Çek bana bir karışık CHP!

Abone Ol

Eskiden mahalle aralarındaki esnaf lokantalarının ayrı bir tadı vardı.

İçeri girerdiniz... Kasadaki usta sizi tanırdı.

Masaya oturur oturmaz seslenirdiniz: "Usta, çek bana bir karışık!"

Sonrası ustaya kalırdı... Pilav üstü kuru fasulye... Yanına iki köfte...

Biraz turşu... Biraz cacık... Belki bir parça tavuk...

Tencerede ne varsa tabağa doldururdu.

Bayramın dördüncü günü CHP'yi izlerken aklıma nedense o lokantalar geldi.

Çünkü Ankara'da siyasetin ustası belli ki siparişi yanlış anlamıştı:

"Usta...Çek bana bir karışık CHP!"

İçinde ne ararsan var. Biraz mutlak butlan... Biraz kurultay... Biraz ön seçim...

Biraz eski genel başkan... Biraz yeni genel başkan... Bir miktar mahkeme kararı...

Üzerine bol slogan... Yanında Mansur Yavaş garnitürü... Tatlı niyetine de Ekrem İmamoğlu tartışması... Al sana siyasetin günün menüsü.

Sabah uyandık... Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanı olmuş.

Öğlene doğru... Özgür Özel Güvenpark'ta binlere sesleniyor. Akşam üzeri... Televizyon kanallarında uzmanlar birbirine giriyor.

Geceye doğru... Partililer birbirine soruyor: "Biz şimdi hangi CHP'deyiz?"

Vallahi siyasi tarih kitapları bile güncelleme istiyor. Mutlak butlan kararı Türk siyasetine yeni bir kelime kazandırdı. Öyle ki artık kahvehanelerde bile anayasa profesörü seviyesinde sohbetler dönüyor.

Bir vatandaş diğerine soruyor: "Mutlak butlan ne demek?" Öbürü cevap veriyor: "Bilmem ama CHP'yi karıştırdığı kesin."

Bir başkası atlıyor: "Ben önce yeni bir tatlı zannettim."

Hakikaten Türkiye'nin yarısı hukuk fakültesine kayıt yaptırmadan hukuk tartışıyor. CHP'de yaşananları izlerken insanın aklına eski Yeşilçam filmleri geliyor. Hani yıllarca kayıp sanılan bir karakter filmin sonlarına doğru ortaya çıkar ve: "Ben ölmedim!" der ya... Siyasetteki versiyonu da aşağı yukarı buna benzedi.

Bir tarafta "Değişim kazandı" deniliyor. Diğer tarafta "Ben buradayım" mesajı veriliyor. Ortada ise değişimin değişip değişmediğini anlamaya çalışan milyonlar var.

Özgür Özel kürsüde: "Biz kazanan CHP'yiz" diyor. Kemal Bey başka kürsüde: "Hesap soracağım" diyor. Partili ise evde televizyon karşısında: "Ben sadece bayram tatili yapacaktım..." diyor. Haklı adam.

Bayramda mangal beklerken siyasi gerilim dizisine denk geldi. bir tarafta CHP Genel Merkezi. Bir tarafta Güvenpark. Aradaki mesafe yaklaşık 7 kilometre.

Ama siyasi mesafeyi ölçmeye kalksanız Google Haritalar bile hesaplayamaz. Çünkü o mesafe kilometreyle değil, fikir ayrılıklarıyla ölçülüyor. Günün en rahat siyasi partisi ise galiba AK Parti oldu.

Neden mi?

Çünkü CHP yine kendi gündemini kendi üretmeyi başardı. Muhalefet etmeye gerek kalmadan muhalefetin gündemi oldu. Bu gerçekten özel bir yetenek. Bazı partiler rakibiyle mücadele eder. CHP bazen kendi kendisiyle mücadele ediyor. Üstelik oldukça çekişmeli geçiyor.

Gelelim Mansur Yavaş'a... Bugün Ankara'da en zor görev onun olabilir. Çünkü herkes onun yüzüne bakıp siyasi hava tahmini yapmaya çalıştı. Adam konuşuyor...

Yorumcular kaş hareketlerini analiz ediyor. Adam susuyor... Bu kez sessizliğinin anlamı araştırılıyor. Adam su içiyor... Sosyal medyada "Mesaj mı verdi?" başlıkları açılıyor.

Yakında siyasi meteoroloji kurulursa şaşırmam.

Sabah haberlerinde şöyle duyabiliriz: "Bugün Mansur Yavaş cephesinde parçalı bulutlu bir hava bekleniyor."

Bir de sosyal medya var tabii... CHP'liler birbirini ikna etmek için öyle bir mücadele verdi ki... Sanırsınız seçim değil aile içi miras davası görülüyor.

Kim kimin yanında? Kim kime yakın? Kim kimi alkışladı? Kim alkışlamadı? Kim fotoğraf karesine girdi? Kim girmedi?

CSI Miami ekibi gelse bu kadar detay incelemez.

Şaka bir yana... İşin sonunda dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Vatandaşın gündemi başka. Markette etiketler değişiyor. Kiralar yükseliyor. Emekli geçinmeye çalışıyor. Gençler iş arıyor. Asgari ücretli ay sonunu hesaplıyor. Ev hanımı pazar çantasını doldurmaya çalışıyor. Vatandaş mutlak butlanın ne olduğunu değil, mutfaktaki yangının nasıl söneceğini merak ediyor.

Siyaset bazen kendi içine fazla kapanıyor. Oysa seçmenin baktığı yer başka.Seçmen kimin genel başkan olduğundan çok, kendi hayatında neyin değişeceğini görmek istiyor.

Çünkü sofradaki boş tabaklar kurultay sonucu beklemiyor. Pazar filesi mahkeme kararlarını izlemiyor. Elektrik faturası ön seçim istemiyor. Ama Ankara'da yaşananları görünce insan yine aynı noktaya geliyor.

Lokantanın kapısından içeri giriyorsun... Ustaya sesleniyorsun: "Çek bana bir karışık."

Usta soruyor: "Neli olsun?"

Cevap hazır: Biraz mutlak butlan... Biraz kurultay... Biraz genel başkan...

Biraz ön seçim... Bolca polemik... Azıcık hesaplaşma... Üzerine siyasi sos...

Yanına Mansur Yavaş garnitürü... Tatlı olarak da belirsizlik...

Velhasıl...

Bayramın son gününde Ankara'da siyaset kazanın altını iyice açtı.

Tencere kaynadı... Kapak sallandı... Kaşıklar birbirine vurdu...

Vatandaş da televizyon karşısında olan biteni izledi. Şimdi herkes aynı sorunun cevabını bekliyor: Bu karışık tabağın hesabını kim ödeyecek?

Çünkü görünen o ki...

Masaya gelen porsiyon oldukça büyük!

Afiyetle izlemeye devam ediyoruz...