2026 yılı asgari ücretin açıklanmasıyla günlük değeri 1/1/2026-31/12/2026 1.101 TL/Brüt olarak tespit edilmiştir. Çalışan kesimleri ise yüzde 27 artışla açlık sınırı altında olması hayal kırıklığı yaratmıştır. Serbest piyasa ekonomisinde artan fiyatlar karşısında çalışanların alım gücü erimesine karşı, ekonomik güçlerinin korunmasını istemeleri doğal bir yaklaşımdır. Anayasaya uygun asgari ücret tanımı ile ilişkilendirilen bir sistem uygulanıyor mu sorusu akıllara geliyor?
“Ücret emeğin karşılığıdır”
“Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur.”(Madde 55)
2026 yılı asgari ücretin tespit edilmesinde Anayasaya aykırılık var mıdır yoksa böyle yapılması adil midir?
İşçi tarafı (çalışan kesim) öncelikle hedefi geçim şartlarının iyileştirilmesi, yönünde ilk etken hayata geçirilmesi, asgari ücrette belirgin argüman olmalıdır. Asgari ücretle birlikte ortalama ücret kavramı günümüzde etkinliğini koruyor. Net asgari ücret 2026 yılı 28.075,50.-TL. açlık sınırı olarak açıklanan rakam ise 30.500 TL olması halinde, kıymetli madenler ve döviz karşısında erimesi, 2026 yılında hayal kırıklığının 2025 yılı devamı olabilir mi sorusu da cevap arayacaktır. Hedeflenen enflasyon üzerinden ya da açlık sınırına yakın asgari ücret uygulaması enflasyon hedeflerini aşar mı? Yüksek asgari ücret istihdam daralma, işsizlik üzerine etkisi olur mu ? Bu sorular karşısında işveren kesimi yatırımları başka ülkelere kaydırılması ya da ülkemizde kalması halinde teşviklerin artırılmasını istemesi ne kadar inandırıcı oluyor.
Küreselleşme sermaye gruplarında çalışanların emeği karşılık olarak düşük asgari ücret mi olmalı?
Tüm soruların ya da sorunların altında yatan gerçeği taraflar iyi biliyor; ''serbest piyasa fiyatı-ücret'' sarmalı altına alması bununla ilgili gerekli ekonomik koşulların kontrolsüz ve yatırımların kaynakların doğru kullanılmaması da ayrıca günümüzün önemli sorunudur. Ülkemizde belirlenen asgari ücretle işveren kesimi için işsizlik olarak gösteriliyor, ucuz iş gücü pazarı yaratılıyor, verdiğim rakamı kabul edin taktiği etkiliyor. Düşük reel ücretler karşısında ucuz emek pazarında istihdam edilmeyen işçiler açık ve gizli işsizler, yedek işgücünün çarpışmasıyla büyük ölçekli firmaların yurt dışına firma mı taşıyacağım diyerek kaynakları kendi lehine kullanılması hedefleniyor.
Gerçek asgari ücret tespit edilmesi için;
a.Gerçekleşen gıda ve diğer artış kalemleri dikkate alınması gerekir,
b.Ekonomik büyüme değerleri,
c.Geçim standartlarına göre yılda iki kez düzenleme,
d.Açlık ve yoksulluk sınırı verileri dikkate alınmalıdır.
Ülkemizde verileri ele aldığımızda asgari ücretli çalışan sayısı yaklaşık olarak 9 milyon kişiyi kapsıyor. Asgari ücretli çalışanlar yoksulluk mu yoksa kaliteli yaşam maliyetini karşılamadığının göstergesi olarak karşımıza çıkmıyor mu?
Mavi yaka ve beyaz yaka çalışanlarının son yıllarda asgari ücretle çarpışması bizlere diplomanın artık üstünlüğü olmadığının altını çiziyor. Bugün asgari ücret sessizliğini bozuldu mu diye sorarsanız bana göre suskunluğunu koruyor. Bu ücret geçim ücreti ve aile sorumluluğu olarak emeklinin ek işi olarak sürekliliği anlamına geliyor. Satın alma gücü düşen asgari ücretli için 2026 yılı alım gücünü yükseltecek mi, piyasalardaki artışlar bize bunu gösterecektir. Günümüzde tartışılan asgari ücret gerçeği aile ücreti mi/birey ücreti mi sarmalı bize hayal kırıklıklarını yaşatır.
Asgari ücretle çalışmanın SGK kasasına etkisi, taban aylık koruma politikaları ve emekli aylıkları konusunda ilerleyen süreçlerde yaşam-kalite-maliyet üçgeninde tartışılacaktır.