Kubilay Altuntaş tiyatro, fotoğraf ve yazın alanında çalışan bir sanatçı. O, kendisine yazın emekçisi diyor. 14-15 Şubat tarihlerinde Adana’da gerçekleştirecekleri Öykü Günleri ile ilgili konuşurken kendisini Adana Öykü Günleri Emekçisi olarak tanıtıyor. Aynı zamanda Tmolos Yayınları’nın da kurucusu olan Altuntaş ile etkinliği ve hazırlık sürecini konuştuk. Sözü Altuntaş’a bırakıyoruz…
Adana Öykü Günleri’nin ilkini yapmak üzere kolları sıvadığınızı sosyal medya hesaplarınızdan öğrenmiş bulunuyoruz. Öncelikle bu kararı almanızla ilgili süreci anlatır mısınız?
Adana Orhan Kemal’in deyimiyle “bereketli topraklar” üzerinde kurulu. Bu tarımsal bereket yanında ekinsel ve sanatsal bereketi getiriyor. Sanırım ustamız bunu anlatmak istiyordu. Kentimiz yoksulla varsılın hâlâ en adaletsiz biçimde yaşadığı kentlerin başında gelir. Bu yüzden yazın dünyasının da en verimli kentidir. Adana’nın yetiştirdiği kimlikleri bir başka kentte bir araya getiremezsiniz. Elbette sanatın ve ekinin endüstrisi daha büyük kentlerde olunca, pek çok değerimiz kenti terk ediyor.
Bunun yanında kamusal erk de kente beklenen eli uzatmıyor. Yereldeki yönetimlerde popülist işlere daha çok kaynak ayırıyor. Yeri gelmişken haritada yerini zor bulacağınız ilçelerde ya da beldelerde sanat adına merkezler, yerleşkeler ve etkinlikler yapılıyor. Özellikle de yaz aylarının turistik yöreleri buna örnek…
Bizler kentte yaşıyoruz ve burayı seviyoruz. Bu topraklarda doğmanın değerini biliyor ve kente hizmet ediyoruz.
Hemen hemen her yıl “Dünya Öykü Günü”nü zaten düzenliyorduk. Ancak bu kez bir günlük etkinlik yerine geleneksel ve birkaç güne yayabileceğimiz bir etkinlik olsun dedik.
Takip ettiğimiz kadarıyla öykü günlerini sizin kurduğunuz yayınevi üzerinden gerçekleştireceksiniz. Doğrusu edebiyat dünyasının genelini ilgilendiren etkinliklerin sadece bir yayınevi üzerinden yapılması çok sık gördüğümüz bir durum değil.
Haklısınız. Bir önceki soruda az çok değinmeye çalıştım. Oldukça kapsayıcı olan bu etkinliği kentin seçilmiş yerel yönetimlerine ulaşarak paylaşmak istedim. Ancak olmuyor. Bakışlarımız aynı noktadan değil. Yazın dünyasının böylesi günlerine başkaca bir açıdan bakmak gerekiyor. Örneğin, kentimizin Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Turan Altuntaş, Ali Püsküllüoğlu ve Kâmuran Şipal gibi sayılamayacak kadar değeri var. Elbette genç kuşak onları öğrensin. Ancak yeni değerlerimiz yontuda Mükremin Şahiner, müzikte Özgür Sarıçam, resimde Ali Raşit Karakılıç, yazında Zafer Doruk, sinemada Zafer Özgentürk ne olacak? (Burada saymak ne derece doğru çünkü o kadar çok değerimiz var ki. Sayamadıklarımdan özür dilerim.) Ne zaman değerlerini anlayacağız? Öldüklerinde mi?...
Neden yayıneviniz tek başına demek istiyorsunuz? Biz yalnız değiliz. Yıllardır yaptığımız tüm etkinliklere kentteki tüm yazın, müzik, görsel sanatlar ve plastik sanat çevrelerini, derneklerini, platformlarını ve akademik çevreleri kattık, katıyoruz. Bu arada yıllardır etkinliklerimizi Artika Sanat Merkezi ve Yaşam Sanat Dergisi’yle birlikte yapıyoruz. Bizler gösterişsiz, kendi adımızı bir yerlere (hatta başa) hiç mi hiç yazmıyoruz/yazdırmıyoruz. Böyle olunca hak etmeyen de adını bir yere yazdıramıyor. Burnu yükseklerde, havalı, kendini beğenmişler, köşeleri kapmış tipler bizlere, öylece şaşı beş bakıyorlar. Zaten onlardan da kimseye köşe filan kalmıyor. O zaman da onlarla çatışıyoruz!
