Aldanmayın İzmir’in havasına!

Abone Ol

Bir sabah uyanıyorsunuz, pencerenizi açıyorsunuz ve dışarısı öyle sıcak ki, hemen kısa kolluları giyip dışarı çıkma isteğiyle doluyorsunuz. Fakat öğlene doğru bir bakıyorsunuz, birden rüzgarlar soğumaya başlamış, üzerinizde sadece tişörtle sokağa çıkmak neredeyse bir cesaret sınavı haline gelmiş. Akşamüstü ise soğuk rüzgarlar sizi sarmış, “Bu da ne ya?” derken, bir yandan da boğazınızda bir gariplik hissediyorsunuz. İşte o an anlıyorsunuz ki, bu hava değişiminden en çok etkilenen bizleriz. Biz kim miyiz: Tabii ki İzmirliler!

Mevsim geçişleri, havaların soğuyup ısındığı dönemler tam bir şaka alanına dönüşüyor. Bir gün güneşin altında terlerken, bir bakıyorsunuz birden karşınıza çıkan soğuk rüzgarla üşümeye başlamışsınız. Bu hal, gerçekten de bedenimizi kandıran bir oyun gibi. Sıcaklık öyle bir dengesiz, vücudun da kafası karışık; ne yapsanız, hiçbir şey doğru olmuyor. Terlersiniz, sonra üşürsünüz, sonra yeniden terlersiniz. Derken, sonunda tabii ki hastalıklara davetiye çıkarmış olursunuz!

Sıcaklıklar artmaya başladığında, herkesin ruhu açılıyor, balkonlar çiçeklerle donanıyor, insanlar parklarda güneşin tadını çıkarıyor. Fakat, bir yandan da vücut savunmamızı zorlayan o yüksek sıcaklıklar, en kırılgan anlarımıza denk gelir. Terleme başlayınca, o kadar dikkat etmiyoruz, çünkü güneşli havada ne olabilir ki, değil mi? Ama sonra, bir anda gökyüzünden gelen soğuk rüzgarlar "Merhaba!" derken, bizi yakalıyor. Aniden terlerken üşümek de cabası!

Sıcak-soğuk değişimi, bir yandan sağlıklı kalmak için mücadele ederken, bir yandan da "Ben hastalık almadan bu dönemi nasıl atlatırım?" sorusunu beynimizde sürekli dönmesine neden oluyor. Her gün, sabah çıkarken hafif giyinirken öğlen olduğunda birden soğuk havalar nedeniyle üşümeye başlamamız, havaların ne kadar da fena değiştiğini gösteriyor. Gerçekten, havanın bu türlü düzenini çözmek mümkün değil. Soğuk hava beklenmedik bir şekilde gelip her köşeden sinsi bir şekilde bizi buluyor. Rüzgar yüzümüze vurduğunda, boğazımızda garip bir yakıcı his, burunumuzda ise kısıtlamalar başlıyor. Hiç beklemediğimiz bir anda, sıcak havalar yerini soğuk hava dalgasına bırakıyor ve kendimizi hastalık yolunda buluyoruz. O an, “Bir dakika önce güneşliydim, nasıl bu kadar hızlı üşüdüm?” diye düşünürken, vücudumuz isyan etmeye başlıyor.

Burada da devreye vücudumuzun “Beni anlamadınız galiba, ben birden fazla şeyle uğraşırım” yaklaşımı giriyor. Bir yanda üşüyorsunuz, bir yanda terliyorsunuz, bir yanda burnunuz tıkalı, bir yanda da sırtınızda hafif bir ağrı hissediyorsunuz. İşte bu mevsim değişimleri, sağlığımızı tehdit ederken vücudumuzun şaşkın halini gösteriyor. Her sabah uyanıp dışarı çıktığınızda ne giyeceğinizin bir muamma olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda güneş ışığı, bir yanda soğuk rüzgarlar, bir yanda ise alerjiler ve boğaz ağrıları ile karşı karşıya kalıyoruz. Havanın şu sürekli oyununu oynaması insanı hem eğlendiriyor hem de hasta ediyor. Kafamız karışmış durumda. Ne yapacağız? İzmir’in havasına aldanmayacağız…