Bizi etkileyen zirve değil, birbirlerine duydukları güvendi

Abone Ol

Son günlerde sosyal medyada milyonlarca kişinin izlediği bir görüntü vardı. Dünyanın en ikonik yapılarından birinin zirvesinde gerçekleşen sıra dışı bir evlilik teklifi… Görüntüler kısa sürede dünyanın dört bir yanında haber oldu. Kimi bunu “yılın en romantik evlilik teklifi” olarak tanımladı, kimi ise tehlikeli ve sorumsuz bir gösteri olarak değerlendirdi. Ardından markalar aynı görsel dili kendi kampanyalarına uyarladı, içerik üreticileri aynı kareyi farklı mesajlarla yeniden yorumladı. Bir anda tek bir görüntü, ortak bir anlatıya dönüştü. Fakat ben videoyu bir çift terapisti gözüyle izlediğimde aklıma bambaşka bir soru geldi. Acaba bizi gerçekten etkileyen şey evlilik teklifi miydi? Yoksa iki insanın birbirine duyduğu sarsılmaz güven mi? Çünkü ilişkinin en güçlü bağı çoğu zaman romantizm değildir. Güvendir. Romantizm heyecan yaratır. Güven ise huzur yaratır. Romantik anlar hafızamızda yer eder. Güven ise hayatımızı taşır. İlişkiler üzerine yıllardır çalışan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim ki uzun ömürlü ilişkiler, büyük jestlerle değil; küçük ama tutarlı güven davranışlarıyla ayakta kalır. Sosyal medya ise bize çoğu zaman bunun tam tersini gösteriyor. Ne kadar büyük sürpriz. Ne kadar pahalı yüzük. Ne kadar sıra dışı teklif. Ne kadar yüksek izlenme… Oysa bunların hiçbiri ilişkinin kalitesini göstermez. Bir ilişkinin kalitesini gösteren şey, iki insanın birbirine ne kadar güvenli bir alan oluşturabildiğidir. Çift terapilerinde sıkça şunu görüyorum… Birçok kişi partnerinin romantik olmadığını söylüyor. Biraz derine indiğimizde ise bambaşka bir tablo çıkıyor. Sabah eşini sessizce işe bırakan… Yorgun olduğunda çocuğun sorumluluğunu alan… Diğerinin kaygısını küçümsemeyen… Hata yaptığında özür dileyebilen… Zor zamanlarda kaçmayan insanlar görüyorum. Bunların hiçbiri Instagram’da viral olmuyor. Ama bunların hepsi sevgiyi yaşatan davranışlar oluyor. İşte bu yüzden o yüksek binanın tepesindeki görüntüde beni en çok etkileyen diz çökmek değildi. Birbirlerinin elini bırakmamalarıydı. Çünkü güven tam da budur.
TUTACAĞIM HİSSİ
“Sen düştüğünde seni tutacağım.” hissidir. İlişkilerde güven sadece sadakat değildir. Duygusal olarak ulaşılabilir olmaktır. Yargılanmadan konuşabilmektir. Korkularını paylaşabilmektir. Yanlış yaptığında reddedilmeyeceğini bilmektir. Bir tartışmadan sonra bile “Biz bunu birlikte çözebiliriz.” diyebilmektir. İnsan beyninin en temel ihtiyaçlarından biri güvenli bağ kurmaktır. Partnerimizin yanında kendimizi güvende hissettiğimizde beynimiz savunmayı bırakır. Daha çok yakınlaşırız. Daha çok paylaşırız. Daha çok severiz. Belki de bu yüzden milyonlarca insan o görüntüye kayıtsız kalamadı. Çünkü bilinçdışımız romantik jestten çok, birbirine güvenen iki insanı gördü. Elbette olayın güvenlik ve hukuki boyutu ayrı bir tartışma konusudur. Hiçbir romantik jest, hayatı riske atmayı örnek alınacak bir davranış hâline getirmez. Romantizmin değeri, tehlikenin büyüklüğüyle değil; ilişkinin sağlığıyla ölçülmelidir. Bugün birçok çift, ilişkisini sosyal medyada mutlu göstermeye çalışırken gerçek yakınlığı ihmal ediyor. Oysa ilişki dışarıdan nasıl göründüğüyle değil, içeride nasıl hissedildiğiyle yaşanır. Çünkü mutlu ilişkiler başkalarının alkışına ihtiyaç duymaz. Onlar, iki kişinin birbirinin yanında kendisi olabildiği sessiz alanlarda büyür. Belki de bu yüzden kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Partnerim bana en son ne zaman büyük bir sürpriz yaptı? Değil… Partnerimin yanında kendimi en son ne zaman gerçekten güvende hissettim? İşte bu sorunun cevabı, ilişkinizin gerçek sağlamlığını gösterir. Çünkü büyük romantik anlar unutulmaz olabilir. Ama güven… Bir ömrü birlikte yaşayabilmenin tek gerçek zeminidir.