Başkan adaylarından ziyaret fotoğrafları değil vizyon projeleri bekliyoruz!

Abone Ol

Yaklaşık 30 yıldır İzmir’deki yerel yöneticileri izlerim. 
Aralarında yakından tanıdığım, görevlerini tamamladıktan sonra dostluğundan keyif aldığım belediye başkanları oldu. 
Görev dönemlerinde onları sıklıkla eleştirdik, doğru bildiklerimizi söyledik, başarılarını alkışladık. 
İzmir’in tarihi köklerine uygun şekilde, Akdeniz havzasının en önemli ticaret kenti olabilmesi için vizyon projeleri geliştirmelerini istedik. Aklımız yettiğince bu sütunlarda ve yaptığımız TV programlarında önerilerde bulunduk. 
Ve bugün… 
Parti ayrımı gözetmeksizin ifade etmem gerekirse, 2019-2024 İzmir için adeta kayıp bir yerel yönetim dönemi olarak tarihe geçmeye hazırlanıyor.

LİYAKAT SORUNU 

Geçen beş yılda yaşadığımız pandemi, 30 Ekim 2020 depremi, seller, orman yangınları gibi talihsiz olayların etkisini elbette yadsımıyorum. Ancak bu durum Türkiye’deki her belediye ve her belediye başkanı için geçerli. 
Özellikle ilçe belediyelerinin kadrolarında yaşanan aşırı şişkinlik, liyakat sorununun akıl almaz boyutlara ulaşması ile hizmet kalitesinde dramatik düşüşler gözlemliyoruz. 
Günün sonunda doğru dürüst kaldırım yapmasını, asfalt dökmesini, peyzaj düzenlemesi yapmasını, patlak su borusu onarmasını bilmeyen; yaptığı işle ilgili doğru dürüst eğitimi donanımı olmayan, parti üyeliğini bir istihdam belgesi gibi cebinde taşıyan, binlerce insana maaş ödeyen idari yapılar üretiliyor. 
Oysa 2023 Türkiye’sinde tüm İzmirliler, oylarına talip olan başkanlardan yaşam kalitelerini artıracak vizyon projeleri bekliyor. 

ADAY ADAYLARI AÇIKLAMALI

“Henüz aday adaylığı sürecindeyiz, adaylığımız kesinleşsin açıklarız” kabilinden kaçamak cümlelerini işitir gibiyim. Hayır, asıl aday adaylığı döneminde bu projeler açıklanmalı. 
Daha da önemlisi…
Bu projelerin üzerinde çalışmış kişiler adaylık sürecine soyunmalı. 
Geçen iki aylık dönem içerisinde, fotoğraf çektirip basına servis etmekten gayrı bir çabaya doğrusu tanık olamadık. 
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday adaylığını açıklayan Sayın Tunç Soyer, Sayın Buğra Gökce, Sayın Abdül Batur, Sayın ve sevgili meslektaşımız Atila Sertel, Sayın Olgun Atila, Sayın Bedri Serter, Sayın Cemil Tugay, Sayın Musa Çam, Sayın Tacettin Bayır’a sorumuz şu: 
Yönetmeye aday oldukları kente değer yaratacak, kalkınmasına ivme kazandıracak, yerli yabancı yatırımların ve nitelikli göçün adresi yapacak, yurttaşların yaşamlarına doğrudan etki edecek hangi projeleri gerçekleştirmeyi planlıyorlar? 
Açıklasınlar, bilelim, üzerinde düşünelim, alkışlayalım, gerçekleşmesi için el birliği ile çaba gösterelim. 

