Bazen ilişkiler bitmez, insanlar tükenir

Abone Ol

Bir ilişkinin bittiğini gösteren şey her zaman büyük kavgalar değildir. Bazen ilişki; uzun suskunlukların, ertelenmiş konuşmaların ve görülmeyen kırgınlıkların içinde yavaşça tükenir. Aynı evin içinde yaşayan ama birbirine artık içini anlatmayan iki insan, çoğu zaman ilişkinin sonuna sandıklarından çok daha önce gelmiştir. Çift terapilerinde en sık karşılaştığım durumlardan biri şudur: İnsanlar çoğu zaman ilişkinin ne zaman bozulduğunu fark etmezler. Çünkü hiçbir ilişki bir gecede dağılmaz. Önce anlaşılmadığını hissedersin, sonra anlatmamayı seçersin. Önce küçük şeylere kırılırsın, sonra hiçbir şeye tepki vermemeye başlarsın. Ve bir gün, eskiden seni mutlu eden kişinin yanında bile kendini yalnız hissettiğini fark edersin. İlişkileri en çok yoran şeylerden biri, duygusal ihmalin normalleşmesidir. İnsan sevdiği kişiden kusursuzluk beklemez; görülmek, duyulmak ve önemsenmek ister. Fakat zamanla birçok çift, ilişkinin bakımını bırakır. Günlük hayatın yoğunluğu, sorumluluklar, stres, ekonomik problemler ya da bireysel yorgunluklar derken ilişki ikinci plana atılır. Oysa ihmal edilen her duygu, zamanla mesafeye dönüşür.

SEVGİ TAKLİDİ

Bazı insanlar ise ilişkiyi sürdürmeyi, mutlu olmakla karıştırır. “Bitmesin” diye devam eden birçok ilişki aslında uzun süredir yaşanmıyordur. Çünkü alışkanlık bazen sevgiyi taklit eder. İnsan yalnız kalmaktan korktuğu için mutsuz olduğu yerde kalabilir. Fakat bir ilişkide kalmak ile o ilişkinin içinde gerçekten var olabilmek aynı şey değildir. Bir başka önemli gerçek de şudur: İnsan en çok anlaşılmadığı yerde yorulur. Sürekli kendini açıklamak zorunda kalan, duygularının küçümsendiğini hisseden veya ihtiyaçları görmezden gelinen kişi, zamanla ilişkisel bir tükenmişlik yaşamaya başlar. Bu noktadan sonra ilişki sevgi alanı olmaktan çıkar, kişinin kendini korumaya çalıştığı bir mücadeleye dönüşür. İlişkilerin bitmesine neden olan şey çoğu zaman sevgisizlik değil, bağın zayıflamasıdır. Çünkü sevgi tek başına sürdürülebilir bir ilişki yaratmaz. Güvenin olmadığı, saygının zarar gördüğü, iletişimin kırıcı hâle geldiği bir yerde sevgi zamanla yetersiz kalır. Özellikle değersizlik hissettiren iletişim biçimleri ilişkilerde derin yaralar bırakır. Sürekli eleştirilmek, küçümsenmek, kıyaslanmak ya da duygusal olarak geri plana itilmek kişiyi ilişkinin içinde yalnızlaştırır. Bazı ilişkilerde ise taraflardan biri sürekli çabalayan, diğeri ise hep uzak kalan taraftır. Tek taraflı emek bir süre sonra sevgiyi değil, yorgunluğu büyütür. Çünkü ilişki iki kişinin ortak emeğiyle ayakta kalır. Bir kişi sürekli taşıyorsa, bir noktadan sonra sadece ilişki değil, taşıyan kişi de tükenir. Ayrılıklar çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar basit değildir. İnsan bazen bir kişiyi değil, onunla kurduğu geleceği kaybeder. “Biz” olma hissini, ortak hayalleri, birlikte geçirilen zamanların güvenini kaybeder. Bu yüzden bazı ayrılıklar yalnızca bir insanın hayatımızdan çıkması değil; bir dönemin, bir kimliğin ve bir ihtimalin sona ermesidir. Fakat her bitiş kötü değildir. Bazı ilişkiler insanın kendisini kaybetmesine neden olur. Sürekli mutsuz, huzursuz ve eksik hissettiğiniz bir yerde kalmaya çalışmak sevgi değil, çoğu zaman korkudur. Sağlıklı bir ilişki insanın hayat enerjisini tüketmez; tam tersine kişinin kendisi olabildiği güvenli bir alan yaratır.

Belki de ilişkilerde sorulması gereken en önemli soru şudur: “Bu ilişki beni olduğum kişiden uzaklaştırıyor mu, yoksa kendime daha çok yaklaştırıyor mu?”
Çünkü bazen gitmek vazgeçmek değildir. Bazen gitmek, insanın kendisini kaybetmeden önce verdiği en sağlıklı karardır.