“Bir kadına iplik vermezsen, o kadın nasıl örgü yapsın?” Pervin E’etesami

Abone Ol

“Yeminler çöpten farksızdır kara toprağın altında / Sonsuz yıldız ve ilham kaynağı Pervin bir rüyadır artık mezarında / Zamanın acısını çekerken biri / Sevimli, şeker tadındaki dizeleri kim dinler ki?” (Pervin E’etesami’nin mezar taşında yazan dizelerden alıntı)

Pervin E’etesami, Türkiye’de, çok dar bir okuyucu çevresinin tanıdığı, 34 yaşında aramızdan ayrılmış, bugün İran kadın şairleri arasında adı Füruğ Ferruhzad’la birlikte anılan İranlı bir kadın şairdir. Adına bir sinema ödülü de düzenlenen E’etesami, İran kadınının çektiği sıkıntıları anlatırken, ortaya koyduğu farklı şiir anlayışıyla da İran’da çok sevilen bir kalemdir.

Pervin, diğer adıyla ‘Raksande’, 17 Mart 1907 günü Tebriz'de doğar. Yusuf E’etesami ve Akstar Fotuhi’nin tek kızıdır. Pervin’in dört erkek kardeşi vardır. Baba E’etesami, 1914 yılında Tebriz Milletvekili seçilince aile başkent Tahran’a taşınır. Tahran, Pervin’in kısa yaşamında tutacağı yolu belirleyen bir ortam sunar kendisine. 7 yaşındaki küçük Pervin, Tahran'daki ilkokula giderken evde çok düşkün olduğu babasından da Arapça ve şairlerin kullandığı Farsdilini öğrenir. Babası, çağının aydın sınıfıyla çok sıkı ilişkiler içindedir. Evinde düzenlediği sanatsal ve bilimsel buluşmalarda Pervin’de vardır. Melik El Şuara, Ali Ekber Dekhoda, Nasrullah Taghavi, Prens Afşar, daha sonraları büyük şair Şehriyar’ın da katıldığı bu ev toplantıları Pervin için büyük bir okul olur. Siyaset bilgisini, eleştirinin ve iyi kurulmuş, yaşayan dizelerin gücünü ve aydınlanma fikirlerini bu günlerde edinir Pervin. Oyuncaklarının kitaplar olduğunu düşündüğümüzde çok da şaşırmamalıyız aslında!

İlk şiirini 8 yaşında yazar. 11 yaşında, Nasır Koşro, Envarî, Mevlana Celaleddin-i Rumî ve NizamîGencevi gibi büyük şairlerin eserlerini ezbere bilmektedir. Şiiri ruhunda duyan küçük şairin ilk şiiri, 14 yaşındayken babası tarafından Bahar dergisinde yayınlanan "O Küçük Kuş" adlı şiirdir. (1921)

İlk şiirinin yayımlandığı yıl İran’da Kacar Hanedanlığı son günlerini yaşamakta, yerine Pehlevi Hanedanlığının geldiği günlerin sancısıyla kıvranmaktadır ülke. Azerbaycan’da bağımsızlık hareketleri kitlesel eylemlere dönmüş, 14 ayrı mezhebin oluşturduğu İran toplumu yeni bir yön belirlemek için birbirini kırmaktadır. Batılı fikirlerin Avrupa’yı salladığı bugünlerde, ilerici baba Yusuf E’etesami’nin yönlendirmesiyle ‘dünya vatandaşı’ olması için 1874 yılında Amerikalı misyonerler tarafından kurulmuş olan, köklü bir lise olan Tahran Amerikan İran Bethel Lisesi’ne kaydolur Pervin. Bu Tahran Amerikan Kız Lisesi adıyla da anılan bir okuldur.

Lise yıllarında son derece başarılı bir öğrenci olan Pervin E’etesami, bildiği dillere İngilizceyi de ekleyerek ufkunu genişletir. Okulun müdürü Bay Schuler, Pervin'i çok istekli bir öğrenci olarak hatırlar yıllar sonra. Utangaç ve sessiz olduğunu, bir de o dönem geleneği olan Amerikalı kız arkadaşı Helen Collins ile ömrü boyunca yazıştığını...

