24 Haziran seçimleriyle geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, çok şeye gebe. Cumhurbaşkanı, yani “Başkan” Recep Tayyip Erdoğan’ın Külliye’deki görkemli göreve başlama töreni sonrası açıkladığı, sistemin...

24 Haziran seçimleriyle geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, çok şeye gebe. Cumhurbaşkanı, yani “Başkan” Recep Tayyip Erdoğan’ın Külliye’deki görkemli göreve başlama töreni sonrası açıkladığı, sistemin ilk kabinesi herkesi şaşırtmış ve meraklandırmış görünüyor.

Liste seçimden hemen sonra hazırlandığı izlenimi yaratıyor. Zira, bakan yapılan birkaç önemli ismin milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalmalarından bu anlaşılıyor. Halbuki, “Milletvekili seçilen Bakan olamayacak” kuralını herkes biliyordu. Maliye’nin başına getirilen damat Berat Albayrak, yerlerinde kalan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün AK Parti’nin parlamento aritmetiğinden düşmeleri, iktidar partisi açısından, MHP’nin desteğini almış bile olsa kayıptan başka bir şey değildir. Sayın Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakı’na sonsuza dek desteğini kim garanti edebilir ki?

Durumu böyle özetledikten sonra, Türkiye’de bir ilkin gerçekleştiğine dikkat çekmek isterim. Genelkurmay Başkanlığı’ndan “apoletlerini bırakarak” Milli Savunma Bakanlığı’na geçen Orgeneral Hulusi Akar’ın durumu. Tahmin ediyorum, bu teklife veya tasarruf diyelim, kendisi de çok şaşırmıştır. Biz, askerlerin darbe dönemlerinde sivile geçerek hükümetlerde görev aldıklarını çok görmüştük, ama bir sivil iradenin kararı ile üniformalarını bırakıp siyasete soyunduklarına hiç tanık olmamıştık. Bunu da görecek günümüz varmış demek ki. Umarım, yarın ikinci yılını dolduracak 15 Temmuz Kalkışması’nı yaşayan Sayın Hulusi Akar, bu görevin üstesinden layıkıyla gelir. Bundan sonraki adımın Genelkurmay Başkanlığı’nın Akar’ın başında olduğu Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması olacağını tahmin ediyorum. Böylece Akar yeniden ordunun başına geçmiş olacak. Ancak bu kez apoletleriyle değil, kravatıyla…

Külliye Kabinesi’nin bu kez herkesi şaşırtan değil belki ama şaşırdığını kendi ağzıyla açıklayan Bakanı, eski ve ünlü bir Bakanın oğlu Bekir Pakdemirli. Birkaç yıl önce elim bir kaza sonucu kaybettiğimiz ANAP’ın meşhur Maliye Bakanı merhum Ekrem Pakdemirli’nin küçük oğlu olan Bekir Pakdemirli, Türk Tarım ve Hayvancılığının başına geçti. Bu bakanlık, ülkenin bugünü ve geleceği açısından çok önemli. Mehdi Eker’in uzun süre götürdüğü bu bakanlık, Şanlıurfalı Eşref Fakıbaba’nın kısa görev süresinde çok tartışıldı. Bu gidişle tartışılmaya da devam edecek. Kurban Bayramı geliyor. Başta et fiyatları olmak üzere süt ve süt ürünleri, her türlü tarım ürünü ithalatı, dışarıdan saman satın alınması, kooperatifçiliğin bir türlü başarılamamış olması gibi konularla başı her dönem dertte olan bir koltuk. Yani sizin anlayacağınız tam bir iğneli fıçı.

