Nihat AK/EGE TELGRAF- Dünya Çevre Günü kapsamında Ege Telgraf’a konuşan iklim bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, körfez kirliliği başta olmak üzere birçok çevre sorununda temel nedenin, bilimin uyarılarının duyulmaması olduğunu ifade etti. Bilimin sesinin çoğu zaman geri plana itildiğini vurgulayan Yaşar, çevre felaketlerinin aslında “söylenen ama dinlenmeyen” gerçeklerin birikimi olduğunu belirtti.
BEKLEME ODASI
Dünya Çevre Günü'nde yine aynı manzaraların görüleceğini iddia eden Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası çevre üzerine mesajlar verecek, doğayı korumaktan söz edecek. Bir gün boyunca çevre konuşulacak, kalan 364 günde ise büyük ölçüde unutulacak. Eğer bu unutmalar yaşanmasaydı bugün ne dünya, ne Türkiye ne de İzmir Körfezi bu durumda olurdu. Bilim yıllardır konuşuyor. Sorun bilgi eksikliği değil, bilimin söylediklerine kulak verilmemesi. İzmir'de geçmiş dönem belediye başkanları Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur ve Ahmet Piriştina Körfez'in bu kent için ne ifade ettiğini biliyor ve yapılan çalışmalara destek veriyorlardı. Ancak daha sonraki yıllarda bilim insanlarının kapısını çalmak yerine, belediye başkanları çoğu zaman onları kapıda bekletmeyi tercih etti. Yıllarını denize ve Körfez'e vermiş altı profesör olarak, dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'na yalnızca İzmir Körfezi'ni anlatabilmek için aylarca randevu bekledik. 6 profesöre yarım saatlik randevu verilebildi. Bilimin kapısını çalması gerekenler, bilimi bekleme odasında bıraktılar. Daha da acısı, İzmir'de yaşayan bilim insanlarının, meslek odalarının ve uzmanların görüşleri alınmazken, kente yabancı kişilerin önerileri dikkate alınıyor. Oysa biz ne bütçe istedik, ne ihale. İstediğimiz tek şey bilimin dinlenmesiydi. Çevre sorunlarının nedeni bilgisizlik değildir. Sorun, bilimsel gerçeklerin bilinmesine rağmen gereğinin yapılmamasıdır. Körfez'in bugün anlattığı hikâye de tam olarak budur” ifadelerini kullandı.
TEMİZLİK ADINA YANLIŞLAR
Körfezin temizliği için yapıldığı belirtilen çalışmalara sert sözlerle yüklenen Prof. Dr. Yaşar, “Körfez cinayetini konuşuyoruz! İzmir Körfezi ölmüştür! Bilimi dışlayan, uyarılara kulak tıkayan, körfezin çığlığını duymayan liyakatsiz bürokratlar ve vizyonsuz siyasetçiler bu denizi foseptik çukuruna çevirmiştir. Körfezden yükselen o leş koku, aymazlığının kokusudur!
En temel hata, dere yataklarının betonlanmasıdır. Doğal akışın betonla kesilmesi, suyun toprakla temasını ortadan kaldırmış, ağır metallerin tutulduğu doğal filtre sistemi yok edilmiştir. Sonuç; doğanın kendi kendini temizleme mekanizmasının çökmesi ve kirliliğin doğrudan Körfez’e taşınmasıdır. Kireç dökülerek koku giderileceği sanılmış, ardından dere yatakları betonlanarak sorun daha da derinleştirilmiştir. Bunlar çözüm değil, hatanın üzerine eklenen yeni hatalardır. Her müdahale, ekolojik dengeyi düzeltmek yerine daha da bozmuştur.
Dip taraması “körfez temizliği” diye sunulamaz. Bu, kirliliğin kaynağını ortadan kaldırmayan teknik bir işlemdir; hastalığı tedavi etmek yerine semptomu gizlemektir. Kirliliği sürekli dış kaynaklara bağlamak da bilimsel değildir. Asıl yük, kontrolsüz sanayi ve yerel atık deşarjıdır. 2002’de 1 milyar dolarlık Büyük Kanal Projesi ile evsel atıklar büyük ölçüde arıtma tesislerine yönlendirilmiş, ciddi bir altyapı kurulmuştur. Buna rağmen bugün hâlâ derelere arıtılmamış atık bırakan işletmeler denetlenememektedir. Sorun teknik değil, yönetimseldir. Körfez çamurla değil, kimyasal yükle kirlenmektedir. “1 milyon ton çamur çıkardık” gibi açıklamalar bilimsel bir karşılığı olmayan övünmedir. Kirliliğin nedeni dipteki çamur değil, sisteme sürekli verilen arıtılmamış kimyasal girdidir” şeklinde konuştu.
İLK UYARI 1930’DA YAPILDI
İzmir Körfezi’nin zamanında duyulmayan bilimsel uyarıların bedelinin ağır olduğunu en net şekilde anlattığını vurgulayan Prof. Dr. Yaşar, “İzmir Körfezi’nin kirlenmeye başladığına 1930 yılında Alman araştırmacı William Newman, Halkapınar çevresinde hissettiği kokudan hareketle kaleme aldığı makalede dikkat çekti. Bu uyarıyı dönemin İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz ciddiyetle ele aldı. Konuyu inceletti, fizibilite çalışmaları yaptırdı ve bugün "Büyük Kanal Projesi" olarak bildiğimiz kuşaklama ve ileri arıtma yaklaşımının temelini oluşturan bir çözüm arayışına girdi. Ancak bilimin gösterdiği yol ile ekonomik gerçekler her zaman aynı hızda ilerlemez. Hazırlanan projenin maliyeti, o günün koşullarında İzmir Belediyesi'nin yaklaşık 14 yıllık bütçesine karşılık geliyordu. Dünya 1929 Buhranı'nın ağır ekonomik çöküşünü yaşıyordu. Behçet Uz'un önündeki engel teknik değil, finansaldı. Sorun belliydi, çözüm de belliydi; ancak kaynak yoktu. Asıl mesele, koşulların ve kaynakların yetersizliğiydi. Körfez'in hikâyesi, çevre sorunlarının bir günde oluşmadığını ve çözümünün de uzun yıllar gerektirdiğini gösteriyor” dedi.
YARIM ASIR SONRA
Kirlilik uyarısından yaklaşık 50 yıl sonra ilk anlamlı adımların atılmaya başlanabildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Yaşar, “1954 yılında Körfez'de ilk büyük plankton patlaması yaşandı ve binlerce balık öldü. Bu olay, ekolojik bozulmanın artık gözle görülür hale geldiğinin ilk ciddi işaretiydi. Buna rağmen uzun yıllar boyunca Körfez, kentin atıklarını taşıyan doğal bir fosseptik gibi kullanılmaya devam etti. Sorun büyürken uluslararası düzeyde de dikkat çekmeye başladı. 1962 yılında Türkiye'yi ziyaret eden Batı Almanya İçişleri Bakanı Hermann Höcherl, Körfez'in temizlenmesi konusunda destek vermeye hazır olduklarını ifade etti.
Ancak yıllar geçti, balık ölümleri arttı ve kirlilik derinleşti. Nihayet 1980'li yılların başında konu devletin en üst düzeyinde ele alındı. Dönemin İmar ve İskân Bakanı Prof. Dr. Ahmet Samsunlu'nun girişimleriyle Körfez'in kurtarılmasına yönelik büyük altyapı yatırımlarının temeli atıldı. Böylece yıllardır ertelenen mücadele, somut projelerle yeni bir aşamaya taşındı” diye konuştu.