Balkanlar’da CHP neden yok!

Abone Ol

Genel başkanlığını Yalçın Kocabıyık’ın, genel sekreterliğini benim yürüttüğüm Türkiye Meclis Üyeleri Birliği ile Belediye Başkanları Birliği heyeti olarak geçmiş dönem Konak Belediye Başkanı Ahmet Sarışın, geçmiş dönem Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı ve yaklaşık 20 kişilik bir ekiple Kosova ve Kuzey Makedonya’da yoğun temaslarda bulunduk. Bir haftalık Kosova ve Kuzey Makedonya gezisinden geriye kalan en çarpıcı gözlem şuydu: Balkanlar’da Türkiye dendiğinde CHP çok eksik... İnsanların zihninde daha çok AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan var. Bu durum yalnızca siyasi sempatiyle açıklanamaz. Çünkü ortada yıllardır sabırla örülen ciddi bir saha çalışması bulunuyor. TİKA üzerinden yapılan yatırımlar, restore edilen tarihi eserler, açılan kültür merkezleri, desteklenen eğitim faaliyetleri, kurulan ticari ilişkiler ve en önemlisi sürekli canlı tutulan insani temaslar… Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti devletimiz yönetimini tebrik ediyorum. Üstelik mesele yalnızca devlet kurumlarıyla da sınırlı değil. AK Partili belediyeler Balkan şehirleriyle kardeş kent ilişkileri kurmuş, sık sık ziyaretler gerçekleştirmiş, öğrenci değişimlerinden kültürel etkinliklere kadar görünür bağlar oluşturmuş. Yani sadece “biz kardeşiz” denmemiş, bunun altyapısı da inşa edilmiş. Çok sayıda belediyeyi ziyaret ettik. Yerel yöneticilerle, sivil toplum temsilcileriyle ve bölgedeki Türk siyasi parti genel başkanları ile görüşmeler gerçekleştirdik. Kuzey Makedonya’daki Türk temsilcileri ve Kosova’daki Türk toplumunun önemli isimleriyle yaptığımız temaslar bize bölgedeki siyasi atmosferi daha net görme fırsatı verdi. Açık söylemek gerekirse bu ziyaret bizim için klasik bir gezi ya da tatilden çok daha fazlasıydı. Adeta yoğun diplomatik temas trafiğine dönüşen bu program sonunda edindiğim izlenimleri kamuoyuyla paylaşmayı bir görev olarak görüyorum. Ve gördüğüm tablo şu: CHP burada büyük ölçüde görünmüyor. Bu cümle bazı CHP’lileri rahatsız edebilir ama gerçek değişmiyor. Türkiye’de yaklaşık 21 milyonu aşkın Balkan göçmeni kökenli vatandaş yaşarken, CHP ve CHP’li belediyeler bu sosyolojik ve kültürel alanı uzun yıllardır yeterince değerlendirememiş görünüyor. Oysa Balkanlar tam da sosyal demokrat siyasetin güçlü bağ kurabileceği bir coğrafya. Laik yaşam kültürü, çok kimlikli toplum yapısı, Avrupa ile entegrasyon arzusu, kentli nüfusun artışı ve sosyal devlet beklentisi… Bunların tamamı CHP’nin teorik olarak güçlü olabileceği alanlar. Ama siyaset teoriyle kazanılmıyor. Siyaset sahada kazanılıyor. AK Parti’nin Balkan stratejisinde duygusal diplomasi var. İnsanların düğününe gitmek, cenazesine katılmak, camisini restore etmek, okuluna destek olmak, derneğini ziyaret etmek, belediye başkanlarını ağırlamak… Bunlar küçük detay gibi görünür ama siyasetin gerçek etkisi tam da burada oluşuyor. CHP ise uzun süre Balkanlar’ı daha çok nostaljik göç hikâyeleri üzerinden okudu. Oysa artık mesele yalnızca geçmiş bağları hatırlamak değil, yeni ilişkiler kurabilmek meselesi. Bugün Üsküp çarşısında, Priştine’de, Prizren’de ya da Gostivar’da dolaştığınızda Türkiye’nin etkisini hissediyorsunuz ama bu etkinin önemli kısmı CHP’ye değil mevcut iktidara yazılıyor. Burada CHP açısından iki önemli eksiklik dikkat çekiyor. Birincisi; Balkan göçmenlerini çoğu zaman yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamak.

İkincisi ise kardeş kent ilişkilerini büyük ölçüde protokol fotoğraflarından ibaret bırakmak. Oysa kardeş şehir olmak sadece tabela asmak değildir. Sürekli temas ister. Ortak projeler ister. Kültürel alışveriş ister. Gençlik programları ister. Ekonomik iş birlikleri ister. Kağıt üzerinde duran kardeşlik kimseyi etkilemez.

CHP iktidarı hedefliyorsa bu sadece Türkiye içindeki muhalefet diliyle yetinemez. Balkanlar’dan Avrupa diasporasına kadar yeni bir kültürel ve siyasi etki alanı oluşturmak zorunda. Çünkü modern siyaset artık yalnızca sandıkta yapılmıyor. Kültürel etki, belediye diplomasisi, insani temas ve yerel ilişkiler artık siyasetin en önemli parçalarından biri haline geldi. AK Parti bunu yıllardır görüyor ve uyguluyor. CHP’nin ise Balkanlar konusunda hâlâ geç kalmış bir görüntü verdiği açık. Ama bu alan tamamen kaybedilmiş değil. Özellikle İzmir, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir ve Çanakkale gibi Balkan göçmeni nüfusun yoğun olduğu şehirlerdeki CHP’li belediyeler çok güçlü bir Balkan hattı kurabilir.

Ortak ekonomik forumlar düzenlenebilir, kültürel ağlar oluşturulabilir, gençlik değişim programları başlatılabilir, eğitim ve yerel yönetim iş birlikleri geliştirilebilir. Bunun için CHP’li belediyelerde acilen bir “Balkan Masası” kurulması gerekiyor. Bu ilişkilerin kişisel çabalarla değil kurumsal bir yapı üzerinden yürütülmesi artık zorunlu hale gelmiş durumda. Üstelik doğru ilişkiler kurulursa bunun altyapısı hazır. Türkiye’den çıkmadan önce Balkanlardaki yerel yönetimler, dernekler ve siyasi temsilcilerle sağlıklı temas kurulabilmesi için ciddi bir koordinasyon ağı oluşturulabilir. Bu süreçte temaslarımızın sağlıklı ilerlemesine önemli katkılar sunan Gültepe Makedonya Göçmenleri Derneği Başkanı ve Konak Belediye Meclis Üyesi Birol Özkardeşler’e ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Sahada gördüğüm tablo bana özellikle İzmir için Büyükşehir Belediyesi bünyesinde profesyonel çalışan bir Balkan Masası kurulmasının artık bir tercih değil, ihtiyaç olduğunu açık biçimde gösterdi. Çünkü Balkanlar sadece nostaljik türkülerin, eski göç hikâyelerinin ya da seçim dönemlerinde yapılan duygusal konuşmaların alanı değil. Balkanlar bugün aynı zamanda siyasi, kültürel ve stratejik bir mücadele sahası. Ve maalesef şu an o sahada CHP’nin varlığı oldukça zayıf görünüyor. Düzelmez mi? Düzelir tabii... Nasıl, yeni politikalar üreterek, o sahada güçlü CHP’li isimlere destek vererek, CHP’li belediyelere yeni Balkan politikası talimatları vererek…