Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU - EGE TELGRAF/ Bazı mekanlar vardır; kapısından içeri adım attığınızda yalnızca bir yapıya değil, yüzyılların hafızasına girersiniz. Bergama’nın Rüştiye Mektebi Caddesi’nde yer alan Küplü Hamam, işte tam olarak böyle bir yer. Taşhan ve İncirli Mescit ile birlikte inşa edilen bu tarihî hamam, 1427 yılından bugüne uzanan hikayesiyle yalnızca yıkanılan bir mekan değil, Anadolu’nun kültürel sürekliliğini yaşatan sessiz bir tanıktır.
1427’DEN GÜNÜMÜZE UZANAN BİR VAKIF
Hamamın yapımıyla ilgili bir kitabe bulunmasa da, 830 (1427) tarihli vakıfnamesi bize güçlü ipuçları sunar. Bu vakfiyede, Hatip sanıyla anılan Bedrettin Mahmutoğlu Hibetullah’ın Bergama’daki bu hamamı; akarsuyu, havuzları, kapıları, kilitleri ve tüm müştemilatıyla birlikte vakfettiği açıkça belirtilir. Satılamaz, devredilemez ve kıyamete kadar korunması şart koşulan bu yapı, Osmanlı vakıf kültürünün en çarpıcı örneklerinden biri olarak dikkat çeker.
BİR KÜPTEN DOĞAN İSİM
Küplü Hamam adını, soyunma salonundaki havuzun üzerine yerleştirilen meşhur mermer küpten alır. Helenistik döneme ait bu antik küp, Osmanlı padişahı II. Mahmud tarafından Fransa Kralı Louis Philippe’e hediye edilmiş ve günümüzde Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Küpün kapağı ise Bergama Müzesi’nde ziyaretçilerini karşılar. Küp üzerinde kabartma halinde işlenmiş on beş süvarinin bir bayram gününü kutladığı sahne, hamamın yalnızca Osmanlı değil, çok katmanlı bir tarih taşıdığını da gözler önüne serer.
OSMANLI HAMAM MİMARİSİNİN TÜM İZLERİ
Kesme taş, moloz taş ve tuğladan inşa edilen Küplü Hamam; klasik Osmanlı hamam mimarisinde olduğu gibi soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşur. Caddeye bakan büyük kapıdan girilen hamamda, kadınlara tahsis edilen günlerde arka sokaktaki küçük kapı kullanılmıştır. Soyunma salonunun üstü bugün ahşap olsa da, kemer izleri bu alanın geçmişte kubbeyle örtülü olduğunu anlatır. Söylentilere göre bu kubbe yaklaşık yüz yıl önce yıkılmıştır
KUBBELER ALTINDA IŞIK VE BUHAR
Mermer plakalarla döşeli salonun ortasında bir havuz, çevresinde soyunma alanları yer alır. Buradan soğukluk bölümüne, ardından yıkanma alanına geçilir. Yıkanma bölümünde bir göbek taşı, üç halvet, bir sofa ve ayakyolu bulunur. Göbek taşının üzerindeki büyük kubbe, köşelerdeki istalaktit geçişlerle sekizgene dönüşürken, daha küçük kubbeler mekana ritmik bir derinlik kazandırır. Kubbelerdeki cam fanuslar ise içeri süzülen loş ışıkla zamansız bir atmosfer yaratır
TAŞIN, SUYUN VE ATEŞİN UYUMU
Hamamın altında yer alan cehennem yolları sayesinde külhandan gelen sıcaklık, döşemelerin altından tüm yapıya yayılır. Bir cehennem bacası ve yedi buhar bacası ile ısı ve hava dengesi sağlanır. Mermer döşemenin etrafındaki oluklar suları kanallara taşırken, karşıdaki halvet bölümünde zengin mermer işçiliği dikkat çeker. Ortadaki dalga formundaki somaki taş ve çevresindeki yeşil, kırmızı ve beyaz somakilerle yapılan motifler, dönemin estetik anlayışını günümüze taşır.
GELENEKSEL HİZMET, SAMİMİ DENEYİM
Bugün Küplü Hamam, ziyaretçilerine sauna, kese, köpük ve masaj gibi geleneksel hamam ritüellerini sunuyor. Hamama gelen birçok ziyaretçi, çalışanların saygılı ve ilgili yaklaşımından, ikram edilen çay, kahve, kek ve baklavadan memnuniyetle söz ediyor. Özellikle kese ve köpük uygulamalarının ferahlatıcı etkisi, masajın rahatlatıcı dokunuşuyla birleştiğinde, buradan ayrılanların yüzünde aynı ifade kalıyor: dinginlik.
TARİHLE TEMAS EDEN BİR NEFES ALANI
Küplü Hamam, restorasyonlar ve eklemeler nedeniyle ilk günkü özgünlüğünden kısmen uzaklaşmış olsa da, hala Bergama’nın kalbinde yaşayan bir kültür mirası. Buraya gelenler yalnızca yıkanmıyor; suyun, taşın ve buharın arasında geçmişle bağ kuruyor. Bir zamanlar vakfiyeye “kıyamete kadar” diye not düşülen bu yapı, bugün de aynı sessiz kararlılıkla ayakta duruyor.