Belki de her şey, “Hiç bir yerde”dir? Thomas More’un “Ütopya”sı -2

Abone Ol

Dünya edebiyat tarihinin belki de en iyi bilinen ve en tartışmalı eseri Thomas More’un yazdığı Ütopya adlı kitaptır. More, bu kitabı yazdığında otuz sekiz yaşındadır. İlk olarak, 1516 yılında Thomas More’un Hollandalı büyük dostu Desiderius Erasmus tarafından Leuven’de yayımlanan Ütopya’nın, yazarının ülkesi olan İngiltere’de ilk yayımı 1551 yılında, idamından 16 yıl sonra yapılabilmiştir. Thomas More’un Ütopya’sı, roman sanatının henüz ortaya çıkmadığı o tarihlerde, bir anlatı metni olarak kurgulanmıştır ve yazılmış ilk kurgusal metin olması nedeniyle de ilginçtir.


“Gerçeklikle ilgisi olmayan siyasal ve toplumsal düzen tasarımı yani gerçekleşmesi olanaksız görünen tasarıma Ütopya denir” der Afşar Timuçin... Bir ütopyanın, ideal bir toplum düzeni ortaya koyduğu için gerçek bir değeri vardır. Tam olarak hayata geçirilemese bile ona bir şekilde yaklaşmak olanaklıdır.
Tarih incelemecisi Mete Tunçay ise bu konuda 1986 yılında yayımlanan bir incelemesinde;”İngilizlerle Flemenkler arasındaki ticaret sözleşmesi için Bruges’e giden İngiliz delegelerden biri de Thomes More’dur. Ütopya adlı yapıtı Bruges’te 1515 yılının Mayıs ayında yazılmaya başlanmış, ancak İngiltere’ye döndüğünde bu eseri tamamlamıştır yazar... Yapıt iki bölümden oluşur. Birinci bölümde, Avrupa’nın ve özellikle de İngiltere’nin ekonomik ve toplumsal koşulları eleştirilip kınanmaktadır. İkinci bölümdeyse, tam olarak bilinmese de Atlantik’te Amerika açıklarında hayali bir adada en iyi toplum tasarımı sergilenmektedir “ der Ütopya kitabı için.
Ütopya iki bölümden oluşmuştur. Latince yazılmış olan Ütopya iki yılda tamamlanmıştır. More önce Ütopya’nın ikinci bölümünü sonra birinci bölümünü yazmıştır. Bunun nedeni kitabın özüne yayılmış olan eleştirel bakış açısıdır. More, düşlediği kusursuz düzeni ikinci bölümde anlattıktan sonra kendi ülkesindeki ve tüm Avrupa’daki durumu Ütopya’daki düzenle karşılaştırıp, çağının ne kadar adaletsiz ve karanlık olduğunu kitabının birinci cildinde, düşsel bir dille anlatmıştır.
Ütopya’nın sözcük anlamı “hiç bir yerdir”. Ütopya’nın baş kahramanlarından Raphael Hythloday’ın adı da hilelidir. Hythloday,” gevezelik eden” anlamına gelir. Bir gemici olduğu varsayımıyla, sanki gerçekten yaşamış ve More’un onunla konuştuğu gibi bir hava egemendir okuyucuda... Ütopya bir adadır ve bu adanın nerde olduğu tam olarak bilinmemektedir. Ayrıca adada “Anyder” adı verilen bir nehir vardır. “Anyder” se suyu olmayan anlamına gelir.
Raphael, Thomas More’un düşlerini dile getiren onun yerine onun gibi konuşan hayali bir kahramandır. Raphael dünyayı gezen bir gemicidir; en sonunda ideal ve adil bir düzen bulduğu Ütopya adasına ulaşır. Biz kitabı okurken, Raphael kılığına girmiş Thomas More’u, Raphael’in ağzı ve duygularıyla okuruz.
Rapheal’in anlatımıyla More’un krallara bakışı şöyledir:
“Barış Avrupa krallarının umrunda değildir. Onlar kan dökerek ülkeleri ele geçirirler sadece. Kralların danışmanlarına gelince onlar daha yüksek mevki kapmaktan, keselerini altınla doldurmaktan başka bir şey düşünmeyen metelik etmez dalkavuklardır. Oysaki kralın en kutsal görevi kendinden önce halkın mutluluğunu düşünmektir. Zorba kralın tahtta oturmaya hakkı yoktur. Halkın acıları, iniltileri ortasında keyif sürmek, krallık değil, zindan bekçiliği demektir”
Thomas More, ülkedeki yoksulluğun nedeninin soylular olduğunu belirtir. Soyluları bal vermez arılara benzetir. Onların başkalarının alın teriyle geçinen, topraklarında yaşayanların derilerini yüzen caniler olduğunu belirtir. İngiliz zenginlerinin bencilliğinin yasalarla önlenmesi gerektiğini belirtikten sonra;“Toplum her insana eşit bir güvenlik sağlamalıdır. Bir insan para çaldı diye öldürülmemelidir. Çünkü Tanrı bir insanın değil bir başka insanın öldürmesini, kendisini bile öldürmesini yasaklamıştır. Oysa biz yasaların gölgesine sığınarak birbirimizi boğazlıyoruz” der. (Meraklısına Not; Hollinshed’ın “Description of England” adlı incelemesinde, Thomas More’un hırsızlık etmeye zorlandıklarını söylediği hırsızlardan, VIII. Henry zamanında “72 bin büyük ve küçük hırsızın idam edildiğine” dair bir notu dikkat çekicidir.)
