13 ay! Bir insan daha ne kadar bekletilebilir?

Abone Ol

Bazı rakamlar sadece zamanı anlatmaz. Bazı rakamlar vicdanımıza sorulmuş ağır bir sorudur.

13 ay…

Tam 13 ay.

Bir insanın hayatından 13 ay.

Bir ailenin bekleyişinden 13 ay.

Bir çocuğun babasından, bir eşin eşinden, bir annenin evladından eksilen 13 ay…

Ve bugün hâlâ cevaplanmayı bekleyen tek bir soru:

İddianame nerede?

Tunç Soyer’i Seferihisar Belediye Başkanlığı döneminden beri tanıyorum. Yıllar içinde yollarımız kesişti, İzmir’deki siyasi ve toplumsal hayatını yakından takip ettim. Sevenleri oldu, eleştirenleri oldu. Başarılı bulanlar da oldu, yanlış yaptığını düşünenler de.

Bu, siyasetin doğasıdır.

Bir siyasetçiyi eleştirebilirsiniz.

Yaptığı icraatları beğenmeyebilirsiniz.

Sandıkta hesabını sorabilirsiniz.

Ama bir insanın suçlu olup olmadığına siz karar veremezsiniz.

Buna mahkeme karar verir.

İşte bugün konuşmamız gereken yer tam burasıdır.

Mesele Tunç Soyer’in siyasi kimliği değildir.

Mesele CHP değildir.

Mesele AK Parti değildir.

Mesele iktidar değildir.

Mesele hukuktur.

Çünkü hukuk, yalnızca bizim sevdiğimiz insanları koruduğunda hukuk değildir. Hukukun gerçek sınavı, bizim sevmediğimiz insanın hakkını koruyabildiğimiz gün başlar.

Bugün Tunç Soyer’i sevmeyen bir insanın bile sorması gereken soru şudur:

“Bir insan 13 ay boyunca hangi hukuki süreç nedeniyle bekletiliyor ve neden hâlâ iddianame konusunda toplumun önünde netlik yok?”

Bu soruyu sormak suçluyu savunmak değildir.

Bu soruyu sormak, hukuk devletini savunmaktır.

Eğer Tunç Soyer hakkında ciddi suçlamalar varsa, elbette ortaya konulmalıdır.

Delil varsa ortaya konulmalıdır.

İddianame hazırlanmalıdır.

Yargılama yapılmalıdır.

Mahkeme kararını vermelidir.

Suçluysa cezasını çekmelidir.

Ama suçlu değilse de özgürlüğüne kavuşmalıdır.

Bunun adı ayrıcalık değildir. Bunun adı adalettir.

Çünkü tutukluluk, cezanın kendisi değildir.

Bir insanın özgürlüğünü aylarca elinden almak, hukuk devletinin en ağır müdahalelerinden biridir. Bu nedenle bunun gerekçesi de süreci de herkes tarafından anlaşılabilir olmalıdır.

Şimdi bir an için siyaseti bir kenara bırakalım.

13 ay ne demek?

Bir çocuğun büyümesi demek.

Bir ailenin birlikte geçireceği 13 bayramın, 13 ayın, yüzlerce günün eksilmesi demek.

Bir sofrada boş kalan sandalye demek.

Her sabah “Bugün ne olacak?” diye uyanmak demek.

13 ay, takvimde 13 yaprak değildir. 13 ay, geri getirilemeyecek zamandır.

İnsanın parasını geri kazanabilirsiniz.

Makamını geri kazanabilirsiniz.

İşini değiştirebilirsiniz.

Ama kaybettiği zamanı geri veremezsiniz.

İşte bu yüzden bu meseleye yalnızca bir soruşturma dosyası gibi bakamayız.

Çünkü hukuk geciktiğinde, zaman insanın aleyhine çalışır.

Ve adalet geciktikçe toplumun vicdanında başka bir soru büyür:

“Acaba adalet gerçekten herkes için eşit mi?”

Ben bu sorunun büyümesini istemiyorum.

