Bayrak ve gözyaşı

Abone Ol

Kelimelerle duyguların dostluğunun insan yüreğini bulutların üzerine taşıdığı zamanları bilir misiniz? O an hissettiklerinizin gözlerinize doğru yürümesine hiçbir güç engel olamaz. Bir simge kalkıp gelir çok uzaklardan ve alıp götürür sizi gururun boyun eğmez duruşuna. Başka hiçbir şey bundan daha güzel anlatamaz sevinç yahut kederinizi. O simge ki her baktığınızda sarılasınız gelir veyeri her daim başınızın üzerindedir. Bayraktır adı, uğruna can vermişlerin her birinin güzel yüzlerini üzerinde gördüğümüz. Bugüne dek yerini tutacak eş değer bir şey henüz yaratılmamış olduğundan ötürü kıymetini sonsuza değin bilmek gerekir ki buna başlangıcımızdan son anımıza dek olan tüm zamanlar dahildir. İşte bugün sizlere anlatacağım öykü de bu anlamda bana her hatırladığımda büyük mutluluk veren bir yaşanmışlık içeriyor. Altmış üç yıllık yaşamım boyunca pek çok kez alkışlamış, kıvançla bakmış olsam bile, milli formamızda kalbin tam üzerine denk gelen yerde duran ay yıldızı bu denli sevinçle karşıladığım başka bir günü hatırlamıyorum efendim. Futbol turnuvaları ülkeler arasındaki yarışma kültürüne ait ve toplumlararası ilişkilere çok şey katan organizasyonlar olarak bilinir. Bunların her birinin adı ister resmi turnuva ister dostluk turnuvası olsun, bünyelerinde her zaman dostluk kardeşlik ve sevgiyi büyüten müsabakalar barındırır. Ve futbolun doğasındaki mücadele ne denli zor olsa da, son tahlilde genellikle rakibin elini sıkmakla tanımlanan centilmenlik kavramı, her kavgayı sonlandıracak bir yapıya sahiptir, meğerki dimağlara sevimsiz düşünceler girmesin. Uzun yıllar öncesi, 16 yaş altı milli futbol takımımızın davet edildiği o uluslararası kış turnuvası da öteden beri gittiğimiz diğer turnuvalara benzeyecek diye düşünmüştük. Bizim her gelene yaptığımız gibi bizim takımı da mutlaka ev sahibi ülkeden birileri karşılayacak, ülkeye girişte kolaylık sağlayarak bir an önce yarışmaların atmosferine taşıyacak, nihayet süreç boyunca memnuniyeti sağlama gayretleri içinde olunacaktı çünkü her şeyden önce ortada bir davet, dahası misafirlik söz konusuydu. Evdeki hesabın çarşıya uymadığını Tel Aviv’deki uluslararası havaalanına ayak bastığımızda müşahede ettik. Bu arada peşinen söylemem gerekir ki her zaman için sapla samanı asla karıştırmamak gerekir. Ben de kişilerin olumsuz davranışlarının ülkenin diğer vatandaşlarının anlayışlarına genellenemeyeceğinin bilincinde olarak, sitemimiz olsa da bunun kişilerle sınırlı olacağının bilinmesini isterim çünkü asıl niyetim bize mutluluk veren duyguları betimlemek. Pasaport kontrolünde birkaç oyuncumuz ve benim için “sorgusuz sualsiz başka bir odada bekletilme “ süreci başladığında ister istemez düşündük ki acaba biz davetli miyiz yoksa muhtelif arızalara sahip kimlikler mi? Bu nasıl bir dostluk turnuvası karşılamasıydı? Biz hadi neyse de genç oyuncularımız epeyce şaşkındı.

GÖBEK ADIM MEHMET

Dillerinden dökülen “bir şey olur mu abi” sözcüklerinin verdiği sıkıntı bir yana, insanın kendisinden dahi şüpheye düşme sürecini başlatan kameralar altındaki belirsiz bekleyiş cidden rahatsızlık vericiydi. Nereden aklıma geldiyse çocuklara adlarını sorduğumda beni bir gülme aldı ki hadi şimdi teker teker saymayayım ama takdir edersiniz ki nerede ev sahibini irrite edecek orijinal isim varsa bizlerdeydi mübarek -ki en hafifinden benim göbek adım Mehmet, ötesini varın siz hesap edin. Yine de sabırla beklemeye başladık ama süre uzayınca canımız sıkılmadı değil. Uzun bekleyişten sonra bir görevli gelip pasaportları verdi ve bagajların bulunduğu alanın yolunu işaret etti. Ne bir açıklama, ne başka bir şey. Üstelemedik ama bagajları bulmaya çalışırken büyükelçiliğimizden olduklarını söyleyerek yanımıza gelen iki genç diplomat yüreğimize su serptiler ve toplanıp otele ulaşmamızı sağladılar.Bu olay bizi epey üzmüştü çünkü adı dostluk olan bir turnuvaya başlarken dostluğun zerresini görememiştik. Turnuva boyunca tek kazanımımız deniz kıyısındaki tarihi ve görkemli Akka Kalesi gezisiydi. Olayın futbol tarafında ise gücümüz belliydi ve finale kalmıştık. Maç, alevli dumanlı şovlarıeşliğinde galibiyete şartlanmış ateşli taraftara sahip ev sahibi ülkeyle idi. Yaşadığımız psikolojik travmaya rağmen takımdan emin olsak da gergindik. Çöldeki vahaya benzer bir yudum moral arıyorduk sanki. Maç öncesi tribüne yürürken gözümüz birden stadyumun kapı girişine yol almakta olan siyah resmi arabaya takıldı. Arabanın fors direğine takılı ay yıldızlı bayrak bütün şan ve şerefiyle dalgalanıyordu. O an gözlerimizden yaşlar dökülmeyip te ne olacaktı. Büyükelçimiz sn. Namık Tan, Haifa’ya olan 100 kilometrelik yolu kat ederek genç milli takım için sahaya gelmişti. 16 yaş turnuvasında ilk kez yaşanan bu olay belki de yaşadıklarımıza karşı ince bir yanıttı. Artık duygularımız tavan yapmış, koşarak geri döndüğümüz soyunma odasında korumalara dek herkesle kucaklaşınca aradığımız motivasyon kendiliğinden oluşmuştu. Milli forma armağan ettiğimiz büyükelçimiz takıma başarı dileyip galibiyet sözü aldıktan sonra ilk yarıyı protokol koltuğunda oturmak yerine bizlerle birlikte tribünde izledi. 3-0 önde kapadığımız ilk yarı bitiminde resmi bir toplantıya yetişmek için ayrılırken; “Bana sonucu mutlaka bildirin ki, toplantıda yüzüm ağarsın arkadaşlar” deyişini unutmam çünkü 4-0’lık zaferle kış kupasını kaldırdığımız vakit kendisine bunun haberini vermek bana özel bir keyif vermişti. Sporun, hele ki futbolun, kişilerden ve politikadan arîderin bir sevgi ve saygıyla yaşanması gerekir. Gerçekten de öyle, çünkü toplumları birleştirmek yerine ayrılıkları körüklemenin dünya tarihine acı yüklü gözyaşından başka bir şey armağan ettiği görülmemiştir efendim.