Bırakın işçi bayram yapsın

Abone Ol

1 Mayıs hepimizin bayramıdır. Çünkü, nerede yaşarsak yaşayalım, hangi işi yaparsak yapalım, hangi konumda olursak olalım, hepimiz bu hayatın içinde çalışan emek veren birer işçiyiz. Elbette 1 Mayıs işçi bayramıdır. 1 Mayıs emek ve dayanışmanın, alın terinin, helal kazancın ve insan onurunun simgesidir. 1 Mayıs el emeğiyle hayatı omuzlayan işçilerimizin, memurlarımızın, emeklilerimizin ve tüm çalışan kesimlerimizin günü ve bayramıdır. Önemli olan sadece çalışmak değil, yaptığımız her alanda, her işte, emeğin onurunu ve gururunu hissedebilmek ve bunu birbirimize hissettirebilmektir. Bir işverenin, çalışanına sadece işveren, görev veren, ekmek veren değil, çalışanının zorlandığı anı görebilen, anlayabilen ve şefkatle yaklaşabilen bir yüreğe sahip olması ne kadar önemliyse, bir çalışanın da yaptığı işe sadece zorunluluk olarak, görevi olduğu için değil, kendi işiymiş gibi görmesi anlam katarak, değer vererek yaklaşabilmesi ve çalışabilmesi işçi ve işveren arasındaki pek çok sorunu çözecektir. Pek çoğumuzun bildiği gibi, 1 Mayıs, 1886 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Chicago eyaletindeki işçilerin günde 12 saat, haftada altı gün olan iş programının günde sekiz saate indirilmesi için greve gitmesiyle, kentte yaklaşık 500 bin işçinin katıldığı ve 4 Mayıs’a kadar süren eylemlerle ortaya çıkmıştır.

1 Mayıs kutlamalarına ülkemizde pek çok kez yasaklamalar gelmiş, kutlamalarda pek çok kez gerilimler ve çatışmalar damgasını vurmuştur. Ülkemizde ki en acı olay ise 1977 yılında Taksim Meydanı’nda düzenlenen kutlamalar sırasında ortalığı karıştıran yabancı ajanların kışkırtmasıyla çıkan olaylarda 30’dan fazla insanımızın hayatını kaybetmesiyle yaşanmıştır. Öncelikle 1 Mayıs kutlamaları ideolojik hesaplaşmaların yapıldığı alanlar olmaktan çıkarılmalıdır. 1 Mayıs eylem alanları devlete meydan okuma alanları değildir. 1 Mayıs alanları devletin milletin birlik ve bütünlüğünü temsil eden istiklal marşının prosto edildiği alanlar olamaz. İşçi ve memur sendikalarımız 1 Mayıslarda kaos ortamından beslenen marjinal guruplara fırsat vermemelidir. 1 Mayıslarda işçinin sesi ön planda olması gerekirken, işçinin sesinin gere planda kalması işçilerin bayramına gasp etmektir. 1 Mayıs’ta konuşulması gerekenler, bir yılda sadece iki ay maaş alan maden işçileridir. Ülkemizdeki çalışanların yüzde 50’den fazlasının asgari ücretle açlık sınırı altında çalışıyor olmasıdır. Holdinglerin pek çoğu bir kuruş vergi vermezken, verginin yüzde 50’den fazlasını emeğiyle alın teriyle geçinen işçinin memurun ödemesidir. Gelir adaletsizliğidir. Açlığa yoksulluğa mahkûm edilen emeklilerdir. Taşeron ve güvencesiz çalışmanın son bulmasıdır. Üretime yönelik ekonomik politikalardır. Ancak gelinen noktada, emek sadece alkışlanan değil, aynı zamanda görmezden gelinen bir değer haline getirilmiştir. Artan hayat pahalılığı, eriyen maaşlar, güvencesiz çalışma koşulları ve adaletsiz gelir dağılımı; emekçinin omzuna her geçen gün daha ağır bir yük bindirmektedir. Bir ülkede emek korunmuyorsa, üretim sürdürülebilir değildir. Adalet yoksa refah kalıcı olamaz. Liyakat yoksa alın teri karşılığını bulamaz. Hedefimiz, emeğin karşılığının eksiksiz verildiği, çalışanların geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye olmalıdır.