Bence, genç Bakan Pakdemirli, şaşkınlığını bir an önce üzerinden atmalı ve işe koyulmalı. Korkutmak istemem ama Bakanlığın dağ gibi sorunları mevcut. Tek avantajı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi bir liderin kanatları altında olması. Ancak ben liderinin ondan çok şey beklediğine inanıyorum. Yoksa bir vefa ataması değil bu. Bekir Bey, 16 yıllık AK Parti iktidarlarında çoğu kez aday oldu, teşkilatlarda görev aldı. Kendine verilen görevleri layıkıyla yerine getirdi. Milletvekili olamadı ama yönetim kurullarında görevlendirildi. Bıkmadı, usanmadı, siyasette çok önemli olan sabretmeyi bildi ve şimdi babası gibi önemli bir bakanlığın tepesinde. Verdiği ilk beyanatta mütevazi konuştu. Ülkeye olduğu kadar Ege ve İzmir tarımına önem vereceğini söyledi.  Ege Tarımı gerçekten destek bekliyor. EGE İhracatçı Birlikleri son yıllarda ihracatta tarım ürünleriyle de yüz akımız. Bu ivmenin devamı gerekli. Büyük ve Küçük Menderes, Gediz, Bakırçay, Manisa Ovaları Türk insanının karnını doyuran tarımsal alanlarımız. Çiçekçilikten, sütçülüğe Küçük Menderes’in daha da kalkındırılması gerek. İzmir ve Ege, Manisa kökenli ama İzmirli Bakan Pakdemirli’den çık şey bekliyor. Hayırlı olsun, yolu açık olsun.

İnce’den cevap geldi

Muharrem İnce Cumhurbaşkanlığını kazanamayınca CHP’de savaş tamtamları çalmaya başladı. Çalmaya da devam ediyor. Kılıçdaroğlu ve örgütler her ne kadar “Kurultay yok” dese de, bu işin sonu kurultaya çıkacak gibi görünüyor. Bu istek yerine getirilemeyecek olursa, yaklaşan yerel seçimlerde CHP’nin kaybı büyük olacaktır. CHP’nin kurmayları bunu görmez veya görmek istemezlerse, tabiri caizse kendi ayaklarına kurşun sıkarlar. Atatürk’ün partisi “Kılıçdaroğlucular” ve “İnceciler” diye ikiye ayrılır ki, seyreyleyin siz o zaman gümbürtüyü.

İzmir örgütünde kımıldanma önce vekil adayı yapılmayanlardan gelmişti. Ardından seçimin hemen sonrası, endişelendiği her halinden belli olan Başkan Aziz Kocaoğlu’ndan geldi ses. “Değişim” diye ortaya çıkan Kocaoğlu’nun kısa açıklamaları, hemen “İnceci” yorumlarına neden oldu. Bir de, “Kılıçdaroğlu Aziz Bey’i gözden çıkardı. O da aday yapılmayacağını anladığı için böyle konuşuyor” demeye getirenler çıktı. Bilemem.

Ama, Sayın Muharrem İnce’nin Perşembe günü bir tv kanalındaki canlı yayında İzmir’den aldığı elektriği itiraf ediverdi. Aziz Bey’in bile değişim istediğini söyledi. Buna kısa paslaşmalar mı dersiniz ne dersiniz ama, Kocaoğlu’nun manifesto gibi ikinci açıklamalarında haklılık payı çok var. Bence CHP örgütünün bunları dikkate alması lazım. Ne diyor Aziz Bey, can alıcı şekilde: “Biz başarılıyız, onlar başarısız’ demekle doğrulara ulaşamayız. Sürekli başkalarıyla hesaplaşmak yerine, biraz da kendimizle hesaplaşmayı bilmeliyiz.” Bu sözler size seçim gecesi Muharrem İnce’nin ekrana çıkıp, “Adam yendi kardeşim, arada 10 milyon fark var. Ne yapacağız, yok mu diyeceğiz” sözlerini hatırlatmıyor mu? Bir de öyle sitemler var ki, tam bir gemileri yakma hadisesi: “Yıllardır genelde iktidar olamayan partimiz, yerel yönetimlerde azımsanamayacak kadar önemli başarılar elde etmiştir. Bu kentlerdeki oy oranlarımız bizi doğrulamaktadır. Ama ne yazık ki, yerel yönetimlerimiz CHP Genel Merkezi tarafından yeterince dikkate alınmamakta ve deneyimlerinden etkin biçimde yararlanılmamaktadır. Bu, incelenmeye değer ayrı bir sorundur. CHP’li yerel yönetimleri savunması gerekirken ‘muhaliflerden daha sert ve yıkıcı’ eleştirilerde bulunan bazı milletvekili ve parti yöneticilerimiz, üstü örtülemeyecek kadar önemli bir problem haline gelmiştir.”

İşte; bu sözler Muharrem İnce’yi cesaretlendiriyor. Bakalım bu ikili CHP’deki değişimi gerçekleştirebilecek mi. Bekleyip göreceğiz…