Bulgar edebiyatının patriği: İvan Vazov

Abone Ol

" Ve eğer güneş yiterse ansızın / Yiter ve ışımazsa bir daha;

Bize ışık için cehennemden / Gidip alev getiren biri çıkar mutlaka."

(spot) İvan Vazov’un adını belki de birçoğumuz duymadık. “Bir Tek Işıktır Sonsuz Olan” şiirinden alıntı yaptığım ve Bulgaristan’da, “Bulgar Edebiyatının Patriği” denen şairin bizi de çok yakından ilgilendiren bir tarihi var oysaki... Bu ara unutmadan, bu nefis şiiri Rusça’dan Ataol Behramoğlu çevirmiş...

“İvan Minçov Vazov ( 27 Haziran 1850, Sopot- 22 Eylül 1921, Sofya, Bulgaristan) Bulgar şair, romancı, öykü ve oyun yazarıdır. Ülkesinin tarihindeki belli başlı olayları konu ettiği yapıtlarında çoğunlukla yurtseverlik temasını işlemiştir.”... Türkiye’deki zayıf kaynaklarda bu kadar basit bir dille ve bu açıklamalarla, hakkında neredeyse hiçbir şey anlaşılmayan İvan Vazov’un peşinden gidince koskoca bir hikâyeye ulaştığımızı görmek beni çok şaşırttı. Belki sizi de şaşırtır diye tutup bu yazıyı yazdım.

1876 yılının Nisan ayında, Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar isyanları bütün bölgeye yayılır. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya’daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza) Müslüman yerleştirilmiştir. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşanmaktadır. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırırlar. Ancak batı dünyasında Osmanlı Devleti’nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden olur. Bulgarların öldürülmesi tek taraflı olarak yansıtılır. Eski İngiltere başbakanı William Ewart Gladstone başta olmak üzere, Charles Darwin, Oscar Wilde, Victor Hugo, İtalyan lider Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa’da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden olurlar. Bu isyanların ardı arkası kesilmeyince de 23 Aralık 1876 tarihinde İngiltere’nin öncülüğüyle Balkanlardaki Ortodoksların haklarını görüşmek üzere İstanbul’da bir konferans toplanmasına karar verilir. (Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nazırlığı’nda toplandığı için “Tersane Konferansı” adıyla tarihe geçmiştir.) II. Abdülhamit konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet’i ilan eder ama Rusları memnun edemez yine de. Bunun üzerine 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ilan edilir. Savaşı Osmanlıların kaybetmesi üzerine 13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Antlaşması’yla Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Bulgarların kendi kendilerini yönettiği Sofya merkezli Bulgaristan Prensliği ve yine Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Hıristiyan bir vali tarafından yönetilecek olan Filibe merkezli özerk bir Şarki Rumeli Vilayeti’nin kurulmasına karar verilir.Bulgaristan ikiye bölünmüştür emperyalistlerce... Valiliğe İstanbul doğumlu Bulgar kökenli Osmanlı devlet adamı Aleko Paşa getirilir. Şarki Rumeli Vilayeti 1885 yılında gerçekleşen bir ihtilalle Bulgaristan Prensliği’ne bağlanır.

