Küçüklüğümden beri, ne zaman moralim bozuk olsa, babaannemi ararım ve onunla dertleşirim. Onun bende rahatlatıcı ve bana huzur veren bir etkisi var. Vermiş olduğu öğütleri, hayatımda olabildiğince uygularım ve onlara sadık kalırım. O benim sadece babaannem değil, aynı zamanda bir nevi sadık dostum ve sırdaşımdır. Moralimin yine çok bozuk olduğu bir gün, parka gittim. Tahta bir banka oturdum. Güvercinlere yem verdim. Onların yemin etrafına toplanması ve kanat çırpması biraz olsun stresimi dağıtsa da, yine de içimdeki acının beni daraltmasına engel olamıyordum. İnsanın üzüntülü zamanında içini sürekli bir şey kemirir de nefes almakta güçlük çekerdi ya işte tam olarak bu şekilde hissediyordum. Biraz yürümek iyi gelir düşüncesiyle eve yürüyerek gitmeyi tercih etmiştim…
Yürüyerek gittiğim ev kendi evim değil, babaannemin eviydi. Kapıya tık tık vurdum. Beni karşılayan tecrübeli gözler tabii ki de keyfimin pek yerinde olmadığını anlamıştı. İçeri geçtim, babaanneme sarıldım. Mis gibi kokusunu içime çektim.
HAYAL KIRIKLIĞI
Salona geçtiğimizde ona çok güvendiğim bir arkadaşım tarafından hayal kırıklığına uğradığımı nemli gözlerimle anlatmaya çalıştım. İnsanın herkesi kendisi gibi zannetmesinin ne büyük bir yanılgı olduğunu söyledim. Hayal kırıklığı bambaşka bir şeydi… Hayatı sorgulayan gözlerle ona baktığımda o da ne kadar üzgün olduğumu iliklerime kadar hissettiğimin farkındaydı. Beni dikkatlice dinledi. İnsanın kendisini anlayan biri olduğunu bilmesi ne büyük bir güçtü… En sonunda bana sen burada biraz tek başına otur diyerek oturma odasına gitti… Döndüğünde elinde sarı, el örgüsü, üzerinde beyaz düğmeleri olan bir bebek yeleği getirdi. Yeleği elime aldım ve incelemeye başladım. Neden bana bunu verdiğini kavramaya çalıştığımı anlamış olacak ki hemen anlatmaya başladı. “Sen bir zamanlar bebektin. Bu yeleğin içine anca sığıyordun. Bir torunum olacağını öğrendiğimde daha sen doğmadan sana bu yeleği ben örmüştüm. O zamanlar tabii kaç sene önce, sen küçüktün. Sorunların da küçüktü. Acıkırdın, ağlardın. Yemek yerdin, susardın ama şimdi büyüdün, sorunların da büyüdü. Artık bu yeleğin içine sığmıyorsun hatta bazen sorunlar o kadar büyür ki, bu dünyaya da sığmayacağın günler gelir.” Sonra ellerimi avuçlarımın arasına aldı ve şöyle devam etti. “Benim güzel kızım, benim tatlı yavrum, yaşadığın sürece her tip insanla karşılaşacaksın. En çok da kuzu postuna bürünmüş kurtlarla karşılaşacaksın. Sana tavsiyem, onlarla nasıl baş edeceğini öğren. Çaresiz hissettiğin zaman bu sarı yeleğe bak ve artık ne kadar büyük olduğunu hatırla.”
O gün evime gittiğimde o sarı yeleği çekmecemin en üst bölümüne koydum. O gün bu gündür ara sıra uyumadan önce çekmeceyi açar, o yeleğe bakarım. Arkadaş seçimimi yaparken daha dikkatli davranmam gerektiği ve ne kadar büyüdüğümü hatırlamak için…