Bir zamanlar Türkiye

Abone Ol

Bir zamanlar “Yerli Malı Haftası” diye bir hafta vardı. Hatırlıyorum ilkokuldayken en sevdiğim haftaydı. Sabahları tüm çocuklar evden getirdikleri, Türkiye’de yetişen yiyecekleri, kahvaltıda paylaşırdı. Bu arada da öğretmenler paylaşmayı, görgü kurallarını çocuklara öğretirlerdi.

Şimdilerde kutlanıyor mu böyle bir hafta bilmiyorum. Kutlansa, ülkemde yetişen sebze, meyve de kaldı mı artık diye merak ediyorum!

Televizyonda “Ekonomi nereye gidiyor? Bu fiyatlar niye arttı?” diye koca koca profesörleri yayınlara çıkartıyorlar. Onlar da ne desin cevabı bilinen basit bir soruyu, profesörlüğüne yakışır bir şekilde ekonomi terimleriyle anlatmaya çalışıyorlar…

Aslında herhangi bir yerde yaşayıp bakkala, pazara, markete giden herkes nedenini az çok biliyor. Havalı ekonomi terimlerine ihtiyaç yok.

Bir kişi, çalışıp üretip ekonomik yaşamını devam ettirebiliyorsa, o kişinin maddi olarak kimseye ihtiyacı olmaz. Tikelden tümele gidecek olursak ülkelerin ekonomileri de böyle… Üretmek ve teşvik etmek! Ülke olarak daha çok üretirseniz başkalarına, yani yabancı devletlere de satarsınız. Hani şu dış güçler! İhracat artarsa gücünüz artar, saygınlığınız artar, yaptırımlarınız artar. Ve o ülkede yaşayan vatandaşların yaşam standartları yükselir. Paranız diğer devletlerin parasından kıymetli olur. Bu kadar basit bir konu…

FABRİKA-KALE

Atatürk’ün, “Her fabrika bir kaledir” diyerek 09.10 1937’de açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Cumhuriyet’in önemli eserlerinden biriydi. Her türlü imkana sahipti. Bu yönüyle, dünyada eşi benzeri yoktu. 2002’de kapatıldı...

Alpullu Şeker Fabrikası: 26.10.1926 tarihinde Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından işletmeye açılan ilk şeker fabrikasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin, Modern Türkiye'nin bir modelidir.

Alpullu Şeker Fabrikası 27 Nisan 2018'de 150 milyon TL'ye satıldı.

Türkiye’nin 3. şeker fabrikası Eskişehir’e yapıldı. Üstelik sadece altı ay gibi kısa bir sürede… Yerini Atatürk’ün “Tren geçtikçe halk istasyonun hemen yanındaki fabrikayı görecek, morali yükselecek” diyerek belirlediği fabrika, İsmet İnönü tarafından 1933’te hizmete açıldı.

Atatürk bu fabrika için diyor ki: "Eskişehir Şeker Fabrikası, milli ülküye derin alakanın yükselmiş, değerli vesikasıdır."

Türkiye'nin 4. şeker fabrikası olan Turhal Şeker Fabrikası, İş Bankası ve Ziraat Bankaları’na ait 3 milyon TL sermaye ile Turhal'da kurulan Turhal Şeker Fabrikası T.A.Ş. tarafından temeli 7 Ekim 1933 tarihinde atılmış, 18 Ekim 1934 tarihinde işletmeye açmıştır.

Turhal Şeker Fabrikası 569 milyon TL'ye 16.08.2018 tarihinde satıldı.

Uşak Şeker Fabrikası Uşaklı Nuri Şeker'in gayretleri ve Uşak'ta mahalli birçok müteşebbisin katılımıyla kurulan Uşak Terakki Ziraat TAŞ tarafından 6 Kasım 1925’te temeli atılan Uşak Şeker Fabrikası, 17 Aralık 1926'da işletmeye açıldı.

Tek kuruş para ödemeden, portakal başta olmak üzere meyve ve sebze karşılığında Rusya tarafından kurulan fabrikalar.

O yıllardaki bir gazetede Atatürk’ün elinde portakal tuttuğu bir fotoğraf var!

“Bir devlet başkanı elinde portakal tutuyor... Ne var bunda? Sıradan bir hadise işte" diyenler olabilir.! Bu portakallar, 1930’lu yıllarda İtalya’dan getirildi ve Mersin, Antalya ve Ege’nin bazı bölgelerinde aşılandı.

Karabük Demir Çelik fabrikası... Nazilli Basma fabrikası... Kayseri Sümerbank tekstil fabrikası... Şişecam fabrikası... Aliağa rafinerisi...

Ve daha birçok fabrika Sovyet Rusya’ya yaptırıldı ve parası “portakal” ile ödendi. Türk sanayisinin omurgasını oluşturan bu hayati tesisler sayesinde, hem on binlerce insanımız iş buldu, hem de Türkiye milyarlarca dolarlık ithalattan kurtuldu; dışarıya bağımlılığı azaltıldı.

Tıpkı, 1927’de çıkartılan yasa ile “Fındık fidesi” ihracatının yasaklanıp Ordu ve Giresun’un fındık yetiştiren iller olarak kabul edilmesi ve devamında fındık kongresinin toplanması gibi...

Ekonomide var olmak, üretmek meselesidir. Birey olarak ya da toplum olarak. Verimli olmak var olanı satmak değil, üretileni satmakla ilgilidir. Kısa vadede, ihtiyaçlar için üretmeden sadece olanları satmak, uzun vadede bireyleri, toplumları fakirliğe ve esarete götürür. Ve birçok felakete…

Fazla söze gerek yok, John Maynard Keynes de kısaca durumu şöyle özetlemiş:

“İnsanoğlunun temel sorunu üç değişkeni bir araya getirmektir: Ekonomik verimlilik, sosyal adalet ve bireysel özgürlük.”

Ve son söz Karl Marx’tan gelsin:

“Celladını kurtarıcısı olarak gören toplum, kasabın bıçağını yalayan aptal danaya benzer.”