Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU/EGE TELGRAF- Ege’de bazı şehirlerin kaderi biraz da bulundukları yere göre şekilleniyor. Söke de bunlardan biri. İzmir’den, İstanbul'dan güneye doğru yola çıkanların Kuşadası, Didim, Bodrum ve hatta daha güneye uzanan rotalarında mutlaka karşısına çıkan Söke, yıllardır önemli bir kavşak noktası olmasına rağmen turistik anlamda çevresindeki destinasyonların gölgesinde kalıyor.
Ana yoldan biraz uzaklaşıp Söke’nin çevresine doğru ilerlediğinizde karşınıza çıkan manzara hiç de sıradan değil. Binlerce yıllık antik kentlerin izleri, eski Rum köyleri, sulak alanlar, kuşların göç rotaları, Büyük Menderes’in oluşturduğu delta ve Ege Denizi’ne ulaşan sessiz ova yolları… Söke’yi yalnızca içinden geçilen bir ilçe olarak görmek, bu coğrafyanın anlattığı hikayenin önemli bir bölümünü kaçırmak anlamına geliyor.

Söke’nin hikâyesini anlamanın yolu biraz da ilçenin kurulduğu, yerleştiği coğrafyaya bakmaktan ve anlamaktan geçiyor. Büyük Menderes Nehri’nin yüzyıllar boyunca taşıdığı alüvyonlar bölgenin kıyı çizgisini değiştirmiş, bugün geniş tarım alanlarıyla gördüğümüz Söke Ovası’nı şekillendirmiş. Antik çağlarda denizle bağlantısı bulunan yerleşimlerin bugün kıyıdan kilometrelerce içeride kalmasının nedeni de bu değişim.
Günümüzde pamuk başta olmak üzere tarımsal üretimle özdeşleşen Söke Ovası, aslında binlerce yıllık doğal dönüşümün sonucu. Bu nedenle Söke çevresinde yapacağınız bir gezide tarih ile coğrafya sürekli birbirine karışıyor; bir antik kente bakarken eski kıyı çizgisini, bir ovadan geçerken binlerce yıl önce burada uzanan suları hayal etmek mümkün.
PRİENE’DE MOLA
Söke çevresindeki rotanın en etkileyici duraklarından biri kuşkusuz Priene Antik Kenti. Samsun Dağı’nın (Dilek Dağı) eteklerinde yükselen kent, konumu ve korunmuş yapılarıyla Anadolu’nun önemli antik yerleşimleri arasında bulunuyor. Izgara planlı kent yapısı, Athena Tapınağı, tiyatrosu ve farklı kamusal alanlarıyla Priene’de dolaşırken antik bir kentin gündelik yaşamını anlamak mümkün.

Ancak burayı asıl etkileyici yapan detaylardan biri, bugün uçsuz bucaksız ovaya bakan Priene’nin geçmişte denizle çok daha yakın bir ilişki içinde olması. Büyük Menderes’in taşıdığı alüvyonlarla denizin zaman içerisinde geri çekilmesi, Priene’nin önündeki coğrafyayı tamamen değiştirmiş. Antik kentin yüksek noktalarından Söke Ovası’na baktığınızda aslında manzarayla birlikte, binlerce yılda değişen bir coğrafyayı görüyorsunuz.
ESKİ DOĞANBEY
Priene’den sonra rotayı Eski Doğanbey’e çevirdiğinizde bu kez antik çağlardan daha yakın bir geçmişin izleriyle karşılaşıyorsunuz. Eski adı Domatia olan yerleşim, Rumlardan kalan taş evleri, dar sokakları ve doğayla bütünleşen mimarisiyle Söke çevresinin en özel noktalarından biri. Son yıllarda daha fazla kişinin keşfetmeye başladığı Eski Doğanbey, buna rağmen Ege’deki benzer tarihi köylerle karşılaştırıldığında sakinliğini büyük ölçüde koruyor.
Köyde yapılacak en güzel şeylerden biri herhangi bir programa bağlı kalmadan taş sokaklarda yürümek. Restore edilmiş evler, eski yapılar ve Samsun Dağı’nın eteklerinden aşağıya doğru açılan manzara, köyün neden bu kadar etkileyici olduğunu kısa sürede anlatıyor.
YOLUN SONUNDA KARİNA
Eski Doğanbey’den yolunuza devam ettiğinizde manzara yeniden değişiyor ve Karina’ya ulaşıyorsunuz. Büyük Menderes Deltası’nın kıyısındaki Karina, kalabalık tatil beldelerinin birkaç on kilometre ötesinde bambaşka bir Ege görüntüsü sunuyor. Eski gümrük yapısının izleri, balıkçı tekneleri, kıyının sessizliği ve özellikle gün batımında değişen renkler burayı rotanın en keyifli duraklarından birine dönüştürüyor.
Karina’ya gelirken yol boyunca gördüğünüz sulak alanlar da buranın sıradan bir sahil noktası olmadığını hatırlatıyor. Deniz, delta ve dağların buluştuğu bu coğrafya, Söke’nin turizm açısından neden çok daha fazla konuşulması gerektiğinin de en güzel örneklerinden biri.

DELTAYA MUTLAKA UĞRAYIN
Söke’nin en önemli doğal zenginliklerinden biri Büyük Menderes Deltası. Dilek Yarımadası-Büyük Menderes Deltası Milli Parkı’nın parçası olan bölge; lagünleri, sazlıkları, sulak alanları ve zengin kuş çeşitliliğiyle Ege’nin en değerli ekosistemlerinden birine sahip. Özellikle kuş gözlemciliğine meraklı olanlar için delta başlı başına bir keşif alanı.
Söke’nin bir tarafında geniş tarım arazilerini görürken kısa süre içerisinde sulak alanların ve Akdeniz ekosisteminin içine girmek, ilçenin sahip olduğu coğrafi çeşitliliği daha da görünür kılıyor.
Priene ile Doğanbey arasında kalan Güllübahçe de bu rotada kısa bir mola vermeyi hak ediyor. Eski yerleşim dokusunun izleri ve Aziz Nikolaos Kilisesi, bölgede yüzyıllar boyunca farklı toplulukların bir arada oluşturduğu kültürel mirası hatırlatıyor.

Söke merkez ise çarşısı, gündelik yaşamı ve tarımsal kimliğiyle çevredeki bütün bu rotaların başlangıç noktası olarak düşünülebilir. Söke’yi anlamak için yalnızca antik kentlere ve tarihi köylere değil, pamuk üretiminin biçimlendirdiği ovaya ve bu ovanın çevresinde gelişen kent yaşamına da bakmak gerekiyor.
BİR GÜN AYIRMALI
Söke ve çevresini keşfetmek için İzmir’den sabah erken saatlerde yola çıkarak güzel bir günlük rota oluşturmak mümkün. Söke merkezden başlayan yolculuk Priene, Güllübahçe ve Eski Doğanbey üzerinden Karina’ya kadar uzatılabilir. Daha geniş zamanı olanlar rotayı Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Deltası’nın farklı noktalarıyla zenginleştirebilir.
Belki de Söke’nin en büyük şanssızlığı, Türkiye’nin en hareketli tatil güzergâhlarından birinin üzerinde bulunması. Çünkü herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken buradan geçiyor, çok az kişi durup çevresine bakıyor. Priene’nin binlerce yıllık basamaklarından Söke Ovası’nı seyredip Eski Doğanbey’in taş sokaklarında yürüdükten sonra günü Karina’da batırdığınızda Söke'nin daha önce fark etmediğiniz güzelliklerini deneyimleme fırsatını değerlendirmiş olabilirsiniz.





