Algı meselesi…

Abone Ol

Türkiye’de işini iyi yapmaktan daha geçerli bir şey varsa o da kendini iyi anlatabilmek derim kesinlikle. Çoğu zaman siz de rastlarsınız işinin niteliği, kalitesi ya da yetkinlikleri konusunda az çok bilgi sahibi olduğunuz birinin kendini ‘başarılı’ olarak anlattığı diyaloglar uzadıkça uzar.

Hiç kimse karşısındakinin başarısız olduğunu açıkça ifade edemediği için başarısız olan kişiler konuştukça konuşur, kendilerini köpürttükçe köpürtmeye devam eder. Bu yaygın davranış belirli bir süre sonra mütevazı olarak hayatına devam etmek isteyenleri geri plana attıkça başarısız profillerin her türlü iş, davet ve ortamda öne çıkmasına neden oluyor.

Benim ‘Pazarlama Harikası’ olarak nitelendirdiğim bu profiller Türkiye’nin birçok şehrinde, pek çok kurum ve kuruluşunda rastlayabileceğiniz karakterler arasında. Mütevazı kategorisinde ilerleyen bizler için belirli bir süre sonra dayanılmaz hale gelen bu durum Türkiye siyasetine de yansımış durumda maalesef.

Siyasette bağırmaya, kavgaya, gürültüye, üst tondan konuşmaya alışan toplumda entelektüel birikim, hoş sohbet, nitelikli iş yapma biçimi rağbet görmüyor. En çok esen, en çok gürleyen, en çok bağıran başarılı oluyor günün sonunda.

Son dönemde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e yönelik sürdürülen bilinçli karalama organizasyonunda da benzer durumları deneyimliyoruz ardı ardına.

Tunç Başkan, her zamanki naif duruşu ve ses tonunu yükseltmeyen iletişim kurma biçimi ile yoluna devam ettikçe, bazı iletişim grupları en alt seviyeden vurmaya devam ediyor.

GÜÇSÜZ SİYASETÇİ ALGISI

Tunç Başkan’ın 2019 yerel seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu dönemde de Soyer’in siyasi nezaketi, naifliği ve entelektüel birikimi inanması zor sıfat ve benzetmelerle ‘güçsüz siyasetçi’ anlamına gelecek iletişim kampanyasına çevrilmişti.

Kanunlara uyan, yaptığı işte naifliğini ve mütevazılığını kaybetmeyen kişilerin üzerine oynanan bu planlı oyun Başkan Soyer’in olduğu gibi işini yapmaya, kendini anlatma çabasından çok daha fazla vakit ayıranları üzüyor, yaralıyor.

Bu kalitesizlik fırtınasında kaliteyi, niteliği, eğitimi, liyakatı bırakıp en çok sesi çıkanları dinlemeye çabalamak en büyük hata maalesef.

Körfez kokusunun temeline inen altyapı müdahalelerinden tarım ve kooperatifçiliğe, sosyal belediyecilikten gençlik ve kültür-sanat projelerine kadar birçok başarılı adımın atıldığı şehrimizde insafsızca yapılan yorumları anlayabilmek mümkün değil.

İzmir’de Kemeraltı gibi kentin geleceğinde önemli bir yere sahip olan tarihi miras bölgesinde bugüne kadar parça parça yapılan ve başarıya ulaşamayan altyapı hamlesini bir gecede başlatan Tunç Başkan’ın ismi belki bugün değil ama bundan belirli bir dönem sonra olumlu anlamda anılacak.

Kimsenin vatandaşın sorununu çözerken altyapı gibi alanlara eğilmeyip daha görünür işlerle uğraştığı bu günlerde görünür olmayan ancak kentin bugünü, yarını ve geleceği için büyük önem taşıyan işler sanki hiçbir şey yapılmıyormuş gibi siyaset malzemesine çevrildiğinde bu ne etikle ne de siyasi ahlakla uyuşuyor.

Sesi çok çıkanın değil kaliteli ve nitelikli işler yapanlara odaklanabilirsek hayat kalitemiz çok daha fazla artacak haberimiz olsun!