ÖZFATURA’DAN BİR ÖRNEK… 

Yaklaşık 25 yıl öncesinden bir anı, sanırım bugünün yerel yönetim adaylarına ipucu verecektir. 
Mesleğe başladığımız yıllarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı –Allah uzun ömür versin- Burhan Özfatura idi. Muhteşem altyapı projelerine kaynak harcıyor, İzmir’in geleceğine adeta damgasını vuruyordu. Bugün hâlâ İzmir’in en önemli su kaynağı Tahtalı Barajı ve İzmir ulaşımının can damarı İzmir Metrosu onun eseri idi. 1999 yılında görevini merhum Ahmet Pirişitina’ya bıraktığında metro hemen hemen tamamlanmıştı. 1984-1989 arasındaki ilk görev döneminde ise Türkiye’ye örnek olacak bir sosyal konut hamlesi yaparak, İzmir’in zemini en güçlü bölgelerinde planlı kentleşmenin temellerini atmıştı. 
Burhan Başkanın vizyon projeleri arasında Konak ile Karşıyaka arasında bir tüp geçit projesi de vardı. Bugün İstanbul’daki Avrasya Tüneli’ne benzer şekilde, kentin tüm ulaşım yoğunluğunu baypas edecek bu vizyon projesini dile getirdiğinde, pek çok sivil toplum kuruluşu Burhan Başkanı eleştirmiş ve hayalcilikle suçlamıştı.

ISRARLA BEKLİYORUZ

Aradan 25 yıldan fazla süre geçti. 
İzmir’deki araç sayısı ve nüfus iki kattan fazla arttı ama kentin coğrafi sıkışıklığının da etkisi ile yeni arterler ve ulaşım aksları açılmadı. 
Bencileyin on kilometrelik yolu bir saatte alamayan yurttaşlar, sinir krizlerine girer oldu. 
O gün hayal gibi görünen vizyon projelerine sahip çıkılsaydı, bugün bambaşka bir İzmir’de yaşanırdı. 
Demem o ki…
Sayın başkan adaylarımızdan beklentimiz yüksek. 
İzmir’in sanayide, üretimde, tarımda, ticarette, turizmde, yüksek öğretimde adeta çağ atlaması için projelerini dinlemek istiyoruz. 
Bitmez bir merak ve tükenmez bir ısrarla…

+++++

BASIN KARTI SAHİPLERİNE YEŞİL PASAPORT VERİLMELİ 

Avrupa Birliği ülkeleri, ABD, İngiltere ve diğer gelişmiş ülkelerin Türk vatandaşlarına vize alırken yaşattıkları işkenceye hepimiz tanığız. 
Lafı eğip bükmeye hacet yok. 
Bize bu muameleyi yapanlar çok da haksız sayılmazlar. 
Adeta ticari bir meta gibi satılan T.C vatandaşlığı, Türkiye’den 400 bin ABD doları değerinde taşınmaz alan herkesin kolaylıkla sahip olacağı bir hak. 

UTANÇ YAFTASI BOYNUMUZDA

Bu toprakların tarihiyle, diliyle, kültürüyle, geçmişiyle, insanıyla herhangi bir bağınız olmasına da  gerek yok. Geçen seneye kadar 250 bin dolar olan taşınmaz alımı sınırı, gelen tepkileri biraz olsun savuşturmak için 400 bin dolara çıkarılmıştı. 
Yeryüzünde kendisini bu derece küçülten başkaca bir ülke var mı bilmiyorum. 
Ancak yaşadığımız durumun, dünyanın en asil devrim sürecini gerçekleştirerek Türk Aydınlanması’nı yaşatan Türk Milleti’nin boynunda asılı bir utanç yaftası olduğunu söyleyebilirim. 
Hâl böyle olunca AB ülkeleri, eline T.C pasaportu tutuşturduğumuz yüz binlerce mülteciyi içine sokmakta haklı olarak tereddüt ediyor. 
Bu durum, gazeteciler gibi gri renkteki hizmet pasaportu sahibi meslek mensuplarını da sıkıntıya sokuyor. 
Birkaç sene önce gri pasaport ile Almanya’ya gidip sırra kadem basan halk dansları topluluklarını anımsadığımızda, bu konuda da ülke olarak “potansiyel şüpheli” oluşumuz kimseyi şaşırtmamalı. Nitekim, gri pasaportları ile yurt dışına çıkışta sıkıntı yaşayan meslektaşlarımız olduğunu biliyoruz. 