SANATIN ÖZGÜRLÜĞÜ
-Adana Öykü Günleri’ni geleneksel hale getirmek gibi bir hedefiniz var. Türkiye’de edebiyat etkinliklerinin en büyük sıkıntılarından biri gelenekselleşememek. Bu etkinliği geleceğe taşımakla ilgili nasıl bir planınız var?
Aslında bu tip etkinlikler kişilere dayalı olmamalı. Yani onların yaşam süreleriyle koşut olmamalı. Yerleşik ve kurumsallık içermeli. Evet, yerel bir yönetimin desteği de önemli. Ben onca yıldır bu işlere emek veren birisiyim ve bir işe kalkışınca hemen yerel yönetim desteği almazsan olmaz diyorlar. Bazen de “sponsor” gibi onaylamadığımız bir figürün şemsiyesi altına girmeyi öneriyorlar. Haksız değiller ancak bizim için geçerli değil. Çünkü demokratik yönetim geleneği ve kolektif iş üretme geleneği yok. Olmaz. Bir yönetim gelir “Sevgililer Günü”nde boks karşılaşması yapar. Diğeri gelir yılların film festivalinin adını değiştirir. Ya da “sponsor”un beğenisine kalırsınız. Anlatmaya çalıştığım nedenlerle bu etkinlikleri bağımsız, özgür insanlar yapmalı. Bir yerel yöneticinin iki dudağının arasına bırakılamaz. Sözün özü; sanat ve ekin yaşamı yönetimlerden ayrı durmalı çünkü barışık olması doğasına aykırı.
FARKLI BİR JÜRİ
-Etkinlik kapsamında Adanalı usta öykü yazarı Turan Altuntaş adına bir ödül verileceğini röportaj öncesi sohbetimizde sizden öğrendik. Bize bu ödülün amacını da anlatır mısınız? Tabii bundan önce Turan Altuntaş’ın ülkemiz ve Adana için nasıl bir yerde durduğunu da kısaca anlatırsanız seviniriz.
Kendi deyimiyle, Toros Dağları’nı aşmadan olmuyor, derdi. Aslında kendisi aşmış birisiydi ancak endüstrisiyle hiç buluşmak istemedi. Kendisini yitireli yirmi yılı geçti ve pek çok etkinlikle adını yaşatmaya çalıştım. Benim yaptıklarım bir kayırmaca olabilir denebilir. Ancak ilgi, coşku hiç kaybolmadı. Ayrıca etkimizin dışında Eğit-Der’de adına “Okuma Salonu” açılmıştı. 2002 yılında Çukurova Edebiyatçılar Derneği “öykü ödülü” vermişti. Taş Mekân adlı kafede büstü bulunuyor. Adana Sanatevi Derneği’nde “Toplantı Salonu”na adı verildi. En son da Gülse Çocuk Tiyatrosu’nda adına “Kitaplık” açıldı. Bunlar Adana’nın bir yazara hakkını teslim etmeye çalıştığının göstergesi. Bu aşamada daha önce yedi öykü kitabını bir araya getirerek “Bütün Öyküleri” kitabını yayınlamıştık. Şimdi de üç deneme kitabını bir araya getiriyorum ve “Bütün Denemeleri” biçiminde bastıracağız. Bu ödülle adının yaşaması ve yeni kuşakları da öykü sanatına özendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca sanırım ilk kez yapılacak bir uygulamayı da gündemimize aldık. O da şu:
Altuntaş ödülünde para olmayacak. Bir yontu ürünü verilecek. Ödüle katılacak yazarlar ödül almamışlar arasında gerçekleşecek. On maddelik değerlendirme ölçütleri oluşturulacak. Son ve en çarpıcı özellikse, seçici kurul elli bir kişiden oluşacak. Seçici kurul üyeleri: Yazar, öykücü, eğitimci, sanatsever, edebiyat öğretmeni, iyi okur ve okuma kulüp ya da grupları. Daha açık sözle farklı kentlerden de olmak şartıyla yazarlar, iyi okurlar, yetkin öykücüler ve okuma gruplarının her birini bir oy saymak şartıyla ödülü vereceğiz. Bu biçimde bakılırsa ödül değerlendirmesine katılan belki de yüz ya da fazla kişiye çıkmış olacak.
