ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı kapsamlı askeri saldırı (28 Şubat 2026), küresel dengeleri kökten değiştiren bir kırılma noktasıdır. Tarihin bize gösterdiği gibi, hegemonya geçişi kansız olmaz. ABD’nin hegemonik gücünü kaybetmeye başlamasıyla ve İsrail’in “vaadedilen topraklar mitiyle” birlikte İsrail-ABD gücü, küresel değişimlere karşı direnmekte ve saldırganlığını artırmaktadır.
ABD-İsrail operasyonu sonrası Rusya, Çin ve Türkiye arasındaki ilişkiler, klasik bir “ittifak”tan ziyade, ortak tehdit algısıyla şekillenen zoraki bir dayanışma evresine girmiştir. Rusya açısından arka bahçesinde ortaya çıkan büyük bir güvenlik krizi anlamına gelmektedir. İran’ın istikrarsızlaşması, Rusya’nın güney sınırlarına sıçrayabilecek bir “kaosun başlangıcı” olarak görülmektedir. Bununla birlikte İran, sadece bir müttefik değil, Ukrayna savaşında hayati önem taşıyan bir askeri tedarikçi ve Orta Doğu’daki en büyük stratejik ortağıdır. İran’ın en büyük petrol alıcısı olan Çin için İran, Batı hegemonyasına karşı bir denge unsuru ve kritik bir enerji istasyonudur. Çin, bölgede kalıcı bir ABD-İsrail hakimiyetini kendi küresel vizyonuna doğrudan tehdit olarak okuyor.
BLOKLAŞMA
Türkiye, bir NATO üyesi olmasına rağmen, İran’ın parçalanmasını veya bir iç savaşa sürüklenmesini kendi bekası için en büyük tehditlerden biri olarak görüyor. Öte yandan Türkiye’nin şu an izlediği “Aktif Tarafsızlık” stratejisi, Ankara’nın en zorlu dış politika sınavlarından biri haline gelmiş durumda. Bu strateji, sadece çatışmanın dışında kalmayı değil, aynı zamanda krizin Türkiye’nin güvenliğine (göç ve terör) ve ekonomisine olası büyük tehditleri engellemeyi amaçlayan dinamik bir koruma kalkanıdır. Türkiye, 28 Şubat’taki ilk saldırılardan bu yana şu üçlü sacayağı üzerinde hareket ediyor; operasyonel tarafsızlık, insani ve siyasi eleştiri, mekik diplomasisi. Bu bağlamda İran-Rusya-Türkiye-Çin arasındaki ilişki, bu saldırı sonrası “savunma amaçlı bir bloklaşmaya” evrilebilir.
İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Üssü’e yapılacak olası bir saldırı, NATO’nun 5. maddesini tetikleyebilir ve İran’ın Türkiye (ve dolayısıyla tüm NATO) ile savaşa girmesi demektir. Bu, Tahran’ın son isteyeceği şeydir. Bununla birlikte İran destekli grupların (milislerin) İncirlik ve Kürecik çevresinde asimetrik eylemler veya siber saldırılar yapma ihtimali çok daha yüksektir.
Çin, İran’a doğrudan asker göndermek yerine teknolojikve ekonomik bir kalkan görevi görüyor. Çin’in uydu verileri ve elektronik harp desteği, İran’ın hedefleme kapasitesini artırıyor. ABD ve İsrailaçısından olumsuz durum, yüksek teknolojili savunma sistemlerinin (İsrail’in Demir Kubbe ve ABD’nin
Aegissilah sistemlerinin) İran’ın hipersonik füze ve İHA saldırıları karşısında beklenenden daha etkili olmasıdır. Bu, “teknolojik üstünlük” mitinin sonudur. ABD, bu stratejik ve maddi kayıplarıorta ve uzun vadede ekonomik olarak karşılayabilir; ancak bu süre zarfında İran destekli milislerin bölgedeki “yeni normali” kabul ettirmesi, ABD ve İsrail’in eski nüfuzunu yeniden tesis etmesini imkânsız kılar. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, ABD gemilerinin bölgede görünür olmasını bir “intihar” seçeneğine dönüştürüyor.
Bölgedeki ABD üslerinin İran tarafından tamamen yok edilmesi Körfez ülkeleri (Katar, BAE, Suudi Arabistan), ABD’nin koruyuculuğuna olan güveni sarsacaktır. Bu ülkelerin Çin veya bölgesel bloklara (Türkiye/Rusya/İran) yaklaşması, ABD’nin bölgedeki stratejik derinliğini tamamen yok edebilir. ABD-İsrail’in bölgedeki stratejik varlıklarına indirilen ağır darbeler, Orta Doğu’daki Amerikan hegemonyasının “Vietnam sonrası en büyük krizini” yaşayabileceğini gösteriyor.
İran-ABD savaşı, Çin için bir “jeopolitik hızlandırıcı”ya dönüşebilir. ABD askeri gücünü Orta Doğu’da harcayarak “eski düzeni” korumaya çalışırken; Çin, finansal ve altyapısal ağlarla “yeni dünyayı” inşa etmektedir. Büyük İsrail hedefinin İran’ı bölme girişimi, tek kutuplu dünya düzeninin son kalıntılarının temizlendiği ve Çin merkezli çok kutupluluğun kalıcı hale geldiği bir dönemi başlatmıştır. ABD, son iki yıldır tüm enerjisini Çin’i Hint-Pasifik’te çevrelemeye (Tayvan ve Güney Çin Denizi) harcamayı planlarken, İran savaşıyla tekrar “Ortadoğu bataklığına” çekilmiştir.