Şimdi savaşı bir kenara bırakıp ilk gençliğinden beri Osmanlılara karşı küçük çaplı ayaklanmalara önderlik eden Stefan Nikolov Stambolov’dan (1854-1895) ve Bulgarların büyük şairi ve İvan Vazov’un öğretmeni sayılacak Hristo Botev’den (1849-1876) söz etmeliyiz biraz da.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'da Osmanlılara karşı çarpışanlardan biri olan Stambolov, 1878'de Bulgaristan'ın özerkliğini kazanmasından hemen sonra yeni toplanan meclise girer ve 1884'te meclis başkanlığına seçildikten sonra Rusya'nın muhalefetine karşın, Bulgaristan Prensi I. Aleksandr'ın Şarki Rumeli'yle birleşme yolunda adımlar atmasını sağlar. (1885) I.Aleksandr'ın Ağustos 1886'da zorla tahttan indirilip Ruslara teslim edilmesinden sonra Tırnovo'da prense bağlı bir yönetim kurarak Rus yanlılarının Sofya'da kurduğu geçici hükümeti tanımadığını ilan eder. Aleksandr'ın tahttan resmen çekilmesinden (Eylül 1886) sonra yürütücüler kurulunun başkanlığını üstlenen Stambolov, Rusların müdahale girişimlerini engelleyerek tahta Saksonya-Coburg-Gotha Prensi Ferdinand'ın geçmesini sağlar. (7 Temmuz 1887). Bu “devlet içinde devlet” yapısı emperyalistleri mutlu etse de Bulgaristan’da kardeşi kardeşe düşman yapar. Tam bağımsızlık diyenlerle neredeyse oportünist bir siyaset izleyen Stambolov taraftarlarının arası açılır. İşte bu olaylar sırasında, İvan Vazov da Bulgaristan'ı terk etmek zorunda kalır. İstanbul'daki birkaç ay kaldıktan sonra Odessa'ya geçer. Osmanlı yönetimince yargılanan Bulgarları anlattığı ve en büyük romanı sayılan “Pod igoto”yu (Boyunduruk Altında) yazmaya bu sürgün günlerinde başlar. Bulgaristan’ı tam bağımsız görmek isteyenler için bir “kutsal kitap” olan ve 1876 devrimi öncesi Bulgaristan'daki yaşamın geniş bir freski niteliğindeki, Vazov’un bu en ünlü kitabı çok değerli bir tarihsel belge niteliği de taşır. Kitaptaki baskı altında olan Bulgarların, her şeye rağmen bağımsızlık tutkusundan vazgeçmemeleri, bu uğurda eziyet altında kaldıkları hikâyeler tüm ülkeyi kedere boğar. İvan Vazov’un şimdilerde 50 dilden fazla çevirisi olan "Boyunduruk Altında" romanıyla ilgili ilginç bir ayrıntı olarak şu notu yazmalıyız; “Boyunduruk Altında” adlı romanın İngilizce çevirisi Bulgaristan’da kitap olarak birinci baskısından önce çıkmıştır. Bu roman, milli bir destan olarak Homeros’un “İlyada” destanı ile karşılaştırılacak kadar etkilemiştir Bulgarları.

Stambolov'un Eylül 1887'de yeni Bulgar Prensi’nin onayıyla kurduğu hükümet Mayıs 1894'e değin iktidarda kalır. Stambolov bu sürede Bulgaristan başbakanıdır. Başbakanlığı sırasında Rusya'ya karşı muhalefetini sürdüren Stambolov, Osmanlı Devleti'yle iyi ilişkilerin kurulması ve Bulgaristan'ın Makedonya'daki nüfuz alanının genişlemesi için çaba harcar. Siyasi karşıtlarını ezerek gerçek bir diktatörlük kurar; Ferdinand'ı devirmeye yönelik komplo girişimlerinin ortaya çıkarılması ve silahlı ayaklanmalar üzerine son derece baskıcı önlemlere başvurur. Zamanla Prens Ferdinand üzerindeki etkisini de yitiren Stambolov, 31 Mayıs 1894'te Ferdinand'ın zorlamasıyla istifa edip iktidardan düştükten sonra düşmanları tarafından aylarca izlenir ve sonunda Sofya'da sokakta vurularak öldürülür.

Şimdi de Bulgarların gurur duydukları büyük şairleri Hristo Botev’den söz edelim biraz. Osmanlı yönetimine karşı Bulgar bağımsızlık hareketinin kahramanlarından biri kabul edilen yurtsever şair Botev, Rus devrimcileriyle Fransız ütopyacılardan etkilenmiş bir sosyalisttir. Botev, Paris Komünü'nü (1871) coşkuyla karşılayanlardandır. Nisan Ayaklanması başlayınca, kendisini ülkesinin bağımsızlığına adamış olan Botev, Romanya'da kurduğu küçük bir devrimci silahlı grupla birlikte, Mayıs 1876'da buharlı bir Avusturya gemisiyle Tuna'yı aşarak Bulgaristan'a döner. Ama birkaç gün sonra Osmanlı birlikleri tarafından Veslez Dağı yakınlarında kuşatılır ve girilen çatışmada öldürülür. Öldüğünde 27 yaşındadır. Nisan ayaklanmasının yankısı, Bulgar halkının bağımsızlık mücadelesinin uluslararası destek bulmasını sağlar ve ardından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın çıkmasında önemli bir etken olarak tarihe geçer.

