Afife Jale ve Bedia Muvahhit sahnede…

Abone Ol

İzmir Devlet Tiyatrosu’nda, iki sezondur düşüncesi bile tiyatroseverleri heyecanlandıracak bir oyun seyirciyle buluşuyor. Hayal-i Temsil’den bahsediyorum…
İlk defa 2015 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynanan oyun, bu kez İzmir’de, Gürol Tonbul rejisiyle sahneleniyor. Oyun, Türk Tiyatrosu’nun ilk Müslüman kadın oyuncuları olarak sembol haline gelen Bedia Muvahhit ile Afife Jale’yi aynı sahne üzerinde buluşturarak, kimi gerçek kimi kurmaca öyküler üzerinden Türk tiyatro tarihine bir küçük pencere açıyor. Gerçekte hiçbir araya gelmemiş bu iki özel isimin hayatları, tiyatro emekçisi Makyör Dikran Efendi karakterinin anlatımıyla sahneye taşınıyor. 

Bedia Muvahhit’e Özlem Başkaya, Afife Jale’ye Burcu Ongun Altay, Dikran karakterine de Hakan Özgömeç’in hayat verdiği Hayal-i Temsil’de bir seyirci olarak oyuncuların performansından büyük keyif aldığımı; oyuncuların karakterlerin yaşadıkları olaylarda duyumsadıkları çınlamayı seyirciye aktarmayı çok iyi başardıklarını düşünüyorum. Nihat Demirkol tarafından icra edilen müzik, yaratılan hayal atmosferine sağladığı katkı nedeniyle de ayrıca hafızamda yer edindi... 
Tiyatro sanatının birçok enstrümanını bir ahenk içinde sunması nedeniyle rejisör Gürol Hocayı da (ki artık mesleki olarak kendisinin tebrik ve tenkit edilmesi bana düşer mi pek emin değilim) ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Ancak sanıyorum benim için unutulmaz olan yegane nokta, Bedia ile Afife’yi insan olarak görmekti. Ne demek istiyorum; oyunda iki ikonik karakterin yaşadıklarını izlerken onların umutlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, aşklarını, kıskançlıklarını; bu toplumun ve insanların kendilerinde yarattığı hayal kırıklıklarını görüyoruz. Kısacası insan yönlerini… Belli günlerde andığımız, hatırlayınca kıvanç duyduğumuz, sembol haline gelmiş her ismin başarılarını hatırlıyoruz. Ancak bizler gibi insan olduklarını unutuyoruz kanımca. Bunu hatırlatıyor olması bile oyunu benim için özel kılıyor. Yaratıcı ve teknik tüm ekibe teşekkür etmeli… Oyun İzmir Devlet Tiyatrosu çatısı altında sizi bekliyor, kaçırmayın.

SABRIMIZ KALMADI!

Ara başlık 2000’lerin başında gazetelerde sık gördüğümüz ültimatom manşetlerine benziyor değil mi? Ancak doğrudan sabırdan ve dikkatten bahsediyorum. Günümüzde her şey çok hızlı ve anlık… Dijitalleşen dünyada hepimiz seyreden insana dönüştük ancak görünen o ki bunu da tam başaramıyoruz. Yukarı kaydırma refleksimiz o kadar gelişti ki, iştahla başladığımız işleri bile bir anda geçmek, yeni bir dünyaya adım atmak istiyoruz. Gördüğümüz her şey sabun köpüğü etkisi yaratıyor, hafızamız Japon balığından hallice. Bunu ben söylemiyorum araştırmalar söylüyor. Microsoft Corp’un yaptığı bir araştırma, 2000 ile 2015 yılları arasında dikkat sürelerimizin tam yüzde 25 oranında azaldığını ve ortalama sürenin 8 saniyeye gerilediğini gösteriyor. Bugün daha da düşmüş olabileceği su götürmez. Japon balıklarının ki ise 9 saniye. Bunu son dönemde gittiğim, özellikle uzun süreli oyunlarda daha sık gözlemliyorum. Hayal-i Temsil de süresi bakımından buna iyi bir örnekti. 2 saat 20 dakika süren oyunda seyirci henüz oyun başlar başlamaz kıpırdanmaya, başka şeylerle ilgilenme refleksi göstermeye başladı. Artık bu sürelerdeki oyunların hatta herhangi bir izlencenin bana da çok uzun geldiğini söylemek zorundayım. Korkarım oluşan bu durumun, ortaya konan eserin kalitesiyle bağlantısı da sanıldığı kadar fazla değil. Kendisine ne sunulursa sunulsun; seyirci dikkatini ve ilgisini çok hızlı bir şekilde kaybediyor. Bunu fark eden kimi özel tiyatrolar oyun sürelerini giderek düşürüyor. 40-45 dakikalık oyunlar sahneleniyor. Farklı nedenleri de elbette vardır bu kararın. Ortadaki bu sorunun çözümü bu şekilde ayak uydurmak mı olmalı yoksa farklı yollar mı açılmalı bunun kararını verecek ben değilim elbette…

Kaynak:

https://time.com/3858309/attention-spans-goldfish/?utm_source=chatgpt.com