GAZETECİLERİN SUÇU NE? 

Özellikle Schengen bölgesinde görece seyahat rahatlığı sağlayan yeşil pasaport ise tüm kamu çalışanlarının cebinde dururken, bu avantajdan asıl yararlanması gereken iş insanları ve gazeteciler vize kuyruklarında çile dolduruyor. 
Belirli limitlerin üzerinde ihracat yapan firmaların temsilcilerine sınırlı sayıda yeşil pasaport verilirken, hayatında bir kez bile yurt dışına çıkmamış ve çıkmayacak yüz binlerce kişi çekmecesinde yeşil pasaport bulunduruyor. 
Benim uzun yıllardır savunduğum ve üyesi olduğum meslek örgütlerinde ısrarla dile getirdiğim konu, belirli bir süre basın kartı taşıyan gazetecilerin yeşil pasaport sahibi olmaları… 
Geçtiğimiz ay içerisinde Anadolu Yayıncılar Federasyonu öncülüğünde bir grup gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşerek, yeşil pasaport taleplerini ilettiler. 

MESLEK ÖRGÜTLERİ GÖREVE 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a verilen dosyada 5 yıl basın kartı taşımış gazetecilere yeşil pasaport verilmesi teklifi yer alıyor. Son derece makul bir öneriden bahsediyoruz. Bu kapsama basın kartı ve sürekli basın kartı sahiplerinin sayısı Türkiye genelinde 20 bini dahi bulmuyor. Buna karşılık yeşil pasaporta sahip T.C vatandaşlarının sayısı 2 milyonun üzerinde. 
Birkaç sene önce 15 yıl mesleki kıdeme sahip avukatlar için bu hak verilmiş ve son derece doğru bir adım atılmıştı. 
Umarım başta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası olmak üzere tüm meslek örgütlerimiz ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı gazetecilerin bu hakkı elde etmeleri için gereken çabayı gösterirler. 

+++++

“YERLİ VE MİLLİ” EDEBİYATININ EĞİTİMDEKİ YANSIMASI İÇLER ACISI…
 
Yazı konularımız arasında sıklıkla, eğitim sisteminin nasıl kayıp nesiller yetiştirdiği ve bu çocukların ülkenin geleceğinde hangi riskleri beraberlerinde getirecekleri yer alıyor. 
Türkiye’nin yaz-boz tahtasına çevrilen eğitim sisteminin, ülkenin geleceğinde en büyük risk unsurunu barındırdığını söylüyoruz sürekli… 
PISA ve Bologna gibi uluslararası güvenirliği kanıtlanmış endekslerdeki hâlimiz içler acısı… 
Okurlarımız anımsayacaktır.
    Bu endekslerdeki sonuçları olanca açıklığı ve uzmanların görüşleri eşliğinde köşe haberlerimizde işlemiştik. İşte en güncel sonuçlar:

TÜRKİYE’YE YAKIŞMIYOR

OECD tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 sonuçlarına göre Türkiye; matematikte 39, fende 34 ve okumada 36. sırada yer aldı.
OECD tarafından 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazandıkları bilgi ve becerileri değerlendiren ve üç yılda bir yapılan uluslararası araştırma programı olan PISA araştırması, 15 yaş grubunda örgün eğitime devam eden öğrencilerin matematik okuryazarlığı, fen okuryazarlığı, okuma becerilerini değerlendirmek ve ülkeleri karşılaştırabilmek için yapılıyor. 
Türkiye, bir önceki araştırmanın sonuçlarına göre nisbi bir iyileşme yakalasa da hâlâ kendisine yakışan sonuçlardan çok uzakta. 
PISA 2022'de okuma becerilerinde OECD ve tüm ülkelerin ortalama puanlarında düşüş görülürken benzer bir düşüş Türkiye'de de yaşandı.
Raporda, PISA döngülerinde okuma becerileri alanındaki performans değişimi konusunda, “Son 20 yılda Türkiye'nin okuma becerileri performansında anlamlı bir değişim görülmemiştir” ifadesi yer alıyor.