Şair Hristo Botev’e olanlar İvan Vazov’da büyük bir etki yapar ve o günden sonra yazdıkları tam bağımsız bir Bulgaristan vatanseverliğine dönüşür. Botev, İvan Vazov için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Hatta Botev için yazdığı “Sakin Tuna” şiiri bu gün Bulgaristan’da milli marş muamelesi görür. 20 Mayıs 1876’da yazılan şiir, “Sakin Tuna heyecanlanıyor” diye başlar. Vazov, Botev’in çetesinin Kozloduy’dan Tuna’yı geçtiği haberini alınca bu dizeleri yazdığını söyler. "Sakin Tuna şiiri kısa sürede ağızdan ağıza dolaşır, yayılır gider. Kahvelerde, sokaklarda,her yerde Hristo Botev konuşulur ve bu şiir söylenir” diye anlatır yıllar sonra Vazov. (Bu destan şiirin orjinal adı “Radetski”dir) Botev’in Tuna üzerinden Bulgar topraklarına ayak bastığı geminin adıdır Radetski. Hristo Botev ve İvan Vazov arasındaki ilişkinin de ilginç bir hikâyesi var. Vazov daha 15 yaşındayken Kalofer’de Botyo Petkov adlı öğretmenin yanında yardımcı öğretmen olarak görev yapar. Botyo Petkov kimdir dersiniz? Hristo Botev’in babası... Öğretmen, oğlunun isyankâr ruhu ve hırçın, vatansever yapısından tedirginliğini dile getirir genç Vazov’a, oğlunun hayatı için endişelendiğini anlatır. (Meraklısına Not; Botev’in incecik bir kitap olmasına karşın çok etkili olan şiirlerinin toplandığı tek kitabının adı “Pesni i Stihove” (Şarkılar ve Şiirler)’dir ve ilk kez 1875'te basılmıştır.)

İlk şiiri “Bor” 1870 yılında, Brailskoto Edebiyat Derneği'nin dergisinde yayınlanan şair Vazov, Rusça, Romence, Fransızca, Türkçe ve Yunanca biliyordu. Gelenekçi bir aileden gelen Vazov, Bulgar ordusunda üst kademede görevleri olan askeri komutanlar, Vladimir Vazov ve Georgi Vazov da kardeşidir aynı zamanda... 1898-99 yıllarında eğitim bakanlığı yapmış olan İvan Vazov’un “Boyunduruk Altında” kitabından başka, yapıtları arasında en çarpıcı olanları; ulusal bağımsızlık uğruna canını vermiş Bulgar kahramanları onuruna kaleme aldığı destansı şiir “Epopeya Na Zabravenite” (Unutulmuşun Destanı)’dır.(1884). Ayrıca Ortaçağ tarihinden esinlenilmiş tiyatro oyunlarından; 1910 yılında yazdığı, “Borislav” ve “Cehennem Çukuruna Doğru” onu Bulgar Ulusal Tiyatrosu’nun da kurucusu yapmıştır. 1894 tarihli “Huşove” ve 1913’te yazdığı “İvajlo” oyunları da Bulgar tiyatrosunun en ünlü oyunlarından kabul edilmektedir.

1920 yılında, Çar III.Boris tarafından imzalanan parlamento kararı ile "Halk şairi", yine aynı yıl “Sofya Onursal Vatandaşı” ve “Bulgar İlimler Akademisi Onur Üyesi” olan İvan Vazov, 22 Eylül 1921 günü kalp krizinden ölür.

1904 yılında inşa edilen ve artık adı İvan Vazov Tiyatrosu olan Bulgar Ulusal Tiyatrosu’nun, önden 5.sırasının sağdan 4. koltuğu diğerlerinden farklı bir kumaşla kaplıdır. Diğerleri kırmızı kadifeyle kaplı iken, o koltuk sarıdır. Neden biliyor musunuz? Çünkü o İvan Vazov’un koltuğudur da ondan... O tiyatroda birçok oyun sahnelenmiş olan İvan Vazov’un anısını yaşatmak için farklı renkte bir kumaşla döşenmiş olan o koltuk, usta yazarın öldüğü 1921’den beri her gösterimde boş tutuluyor. Ne güzel bir saygı gösterisi değil mi?

İvan Vazov’un, Rus-Türk Savaşı (1877-1878) zamanında yanan ve harabe olan evi 1920 yılında restore edilir ve 1935 yılından beri de müze olarak kullanılmaktadır.

Bu kadar karışık bir dönemi, bu kadar kısa bir yazıda anlatmaya çalışmak gerçekten çok yorucu ama son sözümüz kısa olsun... II. Meşrutiyet’in ardından 6 Eylül 1908 tarihinde Bulgaristan tam bağımsız bir devlet olur.