Modern ilişkilerin en yorucu tarafı artık büyük kavgalar değil, belirsizlikler… İnsan bazen açık bir “hayır” cevabıyla bile baş edebilir ama ne olduğunu anlayamadığı davranışlarla mücadele etmek çok daha zordur. Son yıllarda ilişkiler üzerine en sık duyduğumuz kavramlardan biri de tam olarak bunu anlatıyor: intermittent closeness.
Yani Türkçesiyle “kesintili yakınlık” ya da “gelgitli yakınlık”… Bu durum, bir kişinin zaman zaman çok sıcak, ilgili, sevgi dolu davranıp sonra aniden uzaklaşmasıyla ortaya çıkar. Bir gün sizi hayatının merkezine koyar gibi davranır, ertesi gün sessizliğe gömülür. Mesajlar azalır, ilgi kaybolur, samimiyet geri çekilir. Siz ne olduğunu anlamaya çalışırken o, hiçbir şey olmamış gibi günler sonra yeniden yakınlaşabilir. İşte tam da bu yüzden intermittent closeness, insan ruhunu yoran en karmaşık ilişki biçimlerinden biridir. Çünkü insan zihni netliği sever. Seviliyorsak bilmek isteriz, istenmiyorsak da bunu anlamak isteriz. Ama arada bırakılmak… İşte insanı tüketen tam olarak budur. Ne tamamen varsınızdır ne tamamen yoksunuzdur. Bir ilişkinin içinde gibi hissedersiniz ama aslında sürekli duygusal bir sınav verirsiniz. Bu tür ilişkilerde insanlar çoğu zaman kendi değerini sorgulamaya başlar. “Yanlış bir şey mi söyledim?”, “Neden bir anda değişti?”, “Yine eskisi gibi olur mu?” gibi düşünceler zihni işgal eder. Çünkü kesintili ilgi, insanda umut duygusunu canlı tutar. Belki de bu yüzden en zor vazgeçilen ilişkiler, en sağlıklı olanlar değil; en tutarsız olanlardır. Psikologlar bu durumu bazen “ödül-ceza döngüsü” olarak açıklar. Sürekli ilgi görmeyen ama arada yoğun sevgiyle karşılaşan kişi, o güzel anların yeniden geleceğine inanır.
Tıpkı uzun süre susan bir telefonun bir anda çalması gibi… O küçük yakınlık kırıntıları bile büyük anlamlar taşımaya başlar. Oysa gerçek yakınlık süreklilik ister. Bir insanın ara sıra çok ilgili olması değil, zor zamanlarda da aynı duygusal güveni verebilmesi önemlidir. Çünkü sevgi yalnızca yoğun duygularla değil; istikrarla ölçülür. Birinin size ara sıra kendinizi özel hissettirmesi değil, sizi sürekli değersiz hissettirmemesi gerekir. Bugünün ilişkilerinde insanlar çoğu zaman “duygusal erişilebilirlik” problemi yaşıyor.
Yakın olmak istiyorlar ama bağ kurmaktan korkuyorlar. Sevilmek istiyorlar ama sorumluluk almak istemiyorlar. Bu yüzden birçok kişi bir ilişkiye tam olarak giremiyor ama tamamen de çıkamıyor. Sonuç olarak ortaya yarım kalan cümleler, cevapsız mesajlar ve adı konulamayan ilişkiler çıkıyor. Belki de en acısı, intermittent closeness yaşayan insanların çoğunun kendini fazla hassas sanmasıdır. Oysa sorun hassas olmak değil; tutarsızlığa maruz kalmaktır. İnsan kalbi belirsizliği uzun süre taşıyamaz. Çünkü sevgi, insanı huzurlu hissettirmelidir; sürekli tetikte değil. Bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını anlamanın en önemli yollarından biri şudur: O kişinin varlığı size güven mi veriyor, yoksa kaybetme korkusu mu yaşatıyor? Eğer biri yalnızca canı istediğinde yakınlaşıyor ve sonra sizi duygusal bir boşlukta bırakıyorsa, burada sevginin yanında bir güç dengesizliği de oluşabilir. Çünkü sürekli bekleyen taraf olmak insanın özsaygısını sessizce aşındırır. Bu yüzden bazen en büyük olgunluk, birinin sizi sevip sevmediğini anlamaya çalışmayı bırakmaktır. Çünkü gerçek sevgi sürekli analiz gerektirmez. İnsan gerçekten değer gördüğü yerde kendini huzursuz değil, güvende hisseder. Yakınlık bir ödül değil, ilişkinin doğal hali olmalıdır. Ve unutulmamalıdır ki; insanı en çok yalnızlık değil, yanlış yerde umut etmek yorar.