YKS’DE SIFIR ÇEKEN 100 BİN

PISA 2022'de okuma becerileri alanında OECD ortalaması 476, tüm ülkeler ortalaması 435, Türkiye ortalaması ise 456 puan oldu. Türkiye elde ettiği bu puanla tüm ülkelere ait ortalamanın üstünde yer aldı.
Okuma becerilerinde, 2022 sonuçlarına göre Türkiye ile OECD ülkeleri arasında 2015 yılındaki 62 puanlık fark 20 puana düşerken, tüm ülkeler arasındaki 32 puanlık fark kapanarak 21 puan öne geçildi.
“İlkokul, ortaokul ve lisede bu seviyede yetişen gençler, üniversite sınavında nasıl bir sonuçla karşılaşıyor?” sorusunu işitir gibiyim… 
Okurları merakta bırakmak istemem. 
ÖSYM’nin geçen aylarda açıkladığı ve basınımızın her nedense (!) pek az mecrasında okuduğumuz Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları her şeyi apaçık anlatıyor. 
Üniversite adayları, Temel Yeterlilik Testi (TYT) temel matematikte 40 sorudan 8’ine, fen bilimlerinde 20 sorudan 3.5’ine, sosyal bilimlerde 20 sorudan 8’ine doğru yanıt verebiliyor. 
Alan Yeterlilik Testi’nde (AYT) doğru yanıt ortalamaları ise daha da düşüyor. 
Son yıllarda sınav sonuçlarında giderek artan dramatik tabloyu gizlemek amacıyla ortaya atılan cin fikir, “Puan hesaplamasında net yerine doğru ortalamasını alalım” olmuştu. 
2023 YKS sonuçları doğru cevap ortalamasında da yerinde saydığımızı gösteriyor. Sonuçlara göre, 2022 yılında 96 bin olan sıfır çekenlerin oranı ise maşallah (!) 100 bine yükselmiş. 

İŞ, BİNA YAPMAK DEĞİLMİŞ

Demek ki iş “yerli milli” edebiyatıyla soslanan içi boş konuşmalarla sonuçlanacak gibi değilmiş. 
Üniversite sınavlarında, fen bilimlerinde, PISA ve Bologna gibi uluslararası saygınlığa sahip endekslerde hâlimiz ortada. İş bina yapmakla, akıllı tahta koymakla (ki FATİH projesi de büyük fiyaskodur), okullara mescit açma yarışına girmekle olmuyor. 
Önce eğitimcinin uluslararası ölçüde eğitimi, sonra maddi-manevi olanakları ile saygın bir öğretmenlik mesleği ve o saygıyı göstermekle mükellef bir öğrenci topluluğu… 
Bunların olmadığı bir sistem, ancak Türkiye kadar başarılı olabiliyor. 

YAHU N’OOLDU ŞU BİZİM “ABİDE”YE? 

Bu arada kısa bir not aktaralım ve fikrî takip yapalım: 
2018 yılındaki PISA sonuçları adeta facia seviyesinde olmuş, durumu örtmeye çalışan ve gülünç duruma düşen Milli Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz, testin doğruları yansıtmadığını, Bakanlığın oluşturacağı bir test ile yeniden ölçüm yapılacağını açıklamıştı. 
    Ve kulaklarımızın pasını gideren o coşku dolu projesini açıklamıştı: 
    “Biz yerli ve milli bir değerlendirme sistemi kuracağız. Adı ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) olacak” demişti. 
    Sonraki yıllarda çocuklarımız ABİDE sonuçlarına göre yine dökülmüş, aslında sistemin bizatihi kendisinin başarısızlık ABİDE’si olduğu anlaşılmıştı. 
Bugünlerde PISA sıralamasında küçük ve nisbi bir iyileşme sağlandığı için ABİDE lafını eden yok ama hafızalarımız hâlâ taze… 

+++++

HAFTANIN SÖZÜ 

Vücudun senden izin almaksızın yaşlanır. Ruhun ise sen izin vermedikçe yaşlanmaz. 
Kızılderili Atasözü