10 Ocak ve gerçekler

Abone Ol

Üç gün önce 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladık. Aman ne kutlama ne kutlama. Bir itibar bir itibar demeyin gitsin. Whatsap mesajlarından, SMS’lere, mail yağmurundan, telefonla aramalara kadar ne ararsanız var.

Bir defa bu mesleğe 44 yıl emek vermiş ve hala da vermeye devam eden çalışan bir gazeteci olarak, arayan soran ve her türlü yolla ulaşıp tebrik edenlere teşekkür ediyorum. Ben genele bakıp medyanın ve medya mensuplarının hala bu kadar sevildiğine inanamıyorum. Neyse ki seviliyormuşuz, buna da şükür…
İşin sevimli tarafına böyle değindikten sonra, gelelim gerçeklere… Maalesef “kazın ayağı” hiç öyle göründüğü gibi tek değil. O bir zamanlar “4.Kuvvet” dediğimiz basının yerinde artık yeller esiyor. Medya kuruluşları, özellikle gazeteler ayakta kalmakta zorlanıyor. Çünkü, okur artık gazete satın almıyor. Nedenine gelince. Genel görüş televizyonlar ve internet dünyasının kağıda basılı basını bitirdiği şeklinde. Buna önlem alınmalıydı ama, ne ve nasıl yapılacağını kimse bilemedi veya bilmek istemedi.

VALİ ELBAN’DAN DERS GİBİ

10 Ocak münasebeti ile İzmir Valimiz Sayın Süleyman Elban, İzmirli gazetecilerle kahvaltıda buluştu. Yaptığı konuşma ise adeta bir “gazetecilik dersi” gibiydi. Evet teknoloji gazeteciliği bambaşka dünyalara götürmüştü. Bundan faydalanmak varken, basınla hiç alakası olmayan sektörlerdeki kimselerin gazeteciliğe soyunması ve hayli rağbet görmesi de neyin nesiydi. Bu kesimlerin sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlara güvenin nerede ise sıfıra yakın olduğunu üstüne basa basa anlattı.
Hele hele bazılarının, üstü kapalı “maddi destek” vurgusu yapmalarını tebessümle karşılayan Vali Elban, bu konuda elinden bir şey gelemeyeceğini söyledi. Kendi adıma mahcubiyet duymadım desem yalan olur. Umarım herkes dersini almıştır.

CHP’NİN MEDYA BULUŞMASI

CHP İzmir'de yerel medya semineri düzenledi. Konuşmacılar da konular da maalesef yerel değildi. Bir kere akreditasyon uygulaması ile basın özgürlüğüne engel getirildi. Toplantı öncesi gazeteci gruplarında yapılan yazışmalar, ahvali şeraitimizi ortaya koymak bakımından ibret vericidir. Oraya çağrılanların çoğunun gündeme getirdiği konular maalesef yerel basının sorunları değil, muhalefetin bildik söylemleridir. Basın özgürlüğünün olmadığı iddiaları, tutuklu gazeteciler, yandaş medya yakıştırmaları…
Tamam her şey güzel de, ya 2000’den itibaren başlatılan planlı bir operasyonla İzmir’de içi boşaltılan medyanın bugünkü hali için bir tek kelam edilmemesine ne diyeceksiniz? Yoksa bunun farkında değil misiniz?

Nerede o sordukları sorularla, muhataplarına kaçacak delik aratan gazeteciler. Nerede İzmir’in 4.Kuvveti. Televizyonları, gazeteleri ve oralarda çalışan gazeteciler. Yok, çünkü eli kalem tutanları üçer beşer çoktan transfer edildi. Nereye derseniz. Onu da bi zahmet siz araştırıp bulun derim…
Ulu Önder Atatürk, "Basın milletin müşterek sesidir" demiş. Ne güzel söylemiş. Gelgelelim bugün bu veciz söze ne uyan var ne de değer veren. Bu konuda iktidar da, iktidarı eleştiri bombardımanına tutan muhalefet de dönüp bir aynaya baksın.

Kalın sağlıcakla...