmelidirler. O, bizi işitecektir. Sesini boğmak isteyenler de bizi işitecekler. Derhal eyleme geçersek, bu büyük halk şairini Türkiye, Amerika ve bütün dünya işçi sınıfına iade etmek elimizdedir.”

Robeson haksız değildi. Nâzım bu sesi duymuş ve üstüne bakın nasıl bir şiirle cevap vermiştir:

“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson

İnci dişli zenci kardeşim

Kartal kanatlı kanaryam

Türkülerimizi söyletmiyorlar bize

Korkuyorlar Robson, şafaktan korkuyorlar

Görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar

Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan

Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar

Sevmekten korkuyorlar bizim Ferhat gibi sevmekten

(Sizin de bir Ferhat’ınız vardır elbet Robson, adı ne?)

Tohumdan ve topraktan korkuyorlar

Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar

Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten

Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam

Türkülerimizden korkuyorlar…”

Nâzım’ın bu duygusal şiirine karşılık Amerikalı şair Joseph North’un şu ünlü dizeleri gelir:

 “… neden uzakta, bir Anadolu hastanesinde yatan

bir tanecik insanın

yaşayıp yaşamadığını söylemiyorlar?

Yoksa bir tanecik insanın

Rockfeller Center’in kulelerinden

daha büyük olmasından mı korkuyorlar?

Yoksa kardeşim, türkülerinden

türkülerinin bu kuleleri yıkmasından mı korkuyorlar?”

Bu serinin belki de en duygusal bölümü olan, Nâzım için yazılan şiirlere geldi sıra… Bir seçki olacak olan Nâzım’a şiirler bölümünde birçok yerde karşınıza çıkmayacak şiirleri seçmeye özen gösterdim. Seçkiye çevirmeni Charles Dobzynski’nin şiiriyle başlayalım.

“Dostum Nâzım Hikmet’e

 Dostumdur Nâzım Hikmet benim

… ortaklaşa dostumuz.

Derinlere inen madencinin dostu

yüreğini asrın gabya direğine çekmiş

Tahmil-tahliye işçisinin dostu.

Ve dostum grev yapıyorsa denizler yüzünde

Ölüm kımıldadığı için ve senin içindir

Sen bilirsin ki çünkü her şey değişmektedir.

Dünkü kurşunlar yarın altın olacak

Nâzım Hikmet senin için düşünülmüştür

Silahça ve şarkıca insanların zaferi

Kimsecikler hür değildir

Nâzım Hikmet’in gözleri böyle lehimli durdukça                                                                                   

Sesi bir çukurdan bir inci gibi çıktıkça…

Nâzım Hikmet bize döner bir gün elbet

Aramızda türküler söyler, hür

Yasaları aydınlatır bizleri

İnsanların cümlesine şeref veren

Bir dost, bir şair, bir adam.”

Dobzynski böyle seslenirken, “Makronissos” takma adıyla yazan Melenas Loudemis, Nazım’a “ölüm yoldaşım” diye sesleniyordu:

“Hasta Şaire

 Geceydi yaralarımızı sardığımız saat

Geceydi sesinle içimiz ezik

Durduk kulak kesildik dinledik

İstanbul zindanından gelen sesini

Nâzım, Nâzım ölüm yoldaşım

İçimde bir duygu var bu gece,

Sanki sağ elimi bağlıyor kelepçe

Mektubun dün geldi

Kalesinden kurtulmuş bir kuş gibi

Bir el gibi dalgalardan uzanmış

Kelime kelime okuduk ve titredik

Şöyle bir yemin ettik

Dedik ki o namus fedaisi olsun kampımızın

Vatandaşımız olsun

Şu kadarını bil ki Nâzım, beşikte bebeler ağladı

Ana babalarının düştüğü çileli aşka

Oysa ki bir bebe ne düşünür

Kendi cancağızından başka.

Mum sönmek üzere

Kendi halinde ağlıyor oda.

Kusura bakma arkadaş gardiyan geliyor

Söndü taşa diktiğim mum

Şahlan hayat

Bekliyorum.”

(DEVAMI VAR)