Tunç Soyer’in suçsuz olduğunu söylemiyorum.

Bunu söylemek benim haddim değil.

Ama suçlu olduğunu da söylemiyorum.

Çünkü bunu söylemek de benim haddim değil.

Ben sadece mahkemenin yerine geçmek istemiyorum.

Ne sosyal medyanın, ne televizyon ekranlarının, ne siyasi tartışmaların insanları mahkûm etmesini doğru buluyorum.

Çünkü hukuk, alkışa göre karar vermez.

Öfkeye göre karar vermez.

Anketlere göre karar vermez.

Delile göre karar verir.

Ve işte hukuk devletini güçlü yapan da budur.

Bugün Tunç Soyer için konuşuyorum.

Ama yarın başka bir isim için de aynı şeyi söyleyebilmek istiyorum.

Çünkü hukuk kişiye göre değişirse, artık hukuk olmaktan çıkar.

Bugün “Bana ne?” diyerek sustuğumuz haksızlık, yarın bizim kapımızı çalabilir.

O gün “Neden ben?” diye sormak istiyorsak, bugün “Neden o?” diye sorabilmeliyiz.

Adaletin en büyük sınavı budur.

Ben Tunç Soyer’e ayrıcalık istemiyorum.

Eski belediye başkanı olduğu için farklı muamele istemiyorum.

Siyasi kimliği nedeniyle dokunulmazlık istemiyorum.

Tam tersine, herkes için geçerli olan neyse onun uygulanmasını istiyorum.

Varsa suç, ortaya koyun.

Varsa delil, gösterin.

Varsa iddianame, mahkemenin önüne çıkarın.

Yargılayın.

Ve karar verin.

Ama bir insanı belirsizliğin içinde sonsuza kadar bekletmeyin.

Çünkü adalet sadece mahkeme salonunda verilen karar değildir.

Adalet, o karara giden yolun da adil olmasıdır.

Bugün yüksek sesle soruyorum:

13 AYDIR NEYİ BEKLİYORUZ?

Bir insanın hayatından daha kaç ay geçecek?

14 ay mı?

15 ay mı?

Daha ne kadar?

Bu soruların cevabını istemek siyasi taraf olmak değildir.

Vatandaş olmaktır.

Ben bugün Tunç Soyer’in siyasi kimliğini değil, insan olarak sahip olduğu hakları savunuyorum.

Çünkü yarın aynı haklara benim de, sizin de, hiç tanımadığımız bir insanın da ihtiyacı olabilir.

Makamlar değişir.

İktidarlar değişir.

Partiler değişir.

Siyasetçiler gelir, siyasetçiler gider.

Ama hukuk yara alırsa, o yaranın acısı hepimize kalır.

Bu yüzden bugün mesele Tunç Soyer’den çok daha büyüktür.

Mesele, adaletin kimin için olduğudur.

Ve benim cevabım nettir:

Adalet herkes için olmalıdır.

Çünkü hukuk yalnızca güçlülerin değil, herkesin güvencesidir.

Bugün susarsak, yarın kendi hakkımızı savunacak bir hukuk düzeni bulamayabiliriz.

O yüzden bir kez daha soruyorum:

13 AYDIR İDDİANAME NEREDE?

Eğer suç varsa, yargılayın.

Delil varsa, ortaya koyun.

Suçluysa, cezasını çeksin.

Ama suçsuzsa, özgürlüğünü verin.

Ne ayrıcalık istiyoruz ne imtiyaz.

Sadece hukuk.

Sadece adalet.

Çünkü unutmayalım:

Bir ülkenin gerçek gücü, güçlülerini nasıl koruduğuyla değil; güçsüzün hakkını nasıl koruduğuyla ölçülür.

Ve bir gün tarih, hepimize aynı soruyu soracaktır:

“Başkasının özgürlüğü elinden alınırken sustunuz mu?”

Ben susmayacağım.

Çünkü mesele Tunç Soyer değil.

Mesele, hepimizin yarınıdır.