2026’ya girerken küresel ekonomi ve Türkiye

Abone Ol

2025 yılı, küresel ekonominin yalnızca sayılarla değil, yön arayışlarıyla da sınandığı bir dönem oldu. Enflasyonla mücadele, yüksek faizler, jeopolitik gerilimler ve hızla dönüşen teknoloji gündemi; ekonomilerin aynı anda hem riskleri yönetmeye hem de yeni bir denge kurmaya çalıştığı bir tablo ortaya koydu. Son günlerini yaşadığımız bu yıl, birçok açıdan “alışılmış” büyüme hikâyelerinin geride kaldığı, daha temkinli ama daha gerçekçi beklentilerin öne çıktığı bir yıl olarak kayda geçti. Bu dönemin en belirgin başlıklarından biri, yapay zekâ odaklı teknolojik dönüşümün küresel ekonomi üzerindeki etkisi oldu. Özellikle ABD başta olmak üzere gelişmiş ekonomilerde bilgi teknolojileri ve yazılım yatırımları, büyümeye kayda değer katkılar sağladı. Yapay zekâ, yalnızca bir teknoloji alanı değil; verimlilik, yatırım iştahı ve sermaye akımlarını etkileyen yeni bir ekonomik eksen haline geldi. Buna paralel olarak enerji arzı, altyapı yatırımları ve finansman ihtiyacı da küresel gündemin merkezine yerleşti.

Öte yandan ticaret politikaları ve artan ticari kısıtlamalar, küresel büyüme dinamikleri üzerinde baskı oluşturmaya devam etti. ABD ile Çin arasında son yıllarda artan ticaret gerilimi, tedarik zincirlerini yeniden şekillendirirken; ülkelerin dış ticaret stratejilerinde daha seçici ve temkinli adımlar öne çıktı. Avrupa ekonomileri zayıf büyüme görünümüyle mücadele ederken, Çin’de iç talebin sınırlı kalması maliye politikalarının önemini artırdı. Bu tablo, küresel ekonomide senkronize bir büyümeden ziyade, ülke bazlı ayrışmaların daha belirgin hale geldiğini gösteriyor.

KALICILIK RİSKİ

Para politikası cephesinde ise merkez bankalarının birbirinden farklı yönlere ilerlediği bir yıl geride kaldı. Enflasyondaki düşüşe rağmen kalıcılık riskinin devam etmesi, faiz indirim döngülerinin daha kontrollü ve sınırlı ilerlemesine neden oldu. ABD ve Avrupa’da para politikasına ilişkin belirsizlikler sürerken, piyasalarda 2026 yılına dair beklentiler temkinli bir iyimserlik ile şekilleniyor. Doların küresel seyri, uzun vadeli faizler ve sermaye hareketleri, önümüzdeki dönemde de yatırım kararlarında belirleyici olacak. Bu küresel görünüm içinde Türkiye, son iki yılda uygulanan sıkı para politikası ve makro ihtiyati çerçevede ilerleyen dezenflasyon süreci ve kademeli normalleşme adımlarıyla dikkat çekiyor. Enflasyon göstergelerinde son aylarda gözlenen gerileme, talep koşullarındaki dengelenme ve finansal koşullardaki sıkılığın sürdürülmesi, fiyat istikrarı hedefi açısından önemli bir zemin oluşturmuş durumda. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın rezerv birikimini güçlendirmesi, dış kırılganlıkların azaltılması ve döviz likiditesine ilişkin algının iyileşmesi, para politikasının etkinliğini destekleyen unsurlar arasında öne çıkıyor. Buna paralel olarak Türk lirası cinsi varlıklara yönelik ilginin artması hem yurt içi yatırımcıların portföy tercihlerinde hem de yabancı yatırımcı algısında sınırlı da olsa bir normalleşmeye işaret ediyor. Ancak bu kazanımların kalıcılığı açısından iç talebin seyri, ücret–fiyat geçişkenliği ve enflasyon beklentilerindeki katılık belirleyici olmaya devam ediyor. Özellikle hizmet enflasyonu, fiyatlama davranışlarının henüz tam anlamıyla kırılmadığını gösterirken, hane halkı ve reel sektör beklentilerinin hedeflerle uyumlu seviyelere gerilemesi, dezenflasyon sürecinin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor. Bu çerçevede, para politikasında atılacak adımların zamanlaması ve ölçeği kadar, maliye politikasıyla sağlanacak eşgüdüm de önümüzdeki dönemin temel belirleyicilerinden biri olacak. Sıkı duruşun erken gevşetilmesi, kazanımların sınırlı kalmasına yol açabileceği gibi; aşırı ihtiyatlı bir yaklaşım da büyüme üzerinde baskı oluşturma riskini barındırıyor. Dolayısıyla 2026 yılı, politika yapıcılar açısından dengeyi korumanın her zamankinden daha önemli olduğu bir döneme işaret ediyor.