Ütopya’nın birinci bölümünde özetle; dönemi içinde İngiltere’deki akılsızlık ve bağnazlık vurgulanır. Baskılarını zorbaca sürdüren kraldan, kargaşa içinde yaşayan bir toplum, vicdan özgürlüğünün ve dinsel hoşgörünün olmadığı bir ortam, sadece üst tabakanın yararlandığı eğitim hakkı, küçük bir azınlığın zengin ve varlıklı olduğu, çoğunluğun yoksul ve çaresiz olduğu bir düzen bu bölümün ana fikrini oluşturur. Ayrıca bu düzenin tam karşıtı bir düzenin ipuçlarına da bu bölümde yer verilir. Thomas More Ütopya’nın birinci bölümünde mülk sahipliğinden de yakınır. Memleketin zenginliğinin eşit dağıtılması gerektiği, mülkiyet hakkı toplumun temeli oldukça; en kalabalık ve yararlı sınıfın yoksulluk, açlık, umutsuzluk içinde yaşayacağını ısrarla belirtir. More birinci bölümü Rapheal’den Ütopya adasını en ince ayrıntılarına kadar anlatmasını isteyerek bitirir. Rapheal-More arasındaki sohbete yemek yemek için ara verilir. Yemeğin ardından bahçeye çıkılır ve ikinci bölümün içeriğini oluşturacak sohbet başlar.
İkinci bölümde Rapheal daha doğrusu More sanki gerçek bir yermiş gibi, sanki kendisi orayı gözleriyle görmüş gibi Ütopya’yı ayrıntılı olarak anlatır. Ütopya’yı, akıllı ve erdemli Kral Utopus kurmuştur. Mimari açıdan yapılan teklif şimdilerde ruhumuzun demir parmaklıkları olan çarpık kentleşme adına son derece dikkat çekicidir. Ütopya’da evler taş ve tuğladan, üç katlı olarak yapılmış olarak anlatılır. Her evin büyük bahçeleri vardır. Bu bahçelerde çeşit çeşit ağaçlar, yararlı bitkiler ve çiçekler vardır. Bahçeler ve evler arasında duvarlar yoktur. Kapıların kilidi de yoktur. Hiç kimsenin özel bir malı yoktur. Ne varsa herkesin malı olduğu için isteyen başkasının evine, bahçelerine girebilir. Ayrıca, sahip olmanın kontrol edilemez ihtirasının, yüce insan ruhunu kirletme tehdidine karşı her on yılda bir kurayla evlerin değiştirilmesinden söz eder Thomas More. Her evden bir temsilci çarşıya gidip istediği kadar besin alabilir. Hiç kimsenin gerektiğinden fazla eşya ve yiyecek alması aklından bile geçmez.
Ütopya’da sofralarda yalnız kız çocukları değil erkek çocukları da hizmet görür. Sofrada taşkınlık yapılmasın diye her gencin yanına bir yaşlı oturtulur. Gençlerin düşüncelerini çekinmeden açıklamaları serbesttir. Gerçek bir demokrasinin olduğu Ütopya’da herkes aynı giyinir, ancak bekârlarla, kadın, erkek ve evlilerin giyimleri arasında çok küçük farklılıklar olabileceğinden söz edilir.
Ütopyalılar güzelliğe önem verirler ancak yüzlerini gözlerini boyamayı, altınlar, inciler, elmaslar takmayı pek gülünç bulurlar. Ütopyalılar inci ve elmaslara aldırmaz, altına da önem vermezler. Onlara göre bunlar az bulundukları için değerlidirler. Onlara göre, sevgi dolu bir ana olan doğa, hava, su, bitkiler gibi yararlı ne varsa yeryüzüne bırakılmış, bu yararsız nesneler ise toprağın derinliklerine gömülmüştür. Altını rezil etmek için, fırsat kollayan Ütopyalılar onları suç işleyenlerin boynuna zincir, parmaklarına yüzük, kulaklarına küpe olarak takarlar. Ada halkının gözlerini kamaştırmak için altın takan elçiler Ütopyalıların maskarası olur, alaya alınır. Ve hatta kitabın bir yerinde, altın ve gümüşün oturak olarak (*Tuvalet anlamında kullanılmaktadır) ya da hayvan zinciri olarak kullanılması gerektiğinden söz edilerek, insanların bunlardan nefret duymasına dair sözler yazılıdır.