"Pervin, Amerikan okuluna girdiğinde zaten bilgili biriydi, ancak doğal alçakgönüllülüğü o kadar güçlüydü ki; erişilebilir yeni bir konuyu öğrenmek söz konusu olduğunda onun önünde duracak hiç bir engel yoktu."

Pervin E’etesami’nin aydınlığı, henüz liseyi bitirdiği günlerde bile pırıl pırıldır. Okulun mezuniyet gecesinde yaptığı “Kadınlar ve Tarih” başlıklı konuşması, yaşadığı çağa ve haksızlığa karşı nasıl duyarlı olduğunu göstermesi adına son derece önemlidir.

“... sonunda yüzyıllar boyu çektikleri sıkıntılar sonucunda kadınlar entelektüel ve sanatsal haklarını elde etmeyi başardı ve böylece gerçek güçlerine daha da yaklaştılar. Kadın ve anne olmak kavramlarının fark edildiği, hayatta kalmanın ve insanlığın ilerlemesinin temelini oluşturan bu iki kelimenin anlamının ilk olarak ortaya çıktığı dönemdir bu dönem. Ancak bu daha çok Avrupa'yla ilgili bir saptamadır. Doğu'da, dinlerin üstünlük savaşları yüzünden böyle bir gelişimden söz edemeyiz. Mutluluk karavanı, yaşadığımız topraklarda bu durağı terk etti ve medeniyetin mimarı olan düşünceler bu topraklardan uzaklaştı... Bu dönemde Doğu kadınlarının koşulları her yerde karanlık ve üzücüydü, acı doluydu, hapis ve kölelik vardı onlar için. Varlıkları kabul görmedi. Konferanslar yapıldı bir avuç duyarlı insan tarafından, kitaplar yazıldı bu sosyal hastalığı iyileştirmek için... Ancak, hepimiz biliyoruz ki, Doğu'nun kronik hastalığının tedavisi eğitimdir. Toplumların her katmanında eğitim! Hem erkekler hem de kadınlar için doğru eğitim!"

Sözlerinde insana duyarlı, evrensel haklara önem veren Pervin, tüm bunları söylerken tarihsel süreci de doğru okumaya çabalayan ve kurtuluş için toplumsal özsaygının yeniden kurulmasını ve sorunların bitmesi için çözümün eğitim ve sanattan geçmesi gerektiğinide hissettirmektedir.

"Bugünün Avrupası, yeni bakış açısını geliştirirken İran'ın eski medeniyetinden yararlanmıştır. İran, dünya üzerindeki ihtişamı ve yüzyıllar boyu süren üstünlüğüne rağmen Doğu'nun hiç bitmeyen savaş sorunlarından etkilenmiştir ve şu anda kayıp kimliğini ve doğru işareti aramaktadır... Ülkemizde lider ve evrensel saygıya dayalı ruhun yeniden yaratılmasını umut ediyorum. Bunun için önemli sosyal reformlara ihtiyacımız var. Bizi bu değişime götürecek olan İranlı kadınların, bilim adamlarının ve entelektüel figürlerin eğitilmeleri zor, zor ama olanaksız değildir. Bu gerçek bir eğitimle mümkündür.”

E’etesami, o kadar başarılı bir öğrenciymiş ki; okulu bitirir bitirmez, kendisine mezun olduğu okulda iki yıl öğretmenlik yapması teklif edilecek kadar! Sadece bu değil; yeni Şah Pehlevi, kraliçe olan eşi ve çocukları için özel öğretmenlik de önermiş, ancak Pervin bu teklifi, inançlarına aykırı olduğu ve Şah’ın halka zulüm yaptığına inandığı için reddetmiştir. (1926)

Kısa hayatını şiirin kanatlarında, onun serin rüzgârları içinde geçiren Pervin E’etesami’nin şiiri bugün bile eşsiz kabul edilmektedir. Onun şiiri, geleneksel kalıpları, hem biçim hem de anlam olarak izleyen bir şiirdir oysaki! Peki onun şiirdeki özgün kuvvet nereden gelmektedir?