YÜKSEK OYNAKLIK

2026’ya yaklaşırken hem küresel hem de yerel ölçekte öne çıkan temel soru, ekonomilerin yüksek oynaklık ve belirsizlik döneminin ardından daha dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına girip giremeyeceği oluyor. Son yıllarda yaşanan enflasyon şokları, agresif faiz artışları ve jeopolitik riskler, büyüme dinamiklerinin yalnızca talep genişlemesiyle sürdürülemeyeceğini açık biçimde ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde ekonomik performans, hızdan ziyade dayanıklılık ve politika tutarlılığı üzerinden şekillenecek. Bu görünüm altında 2026 yılı, yüksek büyüme vaatlerinden çok; riskleri doğru yöneten, mali ve parasal disiplini koruyabilen, finansal istikrarı önceliklendiren ekonomilerin öne çıktığı bir yıl olmaya aday görünüyor. Küresel sermaye açısından getiri arayışı devam etmekle birlikte, bu getirinin hangi risk düzeyinde ve hangi makro çerçevede sağlandığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Dolayısıyla yatırım kararlarında kısa vadeli fırsatlardan ziyade, orta ve uzun vadeli denge ve öngörülebilirlik ön plana çıkıyor. Türkiye açısından bakıldığında ise 2026, dezenflasyon sürecinin kalıcılığının test edileceği, para politikasında atılan adımların sonuçlarının daha net biçimde görüleceği bir yıl olacak. Bu süreçte fiyat istikrarına yönelik kazanımların korunması ve finansal istikrarın desteklenmesi, büyüme–enflasyon dengesi açısından belirleyici olacak. Büyük hikâyelerden ziyade, risklerini doğru yöneten ve doğru pozisyon alanların öne çıkacağı bir döneme girilirken; 2026 yılı, ekonomi politikalarında tutarlılık ve sabrın belirleyici olduğu bir yıl olabilir.

Ekonomik veri takvimi

29 Aralık2025, Pazartesi ABD Konut Satışları
30 Aralık 2025, Salı Türkiye İşsizlik Oranı
31 Aralık 2025, Çarşamba Çin İmalat Sektörü PMI
31 Aralık 2025, Çarşamba Türkiye Dış Ticaret Dengesi
31 Aralık 2025, Çarşamba Türkiye Dış Borç Stoku
31 Aralık 2025, Çarşamba ABD İşsizlik Başvuruları
02 Ocak 2026, Cuma Merkez Bankası Rezervleri

Ekonomi ve Finans Sözlüğü

Dayanıklılık: Ekonomilerin dış şoklara, finansal dalgalanmalara ve jeopolitik risklere karşı uyum sağlama ve dengeyi koruma kapasitesini ifade eder. Son dönemde büyüme hızından daha önemli bir performans göstergesi haline gelmiştir.

Politika tutarlılığı: Para ve maliye politikalarının birbirini destekleyen, öngörülebilir ve süreklilik arz eden bir çerçevede yürütülmesini ifade eder. Ekonomik güvenin tesisinde ve yatırım kararlarının şekillenmesinde belirleyici rol oynar.