Belirsizlik de bir cevaptır

Abone Ol

Bir ilişkinin en ağır yükü her zaman ayrılık değildir. Bazen insanı en çok yoran şey, ne tamamen birlikte olabilmek ne de tamamen ayrılabilmektir. Belirsizlik…
Danışanlarımla yaptığım görüşmelerde sıkça duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Beni sevdiğini söylüyor ama davranışları bunu göstermiyor.”
Ya da:
“Bir gün çok yakın, ertesi gün tamamen uzak.”
İşte tam da bu noktada ilişki yalnızca iki kişi arasında yaşanan bir süreç olmaktan çıkar; kişinin sinir sistemi, öz değeri ve güven duygusu da bu belirsizlikten etkilenmeye başlar.
Son günlerde izlediğim bir videoda şu cümle dikkatimi çekti:
“Birisi sizi tam anlamıyla seçmiyorsa, sinir sisteminiz bunu bilir ve alarm vermeye devam eder.”
Bu ifade ilk bakışta oldukça iddialı gelebilir. Çünkü her ilişki aynı değildir. İnsanların bağlanma biçimleri, geçmiş yaşam deneyimleri, travmaları ve içinde bulundukları yaşam koşulları birbirinden farklıdır. Ancak bu cümlenin önemli bir gerçeğe işaret ettiğini düşünüyorum: Uzun süre devam eden belirsizlik, insan psikolojisini yorar. İnsan beyni öngörülebilirliği sever. Ne olacağını bildiğimiz durumlarda kendimizi daha güvende hissederiz. Oysa ilişkide sürekli “Acaba bugün nasıl davranacak?”, “Benimle gelecek düşünüyor mu?”, “Gerçekten benimle olmak istiyor mu?” gibi sorularla yaşamak, zihni sürekli tetikte tutar. Bu nedenle birçok kişi ayrılığın kendisini değil, aylar hatta yıllar süren belirsizliği daha travmatik olarak tanımlar. İlginç olan ise, bu belirsizliği çoğu zaman “çok sevmek” ile karıştırmamızdır.
Yoğun özlem…
Yoğun kaygı…
Sürekli onu düşünmek…
Onun vereceği mesaja göre ruh halimizin değişmesi…
Bütün bunlar çoğu zaman “çok aşığım” diye yorumlanır. Oysa bazen bunlar, güvenli bir bağdan çok, belirsizliğin yarattığı psikolojik yükün göstergesi olabilir. Elbette burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bir kişinin zaman zaman kararsız hissetmesi, zor bir dönemden geçmesi ya da bağlanmakta güçlük yaşaması onu otomatik olarak kötü bir partner yapmaz. İlişkiler inişli çıkışlıdır. Her çift zaman zaman kriz yaşayabilir. Asıl önemli olan; bu belirsizliğin konuşulabiliyor olmasıdır. Sağlıklı ilişkiler kusursuz değildir. Ancak güvenli ilişkilerde insanlar, birbirlerinin hayatındaki yerini sürekli sorgulamak zorunda kalmazlar. Çünkü sevgi yalnızca sözcüklerle değil, tutarlı davranışlarla hissedilir. Bu konuda dikkatimi çeken bir başka nokta ise, bu videonun altındaki yüzlerce yorum oldu. Bir kişi yıllarca karışık sinyaller veren bir ilişkinin içinde kaldığını ve sonunda huzurun aslında kaostan daha güvenli hissettirdiğini yazıyordu. Başka biri ise “Yoğunluğu aşk sandım, meğer bedenim alışkanlığın yasını tutuyormuş.” diyordu. En dikkat çekici yorumlardan biri ise ilişki içinde duygusal olarak yeterince güven vermediğini kabul eden bir erkekten geliyordu. Geçmişte partnerine yaşattığı belirsizliği, tutarsızlığı ve duygusal erişilemezliği büyük bir pişmanlıkla anlatıyordu. Bu yorum bana önemli bir şeyi yeniden hatırlattı. İlişkilerde yalnızca incinen tarafın değil, inciten tarafın da çoğu zaman çözülmemiş yaraları vardır. Ancak bu durum, yaşanan kırgınlıkları yok saymamızı gerektirmez. Sevgi ile emek birbirini tamamlayan iki kavramdır. Bir insan sizi sevdiğini söyleyebilir. Fakat sevginin ilişkiye yansıyan tarafı; sorumluluk alabilmek, duygusal olarak ulaşılabilir olmak, tutarlı davranabilmek ve gerektiğinde ilişki için emek verebilmektir.
İşte “seçilmiş hissetmek” biraz da burada başlar.
Seçilmek; kusursuz olmak değildir.
Seçilmek; her gün yeniden tercih edilmek, değer görmek, önemsenmek ve ilişkinin içinde güvenle yer bulabilmektir. Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Bu ilişki bana sürekli kendimi kanıtlamam gerektiğini mi hissettiriyor, yoksa olduğum halimle güvende hissettiriyor mu? Çünkü güvenli bir ilişkide insan, sevgiyi tahmin etmeye çalışmaz; hisseder. Ve bazen en güçlü seçim, bir başkasının sizi seçmesini beklemek yerine önce kendinizi seçebilmektir.