Selahattin Canka’dan Orhan Kemal’e dair… Selahattin Canka’dan Orhan Kemal’e dair…
2017 yılında yitirdiğimiz, Adana’nın önemli gazetecilerden Selahattin Canka’nın anısına saygıyla 2017 yılında Adana’da Orhan Kemal Edebiyat Festivali’nde aldım vefat haberini. Arşivimdeki görüşmeyi yayımlamaya karar... Selahattin Canka’dan Orhan Kemal’e dair…

2017 yılında yitirdiğimiz, Adana’nın önemli gazetecilerden Selahattin Canka’nın anısına saygıyla

2017 yılında Adana’da Orhan Kemal Edebiyat Festivali’nde aldım vefat haberini. Arşivimdeki görüşmeyi yayımlamaya karar verdim. Bu röportaj yıllar sonra arşivimden çıkan, vefa anlamında benim için çok değerli bir görüşme…

Selahattin Canka, Adana’nın en yaşlı gazetecisiydi. Kendisiyle, Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı romanının açıklamalı baskısını hazırlarken tanıştım. Yıl 2014’tü ve Selahattin Canka, 93 yaşındaydı. Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’ndeki dostlarım, onun hala sokağa çıktığını, araştırma yaptığını ve müthiş bir hafızaya sahip olduğunu söylüyordu. Kitabı hazırlarken onunla adeta bir sözlü tarih çalışması yaptım. Doğrusu, başvurduğum kişilerin içinden en heyecanlısı o çıktı. Yaşından beklemediğim bir gayretle telefonlarıma cevap verdi. Sorularımı hem yazılı hem sözlü yanıtladı. Görseller yolladı. 2017 yılında Adana’da Orhan Kemal Edebiyat Festivali’nde aldım vefat haberini. Değerli ağabeyim, meslektaşım İsmail Başkan, onunla vefatından önce görüştüğünü söyledi. Ardından fotoğrafları ulaştırmasını rica ettim. Yakın zamanda fotoğraflar da elime geçince, arşivimdeki görüşmeyi yayımlamaya karar verdim.

Selahattin Canka, bazı hatalı bilgiler de vermişti. Onları röportajdan çıkarmayı uygun buluyorum. İlk defa söylediği bilgiler de var. Araştırmacıların bu bilgilere dönüp bakacağına eminim. Bana yolladığı fotoğrafları kitaba eklediğim için bu sayfada yer vermiyorum. Meraklısı bakabilir. İşte Selahattin Canka ve Orhan Kemal’e ve onun Adana’sına dair tanıklıkları…

Selahattin amca, Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı romanında Caferağa Camii’nden söz eder. Bu cami, romanın geçtiği semtlere bakılırsa artık yok. Bu cami hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Mazlum kardeşim, konularını elde ettiğim kadar sana yardımcı olmaya çalışacağım. Öncelikle Caferağa Camisi’ni anlatayım. Bu isim iki mekanda hayat bulmuş. Birinci mekan; Taşköprü’nün batı ayağında şimdi kapatılmış mıntıkada ve de çoktan tarihe karışmış bir camii. Ramazanoğlu Beyliği’nin Osmanlı’ya katılmadan önce kendi adlarını yaşatmak için Ramazanoğlu Camii’ni inşa etmişlerdir.

O tarihte Adana şimdi Tepebağ olarak bilinen mahalde merkez olarak kullanılmıştır. Adana’nın adeta yıllık geliri köprü geçişlerinden elde edilmiştir. Bu geçişleri koordine etmek ve tahsilatta bulunmak için de Ramazanoğlu’na bağlı ağalar hizmet görmüştür. Caferağa da bunlardan biridir. O çağda Taşköprü’nün doğu ve batı girişlerinde Ramazanoğlu beyleri tarafından tayin edilen ağalar hem koruma hem de bedel tahsilinde uğraşan insanlar olmuşlardır. Büyük yetkilerle donanmış ağalar, Tepebağ Höyüğü’nün çeşitli yörelerinde kendi adlarına mescitler inşa etmişlerdi.