Ütopya’da karmaşık yasalar yoktur. Zaten yasaya ihtiyaç da yoktur. Var olan yasalara karşı koymak kimsenin aklından geçmez. Çünkü bu yasaların doğruluğunu herkes kabul eder. Yargıçlar Ütopya’da baba gibi görülür. Herkesin kendini savunması daha doğru sayıldığından avukata da ihtiyaç yoktur. Eğer avukatlar olursa yasalara karşı hile yolları da oluşur çünkü. Ütopya’da suçu düpedüz işlemekle, tasarlamak arasında fark yoktur. İkisinin cezası aynıdır. “Kötülük yapmak isteyenler sadece karşısına bir engel çıktığı için bu kötülüğü yapmamışlarsa niçin suçlu sayılmasınlar?” diye düşünür Ütopyalılar. Her şeye rağmen suç işleyen olursa o suçluların boynuna utanç simgesi olan altın takılır, köle muamelesi yapılır. Ütopya’da ölüm cezası da yoktur. Köle olarak cezalandırılıp doğruya iyiye yönlendirilip yeniden topluma kazandırılmaları amaçlanır.
Ütopya’da herkes çalışmak zorundadır. Ancak hayvan gibi çalışmak yoktur. Üç saat sabah, üç saat öğleden sonra olmak üzere günde altı saat çalışılır. Öğlen iki saat dinlenilir. Aylaklığa izin verilmez. Herkesin çalıştığı bir toplumda çalışma saatleri az olacak ve böylece insanlar kafalarını geliştirmeye zaman bulacaklardır. Ütopya’nın belki de en ilginç savı ötenazi teklif ettiği savdır. İyileşmesi mümkün olmayacak hastaların fazla acı çekmelerini önlemek için ölmelerini doğru bulmaktadır Ütopyalılar. Ruhun ölümsüzlüğüne inanıldığı için kişiye telkinde bulunulur, eğer kişi ölmek isterse bir uyuşturucuyla hayatına son verilir. İntihar eden kişilereyse iyi gözle bakılmaz ve cesedi pis bir bataklığa atılır.
Ütopya’da öğretmenler çocuklara sadece bilgi vermezler. Onlara önce doğru dürüst düşünmesini öğretirler. Doğru ahlâkın ancak doğru düşünceden doğabileceğini bildikleri için sadece yönetici ve bilimle uğraşanların değil, tüm yurttaşların gerçek anlamda aydın kafalı olmalarını sağlamayı gerekli görürler. Orada meyhane, kumarhane bulunmadığı için kötü işlerle boşuna zaman harcamanın imkânı yoktur. Herkes doğuştan ölüme kadar eğitimin gerekli olduğuna inanır. Bilim ve sanat toplumun ortak malıdır. Savaş onlar için hayvanca bir iştir ve tiksindiricidir. İnsanların kanını dökerek elde edilen zaferlerle övünülmez, utanç verici bulunur. Ütopyalılar ülkelerini savunmak zorunda kalırsa akıllarıyla savunma yaparlar.
Ütopya’da hiçbiri hor görülmeyen birçok din vardır. Kimi güneşe, kimi aya, kimi bir gezegene veya kişiye tapabilir. Yalnızca hurafe dediğimiz falcılığa ve doğa üstü inanışlara pirim verilmez. Her şeyin başı doğadır. Doğada aklın çözemeyeceği şey yoktur. Aslolan akla göre yaşamak ve düşünmektir.
Ütopya’da hiç kimsenin parası, mülkü yoktur ama geçim derdi de yoktur. Kendisinin ve gelecek nesillerinin kaygısını duymadan mutludur insanlar. Thomas More tam da bu noktada yaşadığı çağın tiksindirici esaretlerine bir bakış atar ve Avrupa’da devlet denen mekanizmanın bununla ilgisi olmadığını söyler. “Avrupa’da devlet, zenginlerin yoksulları öldüresiye sömürmek için düzenledikleri suikastten başka bir şey değildir” diyerek bitirirken kitabını, açıkça şunu söylemekten de geri durmaz; “Ütopya devletinin birçok özelliklerini bizim kentlerimizde görmeyi isterdim.”
Katusky’nin de aralarında bulunduğu birçok sosyalist tarihçi, Ütopya’yı ilk komünist yapıt olarak kabul etmişlerdir. Karl Marx ünlü kitabı Kapital’de Thomas More’un kitabından defalarca alıntı yapmıştır. Burjuva tarihçileri Ütopya’yı İngiliz emperyalizminin bir ön taslağı olarak görmüşlerdir. Edebiyat eleştirmenleriyse Ütopya’nın, bir aydının iğneleyici denemeleri olduğunu düşünmüşlerdir. Hümanistlere gelince, onlar Ütopya’yı Hıristiyan rönesansının programı ilan etmişlerdir.