Ağaçların gölgesinden betona giden yol

Abone Ol

Kentin ruhu o kenti oluşturan binalarda, caddeler ya da anıtlarda olmaz her zaman. Bazen parklarda, bahçelerde ve yeşil alanlarda da gizlidir. Yeşil alanlar şehir hayatının temposunu hafifleten beton binaların içine sıkışmış insanların nefes almasını sağlayan yegane alanlardır. Ne yazık ki son yıllarda şehirlerimiz yeşil alanların sessizce azaldığı parkların binalara kurban gittiği yerler olmakta. 

Nüfusun artması araç sayısının gitgide çoğalması, şehir merkezlerindeki yoğunluk otopark ve bina ihtiyacını her zaman gündeme getirebiliyor. Bu ihtiyaç tabi ki inkar edilemez bir gerçek. Ancak sorun bu ihtiyacı karşılamanın yönteminde gizli. Ne yazık ki çoğu zaman çözüm en kolayını yapmaktan geçiyor. Alanın sınırlı olmasından kaynaklı parkların ve yeşil alanların otoparka dönüştüğünü her geçen gün görüyoruz. Oysa başka çarelerde var. Bu çareler biraz daha zahmetli biraz daha maliyetli ve uzun planlamadan ibaret. 

Yeşil alanların değeri çoğu zaman yanlış hesaplanırken parkın yalnızca birkaç banktan, oyun alanından ve ağaçtan ibaret olduğu görülüyor. Aslında o parkın yazın gölge sağladığı, hava kirliliğini düşürdüğü, doğanın diğer canlıları için yaşam alanı oluşturduğu unutuluyor. Mahallenin en güzel noktasındaki o park insanların sosyalleşmesine çocukların kahkahalarının artmasına sebep oluyor. 

Aslında kısa vadeli ihtiyaçlara cevap verme telaşından feda edilen parklar uzun vadede şehre daha büyük zarar veriyor ve bu hep arka planda kalıyor. Yeşil alanlarını kaybeden bir şehir yaşanabilirlik sıralamasında gerilerken halk sağlığı sorunlarının da ortaya çıkmasına sebep oluyor. Asfalt ve beton yoğunluğunun arttığı bir şehirde sıcaklıklar her geçen sene biraz daha artar bu da enerji tüketiminin çoğalmasıyla birlikte sağlık risklerini yükseltir.

Yerel yönetimlerin görevi bir sonraki seçime kadar kısa vadeli çözümlerle günü kurtarıp alkış toplamak değil uzun vadeli çözümlerle bir vizyon yaratmaktan geçer. Otopark için yıkılan bir parkı yarın geri getirmek mümkün değildir. Ağaç dikmek kolay olsa da onlarca yıl boyunca büyümüş ve gölge veren bir ağacın yerine yenisini koymak uzun yıllar. Bu sebepten dolayı şehri her seferinde yeniden planlarken yeşil alanı korumak birinci öncelik olmalıdır. 

Şehirler büyüyor, nüfus günden güne artıyor ihtiyaçlar çoğalır. Ancak gelişimin gerçek oranı binaların sayısından değil kaç ağacı koruduğumuzdan ne kadar yeşil alana sahip olduğumuzdan geçiyor. Bir kenti yaşanabilir kılan en değerli şeylerden biri o kentteki insanların nefes alabildiği dinlenebildiği, çocuklarının keyifle oyun oynayabildiği alanlar olmasından geçiyor. 

Yeşili korumak kentin, ülkenin o ülkenin insanlarının geleceğini korumaktır. Parkların betonla kapatılması geleceğin en büyük pişmanlıklarından olabilir. Artan araç sayısı sonrası gündeme gelen otopark tartışmalarında unutulmaması gereken en önemli şey araçlara yer bulunabildiği ancak kaybedilen yeşil alanın geri gelmesinin imkansız olduğu olmalıdır.