“Ödülde temel anlayış hiçbir öykünün bir diğerinden üstün olmadığı düşüncesidir. Ancak özendirici ve de güdüleyici anlamında bir değerlendirme yapılır.”
Programı hazırlamışsınızdır. Duyuruları bekliyoruz. Yine de Adana’nın öykü adına birikimine dair neler göreceğimiz konusunda bir ipucu verebilir misiniz?
Adana ekin ve sanatta güçlü bir kent. Bu arada yazın dünyasına sıkışmayıp tüm sanat alanlarıyla etkileşim içinde olmaya çaba gösteriyoruz. Öykü alanına gelince iyi öykücülerimiz var. Gençler de yazıyor. Elbette bu ülke çapında böyle. Sevindirici bir şey. Bu ödülle de katkı vereceğimizi düşünüyorum.
Adana Öykü Günleri ile ilgili kentin sanatsever camiasından, yerel medyadan ve demokratik kitle örgütlerinden beklentiniz nedir?
Pek çoğuyla dayanışma gösteriyoruz. Birbirimizi destekleyelim, diyoruz.
KUBİLAY ALTUNTAŞ KİMDİR?
Kubilay Altuntaş olarak kendinizden söz eder misiniz? Özellikle edebiyat dünyasındaki yeriniz ve Adana’da yaptıklarınız…
Sahne sanatlarından geldiğim için pek çok etkinlik düzenledim/düzenleyeceğim. Ancak konusunu edeceğim iki projem daha katılımcı oldu, sevildi ve devamı isteniyor. Bu da doğru bir iş yaparsanız ve içtenliğinizi de koyarsanız toplum sevip gönlünü açıyor. Bu iki proje:
2020 yılında başladığım ve beş yıl içinde aralıklarla süren “Çukurova’nın Öykü Aklanı” projesi. Açıklayayım. Toplam elli iki Çukurovalı ya da burada yaşayan öykücünün öyküsünün seslendirilmesi işi. Müzikleri de her öyküye uygun ve özgün bestelenmek şartıyla halktan kişilerin (Yani amatör) öykü seslendirmesi gerçekleştirildi. Yaklaşık yüz kişi çalıştı. Kimse kimseyle karşı karşıya gelmeden, stüdyo ortamı da kullanılmadan hatta başka kentlerden dostlar da katıldı. Hedef elli iki öyküyü kitaplarından çıkarıp herkesin (On yedisi dinleyiciye ulaştı.) dinlemesine olanak sağlamaktı. Dinlemek isterseniz Youtube kanalımda duruyor.
İkinci proje de bir ekiple “Öykü Yansımaları” adıyla, sahnede yine özgün müziklerle yerli ve yabancı öykülerin anlatımı. Ezberden ve bir tür canlandırmayla oluyor. Meddah gibi. Bu da tuttu ve sevildi.
Yani sahnede elde öykü metnini dakikalarca okuyarak kimseyi sıkmıyor, bıktırmıyoruz.
Bunların dışında Yaşam Sanat Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yapıyorum. Mayıs ayında yapılacak ve ülkemizin Akdeniz’e kıyış olan kent ve ilçelerinde aynı haftada gerçekleşen “8. Akdeniz Sanat Günleri”nin Adana yürütmesindeyim. Ayrıca sanırım ülkemizde olmayan bir yaklaşımla, her sanat alanından sanatçının, akademisyenin olduğu ve ayrıca sanatseverlerinde katıldığı “Çukurova Sanat Kurulu”nu kurduk. Yılda bir çalıştay olmak şartıyla farklı etkinliklerle de Adana’nın sanat ve ekin yaşamına katkı sunmaya çalışıyoruz.
Son olarak “KİRVEM ADANALIYIM” projesi. Kente, Fazıl H. Dağlarca’ya ve besteci Özgür Sarıçam’a dikkati çekmek için yaptığımız proje. Ülkemizde benzer türkü söyleme projeleri gerçekleşti ancak bunun farkı özgünlüğüydü. Çekimleri “Küresel salgın” günlerine denk gelen evden yürüyen bir türkü söyleme işiydi. Youtube kanalında duruyor.