Pervin’in şiir kuvveti, anektotlar ve İranlı incelemecinin “münazara” diye adlandırdığı “çekişmeli /tartışmalı” şiirlerinde aranmalıdır bana kalırsa. Şairin en ünlü eseri kabul edilen “Dîvân” okunduğunda bu çekişmenin nasıl bir etkibıraktığı daha iyi anlaşılır. Bu tür, yazılması son derece ustalık isteyen bir türdür ve aynı bir roman gibi geniş yazı arazilerine ihtiyaç duyar. Destanlar gibi... Ancak onun şair dehası, bu zor türün en küçük, en arı örneklerini Fars şiirinde yaratmasındadır.

“Eğitim ve öğrenme taşlarını almayı ihmal eden bir kadın /Değerli hayatının mücheverini çok ucuza satıyor demektir.”

Yaklaşık altmış beş tartışmalı şiir ve yetmiş beş fıkradan başka, masallar ve alegoriler yazmıştır E’etesami. Sözler içinde metaforu onun kadar ustaca işleyen, anlatacağını alegoriyle anlatma başarısına ermiş çok şair yoktur dünyada. Onun şiirinin beslendiği kaynak, hayatın dışında değildir. Dikkatlice incelenmiş bir tarih süreci, hayvan, kuş, çiçek, ağaç, günlük hayatın gözlemleri, soyut kavramlar, fabl ve hepsi kişiselleştirilmiş zengin fikirleri simgeleyen farklı kadın ve erkek davranışları... Bu seçilmiş sanatsal imgeleriyle, toplumun kötüye gidişinin nedenlerini anlatırken, toplumsal olarak bir çöküşün, başka bir deyişle etik başarısızlığın gözüne de ayna tutar şair. Aynada görülense; hayat ve ölümün anlamı, sosyal adalet, eğitim ve bilginin önemi hakkındaki temel düşüncelerdir. Onun için ‘kaderci bir temanın ustası’ dense de, bu bence haksız bir bakış açısıdır.

“Ey yetim, parlayan gözyaşınla bakmaya devam et, utanma / 'Nereden geldiğini bildiğin sürece mücevherin parlayacaktır’ / Düz bir adama, eğri yollardan nasıl yardımcı olunabilir? / Ve onların sahtelik kokan samimi sözleri, çoğunlukla halka darbe indirir.”(‘Yetimin Gözyaşları’ şiirinden)

Bilinen en eski şiirleri, babasının yayımlanmak üzere gönderdiğiaylık sanat dergisi Bahar'ın 1921-22 yıllarındaki sayılarında görülür ilk olarak. On bir şiiri yayımlanır Pervin’in o sürede ve şaşırtıcı bir şekilde düşünce ve kalem olgunluğu sergileyen şiirlerdir bunlar. Bu ilk şiirlerinin de yer aldığı Dîvân kitabının ilk baskısı, 1935'de kuzeniEbu'l-Fatḥ E'etesami ‘nin girişimiyle ortaya çıkar.(Meraklısına Not: Kitabın ikinci baskısı ölümünden kısa bir süre sonrayine kuzeni Ebu'l-Fatḥ E'etesami tarafından düzenlenerek 1941 yılında yayımlanacaktır.) Mesnevi, kaside, gazel, kıt’a ve aforizma biçiminde toplam 5.606 dizeninyer aldığı Dîvân, çağdaş İran şiirinin başucu kitaplarından biri kabul edilir. Kuzeninin düzenlediği ve yayılması için çabaladığı bu girişim Pervin’in tanınmasında çok önemlidir.

Pervin'in Fars şiiri bilgisi ve yarattığı yeni şiirin gücünün; büyük Fars şairleri, Ensarî, Envarî, Nizamî, Mevlana Rûmî ve Sa'dî'nin şiirlerini ‘doğru okumaktan’ geldiği konusunda tüm incelemeciler hemfikirdirler. Bu E’etesami’nin şiir temelini oluşturan alt yapıdır bir çeşit.Bu bilgi, onun şiirinin varlığını artırdığı gibi, onu özgün de yapar. Bu kadarla açıklanamaz Pervin’in sanatındaki güç! Aisopos ve La Fontaine'in eserlerinden esinlendiğini de bildiğimiz Pervin, babasının İngilizceden çevirdiği Horace Smith ve Arthur Brisbane gibi şairlerin teknik kullanımını da öğrenerek gücünü ve bilgisini artırmıştır. Ancak tüm bu donanımın üstüne geliştirdiği ‘anektot vurgusu’ ya da biçimi onun kendi eseridir. Böylece öncüllerine saygılı ancak evrensel bir vurguyu yakalayan Pervin şiirinin içine, kadın ve insan ruhu da sinmiştir.“Bilgelik iğnesiyle dikilen her kumaş / Hırsın atölyesinde ipek haline dönüşür” dizesindeki; bilge, üst, mistik ve evrensel kuvvetin, henüz otuzlu yaşlarının başında bir kalemden çıkması nasıl açıklanır ki başka türlü? Ya da, kadının varlık kabul edilmediği baskıcı bir toplumda, “Kadın hayat dağının üstünde güneş gibi parlamazsa / Aşkın kuyumcusu boşuna harikulade madenler aramaktadır” dizesindeki ‘kadını’ duymayan bir okuyucu var mıdır bilmem?

