Biz voleybol ülkesiyiz!
Korna çalarak geçen araç konvoyları, dalgalanan bayraklar, tezahüratlar, Türkiye Türkiye diye bağıran binlerce insan... Bu sahne aklımıza geldiğinde ancak A Milli Futbol takımımızın ‘muhtemelen’ dişe...
DAHA İYİSİ YOK
Avrupa Şampiyonası’nda oynadığımız tüm maçları izledim. Daha 24 yaşındaki bir kadını anlatmak istiyorum. Her röportajında heyecanını dile getiren bir kadın o, yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmayan, kaydedilen her sayıdan sonra sağa sola koşan, çılgınlar gibi sevinen biri. Pasör pozisyonunda çığır açan, attığı paslarla Xavi-Iniesta ekolünü akıllara getiren, belki de hiçbir ülkede muadili olmayan bir sporcu. Yorgunluk emaresi göstermeden mücadele eden, 5 metre arkasındaki pasör çaprazının 3. adımda nerede olduğunu bakmadan görebilecek kadar da zeki. Cansu Özbay’ı anlatıyorum. Öyle hatasız oynuyor ki, izlerken dilim tutuldu. Ebrar, Eda, Hande, Zehra, Tuğba’nın smaçları bu kadar iyiyse, Cansu’nun pasları sayesinde. Özellikle Polonya maçı için konuşursak, rehavete kapıldığımız son sette Ebrar Karakurt’la resmen telepati kurarak paslar verdi. Maçı 3-0 bitirmemizde çok önemli rol oynadı. Daha iyisi gelene kadar en iyisi Cansu Özbay artık.
ÜLKESİ İÇİN
Cinsel yönelimi üzerinden 21 yaşındaki genç bir kadın için söylenenler ahmakçaydı. Ebrar Karakurt kadar nahif bir karaktere bu denli ağır hakaretler edilmesi, “milli takımdan ayağını kesin, çocuklarımıza kötü örnek oluyorlar” diye ahkam kesilmesi öncelikle sporun ruhuna aykırı. İnsanlık adına da had bilmezliğin ta kendisidir. Ebrar da tüm bunlardan öylesine etkilenmiş ki, oyununa pozitif olarak döndürmüş. Helal olsun sana... Her maç ne zaman sıkışsak düğümü Ebrar’ın smaçları çözüyor. Saatte 100 kilomtre hıza yaklaşan toplarıyla rakibi resmen uzaya fırlatıyor. Tarzıyla, yurtseverliğiyle, sporculuğuyla örnek alınacak biri o, kim ne derse desin Türkiye için savaşan bir pasör çaprazı...
Sonuç olarak; hakedene hakettiği değeri henüz veremeyen bir ülkeyiz. Birkaç yıla bu zihniyetin değişeceğini umuyorum. Yiğidi öldür hakkını yeme diyen bir milletin yiğidin öldürülmesini kanıksaması çok tehlikeli. Prim için değil bayrağı için savaşan kadınlar her desteği hakediyor.
Reklam için mi...
Yayıncı kuruluş maçın ardından 3 dakikada bir reklam verdi. Büyük koç Guidetti’yi bekletti reklama gitti. Maç sonu sevinci göstermedi, reklama gitti. Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımı oyuncuları Filibe’de binlerce Türkiye destekçisi seyirciyle bir oldu, İzmir Marşı’nı okudu son ses. Sosyal medyada izleyebildik. Yayıncı kuruluş, ülkenin birinci kanalıydı, ödediğimiz faturalarda, aldığımız ürünlerde bizden pay kesilen... “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” diye bağıran kızları değil, reklam vermeyi tercih ettiler. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda bizi bundan mahrum bırakanlar için söylenecek çok şey var. Biz yine haykırırız, İzmir’in dağlarında çiçekler yine açar, Mustafa Kemal Paşa yine çok yaşar. İlelebet payidar kalacak bu Cumhuriyet, daha nice güçlü kadınlar yetiştirecektir.
Hiçbir spor programında voleybol konuşulmuyor. Bu denli vurdumduymazlığın anlamı yok. Görmezden geliniyor. Türkiye'de voleybol kritiği yapabilecek hiçbir spor yorumcusu yok mu? Hiçbir kanal saatlerce futbol konuşmaya bir saat dahi olsa ara veremiyor mu? Çok yazık...