Bir yazarlık macerası olarak kitap okumak

Abone Ol

Geçen gün, uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla buluşma kararı aldık. Onu aylardır görmediğim için çok heyecanlıydım. Çünkü İstanbul’da yaşadığından dolayı sıklıkla görüşemiyoruz. İzmir’e ne zaman gelse bana uğramadan gitmek istememesi de beni ayrıca mutlu eder. Derken buluşma saati gelip çattı. Birbirimize özlemle sarıldıktan sonra bir kafeye geçip oturduk. Kahvelerimiz gelene kadar görüşmediğimiz süre zarfı boyunca neler yaptığımızı anlattıktan sonra konu benim nasıl yazar olduğuma kadar geldi. 
Aslında insanlar bana bu soruyu uzun zamandır sorar. Ben de herkese aynı cevabı vermekten zaman zaman sıkılsam da yanıtlamaktan büyük keyif alırım. 
Benim yazarlık serüvenimde başlangıç noktası, kitap okumayı sevmem oldu. Kitap okumak, özellikle kalın kitaplar okumak çocukluğumdan beri hep ilgimi çekmiştir. Ne kadar çok okursam o kadar çok bilgi sahibi olurum düşüncesi zihnimde uzun süre yer etti. Zamanla, yaşım ilerledikçe, kitap okudukça, kitabın kalınlığın ya da inceliğin önemli olmadığını, içeriğinin önemli olduğunu anladım ve kitap seçmeyi öğendim. Önceleri ilgi alanlarıma göre kitap seçerken, sonraları bilgi dağarcığım geliştikçe farklı ilgi alanlarım oldu ve okuma yelpazem genişledi. Bunun da zaman içinde olayları yorumlamamda, vizyonumun genişlemesinde olumlu yönde katkıları oldu. 
İkinci önemli nokta ise, yazma alışkanlığımı küçük yaşta edinmiş olmam. Yazmayı öğrendikten sonra, günlük diye bir kavram olduğunu da fark ettim ve ilkokul öğretmenimin de teşvikiyle günlük tutmaya başladım. Önceleri öğrenmiş olduğum basit cümlelerle o gün ne yaptığımı günlüğüme not ettim.  Aylar sonra eskiden yazmış olduğum sayfalara göz atarken bunun bana ne kadar keyif verdiğini anladım ve zamanla kurduğum cümleler daha süslü bir hâl almaya başladı.
Üçüncü değinmek istediğim noktaysa, hayatın getirdikleri… İyisiyle, kötüsüyle… Kaderin sunmuş olduğu yaşanmışlıklar… Bazen insanın yaşamış olduğu olaylar yüreğinde ve dimağında o kadar derin bir şekilde yer eder ki insan bunu taşıyamaz ve çevresindekilerle paylaşma ihtiyacı hisseder. Sohbet etmek elbette ki bir yoldur. Fakat bu, genelde iki kişi arasında olur biter ve kalıcılığı olmaz. Kalıcılığı olması için en etkili yol yazmaktır. Çünkü atasözümüzde olduğu gibi, “söz uçar, yazı kalır.” 
Dördüncü nokta ise içimdeki üretme isteği, fakat bu da başta bahsetmiş olduğum kitap okuma alışkanlığına bağlı olan bir durum. Eğer iyi bir kitap kurdu olursanız, en iyi arkadaşınız zamanla çeşitli romanlarda okuduğunuz karakterler oluverir. Onlardan ayrılamazsınız. Kitap bitse bile roman karakterleriyle olan bağlantınız devam eder. Bu bağlantı bazen sizi öyle yerlere sürükler ki, eğer okuduğunuz romanda sevdiğiniz karakterin sonu istediğiniz gibi bitmemişse, ona yeni bir son kurgulamak istersiniz ve başlarsınız hayal gücünüzün sınırlarını aşmaya… Artık yazar sizsinizdir ve istediğiniz gibi bir son yazabilirsiniz…