“Bir kadın, gül bahçesinde bir kafeste yaşadı ve bir kafeste öldü / Herkes gül bahçesinden söz etti de, neden bu kuşun ismi hiç belirtilmedi?”

E’etesami, şiirindeki tartışmayı; bir tez ve ona karşı olan bir antitezi okuyucusunun gözünün önünde kurduğu bir savaş alanında çatıştırarak gösterir. Okuyucuyu iki farklı düşünüşten haberdar etmekten korkmaz. Ancak, gizlemediği bir şey daha vardır: şiirin içinde kıpır kıpır bir adalet duygusu doğum sancısı çekmektedir. Bunu kimi zaman bir aforizma üzerinden, kimi zaman da bir hayvan masalı kılığında sunar okuyucusuna. Artık, düşünceler savaşmış ve özenle seçilmiş sözcüklerle, tartışma sonucu oluşan bir sentezi okumak kalmıştır geriye. Pervin’in kitleleri aydınlatmak için liberal önlemlerin alınmasını istemesi, bunun için mutlak eğitimi ve bilgiyi yüceltmesi; kitlelerin yoksulluğu, üst sınıfın sömürücü ve vicdansızlığı karşısında yetimlerin, yaşlıların ve yoksulların durumunun bilgisiz bırakılmaktan kaynaklandığını işaret etmesi, ardından da bu sert temaları muhteşem dil hâkimiyetiyle sunuyor olması, onu tüm zamanlar içinde güçlü ve farklı bir şair kılmaya yeter de artar bile!Sanıldığının aksine, o bir ‘feminist’ şair olmaktan öte; İranlı kadınların, özellikle eğitimden yoksun bırakılarak büyük bir adaletsizliğe mahkûm edildiğini, bu sorunun giderilmesinin topluma girmenin ve üretime katkıda bulunmalarının anahtarı olduğunu savunmuştur.

“Bir kadına iplik verilmeden, o kadın örgü yapabilir mi? / Ekip toplayacak hiçbir şey olmadan kimse çiftçi olabilir mi?”

E’etesami’ninDîvân, Mesneviyat ve Temsilat adıyla toplanan şiirlerinin tümü 248 parçadan oluşur. Genelde şiirleri eski sayılan klasik kalıplar çerçevesinde olsa da toplumsal olaylara çağdaş eleştirel bakışını yansıtır. Hükümdarlar tarafından halka yaşatılan zulmü işleyen pek çok şiiri vardır. Şiirlerini iki ana gruba ayırır uzmanlar. Birincisi "Horasan tarzı" denilen şiirlerdir. Şiirin içeriği, öğütler ve vecize sayılan deyişlerden oluşur ve genelde Nasır Koşro'nun şiirlerine benzer. İkincisi "Aragi tarzı" denen bir biçimdir ve genelde destansı yapısı vardır. Bu şiirleri de Sadi'nin şiir tarzına yakındır. Pervin’in bu tür şiirleri daha ünlüdür. İran Edebiyatı'nın en önemli kadın şairlerinden olan Pervin, yeniçağ İran edebiyatında, klasik tarzda şiirleriyle adını tarihe yazdırmış usta bir söz cambazıdır.

Pervin E’etesami’nin 35 yıllık hayatında üç erkeğin izleri vardır. Hiç kuşkusuz en önemli erkek babasıdır. Hayatının temel dayanağı ve sonsuz öğretmeni olarak gördüğü babası! Ki; babasının 1938 yılının ilk ayında ölmesinden sonra, çok derinden sarsılacak ve bu acı olaydan sonra sadece dört yıl yaşayabilecektir Pervin. Bu acısını dizelere ağlar şair: “Babacığım, köküne balta vuran ecel eli / Benim de viran oluşumun sebebidir.”