Caferağa, Hasanağa, Memişağa mescitleri bu meyanda hizmet görmüşlerdir. Ancak Caferağa mescidi daha önce tarihe karışmıştır. Bugün için sadece yeri çok az insan tarafından hatırlanabilmektedir. Ancak şimdilerde Yarbaşı Mescidi olan bir mekanın bir müddet ‘Caferağa Mescidi’ olarak anıldığı söylenmektedir. O tarihte Yarbaşı diye bir mevki yoktur Adana’da. Yukarıda ifade ettiğim gibi Tepebağ Höyüğü’nün merkezinde ağalar, dışarıdan gelmiş insanlar, kenarlarında da bunlara hizmet veren insanlar topluluğu oluşmuştur. Resmini gönderdiğim Yarbaşı Camii sonradan takılmış bir isim olduğu yolunda beyanlar vardır. Ancak nasıl isim değiştirdiği de ilgililer tarafından da bilinmiyor.

Bana yolladığınız fotoğraflardan birinde, bir başka Caferağa Camisi’nden söz ediyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?

Resimde, bir müddet Caferağa ismini de taşıyan bu mescit 1926 yılından itibaren Yarbaşı Camii olarak adlandırıldı. Ancak Şafak Lokantası bitişiğindeki esas Caferağa Camii şimdi bilinmeyen bir tarihte köprü ayağının kapanmasıyla birlikte yıkılmıştı.

Bu alanda bulunan işçi pazarından da söz ediliyor romanda. Hemen yanında Şafak Lokantası ve Kahvesi… Bunlara dair hafızanıza başvursak?

İşçi Pazarı gayri resmi olarak gündelik işçi faaliyeti için hala bulunmaktadır. Bilhassa şarktan Adana’ya gelen mesleksiz işçiler, bu mahalde iş bulma çabasında bulunmaktadır. Ancak aynı yerde Çalışma Bakanlığı’nın İş ve İşçi Bulma Kurumu da resmi faaliyette bulunmaktadır.

Şafak Lokantası ve Kahvesi, 1950’li yılların başında tarihe karışmıştır. Kapanan iki köprü ayaklarının bitişiğinde çiftçi ağaların uğrak yerleriydi bu mekanlar. Ancak Şafak Lokantası’nın ırmak kenarındaki tulumbası Adanalılarca hala hatırdan çıkmayan bir soğuk su deposu kaynağıydı. Tepebağ’ın güney eteklerinde bulunan tarihi Bakırcılar, Kunduracılar, Demirciler, Antikacılar Çarşısının sakinleri o zaman çalıştırdıkları insanlara öğlen vakti “Tava” tabir edilen yemeği bedava yedirirlerdi. İşçileriyle birlikte yemeğe oturduklarında tavaya kaşık katmadan önce çırağın birisi Şafak Lokantası’na ait tulumbadan buz gibi soğuk suyu cer’e doldurup gelmeden, yemeğe başlanmazdı.

Su hem tatlı hem de çok soğuktu. Buza bile ihtiyaç duyulmazdı. Ancak şimdilerde koyun etinin 40 liraya çıktığından artık hiç kimse işçilerine tava yedirmiyor. Hatta orta sınıfın da yemek listelerinden silinmiş bir yemek çeşidi olarak kaldı.

Şafak Lokantası’nın yanındaki Şafak Kahvesi de çiftçi ağalarının zaman geçirdikleri mekanlar idi. Bu mekanlarda küçük çiftçilerin getirdiği küncü (susam) alım satımı da borsa dışında burada yapılırdı adeta.

Resimde; sol yandaki direklerle ırmak kenarına tutturulan Şafak Lokanta ve Kıraathanesini göstermektedir.

Abdülkadir Kemali Bey, yani Orhan Kemal’in babası ile ilgili tanıklıklarınız var mı?

