24 saat yetmiyor mu?

Abone Ol

Bugünlerde hep aynı cümleyi söylüyorum ve aynı cümleyi çevremden de sık sık duyuyorum:  Zaman yetmiyor! Ya sabah planladığım işleri yetiştiremiyorum ya da akşam olduğunda kendi kendime şu soruyu soruyorum: Ne yaptım ben bugün?

Yapılacaklar listesi uzuyor, o günün bitmeyen işleri bir sonraki güne taşınıyor. Kendime ayırdığım zaman da giderek azalıyor. Peki ne oluyor?  Gerçekten zaman mı yetmiyor? Yoksa aslında sorun zaman değil, kendimi mi yönetemiyorum, hangisi?

Zaman ölçülebilir ve kontrol edilemeyen bir olgu ve hepimiz için eşit: Gün 24 saat. Ama 24 saatin algısı ve anlamı hepimiz için farklı. Kimimize göre zaman su gibi hızla akıp gidiyor, kimimize göre de kaplumbağa hızıyla ilerliyor.

Zaman saat ile ölçülse de algısı beyinde oluşuyor. Algı yaş, duygu durumu ve yaşam biçimine göre değişiyor. Çocukların zaman algısı yetişkinlerden oldukça farklı. Onlar için her şey yeni, her şey öğrenilecek yeni bir şey. Yani beyinleri sürekli yeni bilgileri işliyor. Onun için de çocuklar zamanı daha uzun algılıyor.

Bize gelecek olursak... Biz yetişkinler artık çoğu şeyi biliyoruz ya da öyle sanıyoruz. Yani bizim için yeniler daha az, rutinler daha fazla. Beynimiz çok daha az yenilik işliyor. Bu yüzden saatler hızla akıp geçiyor.  Hatırlayın, çocukken gün ne kadar uzundu, yaş aldıkça, deneyim arttıkça gün ne kadar da kısaldı.

Sadece bu kadar değil, sıkıntılı, kaygılı olduğumuz anlarda da zaman geçmek bilmez, keyfimiz yerindeyken zaman nasıl hızla akıp geçer. Yenilikler zamanı uzatır, beklentiler zamanı ağırlaştırır. Yani özetle, zaman aynı zaman ama onu nasıl yaşadığımız, nasıl hissettiğimiz her birimiz için farklı. İşin sırrı saatlerde değil, beynimizin ve duygularımızın zamanla kurduğu ilişkide. Gerçek şuki zamanı yönetemeyiz, saatler dakikalar saniyeler tik tak işler. Yönetilecek tek şey kendimiz, davranışlarımızdır.

Plan yapma, öncelik belirleme, hayır diyebilme, ertelememe ve odaklanma...  Bu beceriler kendimizi yönetmenin temel taşlarıdır ve beynimizin planlamadan, karar almaktan, öz yönetimden sorumlu prefrontal korteksini devreye sokmakla yakından ilgilidir. 

Peki ne yapacağız da akşam olduğunda dertlenmeyeceğiz, "Of ya yine yetiştiremedim işleri, iki satır okuyamadım" ya da benim gibi “Haftanın yazısını yazamadım” demeyeceğiz.  Yalnız değilim değil mi? Siz de benim gibi “Asla yeteri zamanım yok” diyorsunuz. Evet deyin de rahatlayayım.

Şimdi hem kendime hem de benim gibi zamanı bir türlü yetiştiremeyenler için birkaç öneri:        

*Güne planla başlamak, planı da zamana ve iş gücüne göre  yapmak.

*Önceliklerimizi belirlemek. Acil ve önemli olanların "1" olmasını sağlamak.  Zamanı çalan, önceliği olmayan şeylerden uzak   durmak.

*Ertelemeyi ertelemek. Bir işe başlamak zor geldiğinde hemen işe başlamak.

*Zaman tuzaklarından kaçmak. Sosyal medya, uzun telefon konuşmalarından uzak durmak.

*Molaları ihmal etmemek, dinlenmeyi de bilmek.

Sonuçta, ben yazımı bitirdim, çünkü benim önceliğim yani 1'im yazıyı bitirmekti. Şimdi sıra listemde olan diğer işlere geldi, bakalım gün bitmeden işlerim bitecek mi?