İkincierkek, çok kısa süre evli kalmış olsa da, kocasıdır.1934 yılında, 27 yaşındayken evlendiği, babasının amcasının oğlu, Kermanşah kentinin Emniyet Müdürü Fazlullah Arta Humayunfall... İki buçuk ay içinde evlilik boşanmayla son bulur ve Pervin Tahran'a döner. Arta'nın askeri ruhu ve Pervin'in narin ve özgür ruhuyla orantısız bir evliliktir denenen. Boşanmaya verdiği tepki şu şekilde başlayan bir şiirde ölümsüzleşir: "Çiçek; çiçek bahçesinde oturmaktan ne deneyim kazandın? / Dikenin kınama ve kötü niyetinden başka ne?"

Üçüncü adam, 1935'de divanının yayınlanmasında ona yardım eden kuzeni Ebu El-Fath E'etesami'dir. Kuzen Ebu El-Fath onun hayatının en önemli şeyini, sanatını bizlere ulaştıran kişidir. Dağınık olan Pervin külliyesini biraraya getirip, tüm çalışmaları 1954 yılında yayımlayan da odur.(Meraklısına Not; İlk kitap ‘Dîvân’, ünlü İranlı şair ve akademisyen Muhammed Taqi Bahar’ın yazdığı bir önsöz ve156 şiirden oluşmuş bir kitaptır. Edebiyat Profesörü Haşmet Muayyad'a göre, o kitapta yer alan, ‘Sefer-e Aşk’ (Gözyaşı Yolculuğu) şimdiye kadar Farsça yazılmış en güzel şiirlerden biridir.)

Pervin, on hafta süren evliliğinden sonra döndüğü Tahran’da, Tahran Üniversitesi'nin kütüphanesinde çalışmaya başlar. Tam adıyla söylersek,‘Terbiat Muallim Üniversitesi Daneş Saray-e Ali Kütüphanesinde’! Ancak burada da 10 ay kadar çalışıp işinden ayrılır. Bu ayrılışın nedeni olarak, babasının sağlık durumunun kötüye gitmesinin, babasının yanında olmak istemesinin etkisi olduğunu yazar edebiyat tarihçileri. Babasının 1938 yılının başlarında ölmesi, Pervin için tam bir yıkım olur. Otuz bir yaşındadır şair ve sakin, korunaklı yaşamının sona erdiğini düşünür. Babasının yarattığı güven denizleri bir anda kurumuş, dünyada bir başına kalmıştır sanki! Onu cesaretlendiren ve fikirlerini tanıtan sanat çevreleriyle ilişkileri kopar. Zaten utangaç bir karakter olan Pervin, kedere gömülür.

1936'da Kültür Bakanlığı tarafından Fars edebiyatına katkıda bulunduğu için kendisine sunulan madalyayı kabul etmeyi reddettiğinde, onu anlayan ve destekleyen babası yoktur artık. O baba ki; bu madalyanın, kızının şiirinin gerçek bir takdirinden çok, onu susturmak isteyen sanat düşmanlarının bir oyunu olduğunu söyleyen kişidir.

“Eskiden İran'da bir kadın neredeyse İranlı değildi / Tek yaptığı karanlık ve üzücü günler boyunca kadın olduğunu anlatmak için mücadele etmekti.”

İran’da ilk yayınlanan kadın şair Pervin E’etesami, soylu her sanatçının yapacağı gibi bu yıkım günlerinde, genç bir şairin yanında, onun genç şiirinin sonsuz olmasına destek vererek ayakta kalmıştır. Daha sonraları iki kez Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen, modern İran şiirinin en güçlü kadın şairlerinden Simin Behbahani’dir bu genç şair! (1927-2014)

23 Mart 1941 günü, Pervin E’etesami, tifo hastalığına yakalanır ve 16 gün sonra 5 Nisan 1941 günü, sadece 34 yaşındayken ölür. Kum kentinde bulunan Masume Fatima Türbesi'nin avlusundaki aile mezarlığında, babasının yanına gömülür.