Bir yağdı, pir yağdı...

Abone Ol

"Barajlarımızda suyumuz kalmadı", "Yeraltı sularımız azaldı" derken, çeşmelerimizden her akşam "tısss" sesleri gelirken, Allah İzmir'e öyle bir yağmur bahşetti ki, işte barajlarımız da doldu veya dolmak üzere. Demek ki neymiş, önce tedbir almak lazımmış, sonra da tevekkül etmek gerekirmiş.

"Yağmur bombası" atmayı düşünürken, geçende de yazdım, "altyapı yetersizliği bombası"na yakalandık. Eh bu ilk değil ki, diyeceksiniz. Çok haklısınız. Biz bu altyapıyı becerememe işini yıllardır yaşıyoruz. Çünkü her zaman söylediğim gibi, İzmir'i kurtaracak olan "Büyük Kanal Projesi" prematüre doğmuştur.

Şimdi "pansuman" tedbirlerle yaşatmaya çalışıyoruz, o da yetmiyor işte. En ufak bir yağmurda caddeler göle dönüyor, biraz lodosla sağanak ele verince Kordon Venedik'e, Kemeraltı çarşı değil "tarihi havuza" dönüyor. Karşıyaka'da, Çiğli'de, Konak'ta, Buca'da sular yollarda geçit vermiyor.

Yıllar gelip geçiyor, kentin altyapısından sorumlu olanlar, "yapıyoruz, ediyoruz" diyor ancak manzara hep aynı. Sonra gelsin karşılıklı salvolar. AK Partili filan şunu dedi, CHP'li filan ona cevap verdi. Olan vatandaşa, garibana oluyor. Peki garip gurabanın, fakir fukaranın, "Öldük bittik" feryadını duyan var mı? Belki o an, ya sonra. Sonrası yok azizim...

Allah öyle yağmurlar verdi ki, belki de son 25-30 yılda görülmemiş cinsten. Bakrçay, Menemen, Küçük Menderes, Foça, Torbalı, Bayındır ovaları sanırsınız ki göl. Toprak doydu, bu yüzden sular dereler ve çaylar vasıtasıyla barajlara akıyor. Tahtalı, yüzde 50'ye yaklaşıyor, Balçova doldu gibi, Kutlu Aktaş doldu. Aliağa Güzelhisar taşmaya başlayınca su bırakılıyor.

Elbette bu günler geçecek. Mart, nisan derken yağmurlar kalmayacak. O halde aklımızı başımıza alıp, elde ettiğimiz bu zenginliği idareli olarak nasıl kullanacağız onu düşünelim. Hem tasarruf edelim, hem de bugünden gelecek yıllardaki kuraklıklar için tedbir alalım ki, bir daha "uyanıkken kabus" görmeyelim.

Bu konuda Sayın Başkan Cemil Tugay'a çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen İZPA Başkanı Sayın Koray Velibeyoğlu ile kafa kafaya versin, "su depolama" ve "arıtma suyunu tarım alanlarına yönlendirme" işini projelendirsinler. Böylece hem içme suyu, hem de sulama suyu problemini halletmiş oluruz.

Gelelim ciğer yakan bir diğer soruna. "Yolsuzluk." Aman yolsuzluk deyince hemen yönetimsel istismarı anlamayın lütfen. O hukukun işi. Ben yollardan, daha doğrusu delik deşik köstebek yuvası olan yollarımızdan bahsediyorum. İstisnasız İzmir'in hemen hemen her ilçesinde "işte yol bu ya" diyebileceğiniz bir güzergah yok. Ya çukurlarla, ya da tümseklerle dolu veya yamalı bohça. O yamalar ki, kaplandığı zeminden nerede ise 4 parmak yüksek.

Böyle olunca bakın neler yaşanıyor. Sürücüler araçlarıyla çukur ve tümseklerden kaçmak isterken trafikte "cambazlık" yapmak zorunda kalıyor. Cambazlık yaparken ya trafiği tehlikeye düşürüyor, ya da kaza yapıyor. Daha da önemlisi, toplu taşım araçları başta olmak üzere tüm özel araçların alt takımları bir yıl demeden ıskartaya çıkıyor.

Araç sahipleri "takır-tukur" ses çıkartan araçlarını tamircilere götürüyor ama tamirciler de artık yoğunluktan bunalmış vaziyette. "Olur mu ya?" demeyin, şaka gibi değil mi? Kısacası İzmir'in yol altyapısı, özellikle kent içinde bitmiş. Bir de şu "Everest Dağı" gibi ne idüğü belirsiz "kasisler" olur olmaz yerlere konulmasın. Trafikte çukurlar ne ise, kasisler de o. Araçlar için adeta birer suikast silahı gibi.

... Ve son bir rica... Allah aşkına İZBETON asli görevine dönsün. Tek işi "yol asfaltlamak" olsun. Ama Avrupa standartlarında. Belediyecilik, yoldur, sudur, kenti yeşillendirmek, çöpünü bertaraf etmektir. Bunları yapamıyorsanız siz belediyecilik yapmıyor, havanda su dövüyorsunuzdur.