Orhan Kemal 1940’lı yıllarda Adana Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikası’nda (Malatya Bez) işçi olarak çalışıyordu. Orhan Kemal’in babası Abdulkadir Kemali Öğütçü 1.Büyük Millet Meclisi’ne katılmıştı. Kastamonu Mebusu olarak. Ama bu devre çok kısa sürdü. Bir müddet ve çok kısa süren Adliye Vekilliği sonunda Mustafa Kemal tarafından Meclis dışı ilan edildi. Sebebi de pek açıklanmadı. Abdulkadir Öğütçü daha sonra Adana’da sol tandanslı gazeteler çıkarıp, yazılar yazdı 1920’li yıllarda.

Bir müddet de avukatlık yapan Öğütçü, 1946-47 yılı için Asri Sinema’da yapılan kongreye katılmak istedi. O kongre için Celal Bayar ve Adnan Menderes de Adana’ya gelmişti. Öğütçü’nün defaatle girişimine Bayar tarafından hiç önem verilmedi. Kongre salonunda balkon kısmında saatlerce oturup, bir haber bekledi Demokrat yetkililerinden ama bir türlü olmadı.

Enteresandır Millet Meclisi’nin ilk albümünde Abdulkadir Kemali Öğütçü’nün resminin altında şöyle yazılmıştır; “Baba adı: Bekir Sıtkı. 1889 Yarpuz. Hukuk, Arapça, Biraz Almanca, Evli, 5 çocuklu, tüccar, Kastamonu merkez Müddeiumumisi; Kastamonu Devre 1.Ölmüştür.”

Bu resim altı, bütün albüm içinde yalnız Abdulkadir Kemali Öğütçü için yazılmıştır. Birinci devre ölmüştürden sonra hayatı devam etmiş, Adana’ya yerleşmiş, sol gazeteleri yayımlamış bir kimseydi Öğütçü.

Siz, neredeyse Orhan Kemal ile yaşıtsınız. Tanıklıklarınız var mı? Örneğin başta kitapta geçen mekanlar olmak üzere, Orhan Kemal’in buralarda yaşamına ve yazarlığına dair izlenimleriniz vardır?

Orhan Kemal (Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü) 1940’lı yıllarda Sümerbank Fabrikası’nda işçiliğinden herhangi bir sebeple ayrılmıştı. O tarihte Sümerbank Adana (Malatya Bez Fabrikası) Müdürü Nazım Hikmet’in eniştesiydi. O’nun kız kardeşiyle evliliği vardı. Şu anda adını hatırlayamadım. Ancak Sümerbank’tan temin edilebilir. Şurası var ki; müdür Adana’nın en sevilen insanlarından biriydi. Ne sol’la ne de sağ’la herhangi bir alakası cardı.

Orhan Kemal’in Şafak Lokantası’yla nereden ilgisi olduğunu bilemiyorum. Bu lokanta resimde görüldüğü gibi ırmağın kapanan iki gözü önünde ve direkler üzerinde bir lokanta ve kahvehaneydi. Müşterileri de sadece o zamanın çiftçi ağaları ve Yüreğir ovasından küncü (susam) ve pamuk getiren küçük çiftçileri bekleyen tüccarlardan oluşuyordu.

Orhan Kemal’in 1940’lı yılların başında Sümerbank’tan ayrıldıktan sonra mekanı Eski Belediye Caddesinde faaliyette bulunan şarapçı Mahmut’un dükkanıydı. O zamanın gençliği komünizmle mücadele derneklerinin de güdümünde, Atatürk Parkı’nda miting yaptıktan sonra şarapçı Mahmut’un önüne gider, bağırıp çağırırlardı. “Kahrolsun komünizm” diye. Ancak şarapçı Mahmut göğsüne sardığı Türk bayrağıyla kapıya çıkar, “Yaşasın Türk gençliği. Yaşasın Mustafa Kemal” dediğinde toplantının katılanları solukları kesilip dağılıverirlerdi.