Cemal Süreya 9 Ocak 1990’da hayatını kaybetti. Son yazısını Beyazperde dergisine teslim etti. Yazı Şubat 1990’da dergide yayınlandı. Bu yazıdan önce de Beyazperde’de yayınlanan yazıları vardı. Sayfasının adı, “Birinci Balkon”du. Kitaplarında yer almayan bu yazıları hatırlatmak ve onun sinemayı şairce ele alınışını okumak adına keşif yolculuğuna çıktım. İlk yazı Fikret Hakan, ikincisi Cüneyt Arkın’la ilgili. Üçüncü yazının başlığı “İşaret Dil.” Tırnak içine almış. Beyazperde’deki son yazısı aynı zamanda şairin son yazısı: Sivas’ta Açık Sinema: Kars’ta Kapalı”. Bakalım Cemal Süreya neler anlatmış.
Kütüphanelere uğramanın ve arşiv taramanın faydaları saymakla bitmez. Kıyıda köşede duran küçük bir ipucu sizi nelere götürmez? Sinema dergilerini tararken karşıma çıkan Cemal Süreya yazıları da böyle bir mesainin sonucu.
FİKRET HAKAN PORTRESİ
Fikret Hakan’la ilgili yazısından anlıyoruz ki, Süreya sinema dünyasından bazı isimlerle çok yakın. Fikret Hakan da yakından tanıdığı bir sima. Yazının Kasım 1989’da yayınlanan Beyazperde dergisinin ilk sayısında yer aldığının altını çizelim. 12 Eylül Darbesi’nin etki ve tepkilerinin çok sıcak hissedildiği zamanlar. Süreya, Fikret Hakan’ı anlatırken Aydınlar Bildirisi’nden imzasını çektiğini unutmuyor:
“Önce şiir. Hayır, hayır önce ideoloji ve politika. ‘Aydınlar Dilekçesi’nden sonra takındığı tutum bana çok yabancı gelmişti. Arkadaşımın bu tutumunu önce gizlice sonra da yine ortak arkadaşlarımız arasında biraz kınamıştım. Şimdi düşünüyorum da şöyle diyorum: Kişi yanlışlarını da aşarak var oluyorsa asıl o zaman vardır. Fikret’in yanlışı kendisinin bir ayrıcalığından, bir erdeminden kaynaklanıyordu. Sinemada star olup da toplum değerleri üstüne düşünen, o planda didinen bir iki oyuncuda biriydi o. Bugün de öyle.(…)”.
Yazının devamında Fikret Hakan’ın şiir serüveninden katıldığı bir yarışmadan söz eder. Seyircinin Türk sineması üzerindeki belirleyiciliğini anlatır. Yılmaz Güney ve Türkan Şoray’ın seyircideki karşılığını anlatır. Ardından ekler:
“Fikret Hakan sinema dünyasında kime benziyor? Düşündüm, bulamadım. Galiba biraz kendine benziyor. Sinema oyuncuları hep birtakım ustalara öykünürler, hiç değilse özenirler. Söz gelimi Genco Erkal bir zamanlar (tiyatroda) Jean Paul Belmando ile Münir Özkul karışımı bir yürüyüş stili denemişti. Fikret Hakan’ın kini bulamadım.
Yıllar geçti. Bugün en iyi Köroğlu rolünü o oynayabilir.” (1)
Aralık 1989’da yayınlanan Beyazperde’nin ikinci sayısında yer alan yazının başlığı “Cüneyt Arkın”dır. Süreya, Arkın’ı henüz Fahrettin Cüreklibatur’ken tanımıştır. Yani Cüneyt Arkın adıyla henüz sinemada şöhret olmamışken:
“Eskişehir’de vergi dairesini teftiş ediyordum. Edebiyat ve şiir meraklısı arkadaşlarıyla gelip beni bulmuşlardı. Dostluğumuz daha sonra İstanbul’da da sürdü. O zaman tıp öğrencisiydi. Öyküler yazıyordu. Bunlardan birkaçını Ankara’ya, Muzaffer Erdost’a yollamıştım. Pazar Postası’nda yayımlanması için.”
NASIL CÜNEYT ARKIN OLDU?
Ardından Cüneyt Arkın’a doğru yürümesini anlatır. İlk önce Halit Refiğ’in “Şafak Bekçileri”nde ardından “Gurbet Kuşları”nda oynamıştır.
“Fahrettin adının Cüneyt’e nasıl dönüştüğünü de dostum Halit Refiğ’den öğrendim. Gazeteci Vecdi Benderli bulmuş bu adı. ‘Cüneyt’ Cüneyt Gökçer’in adından “Arkın” da Ramazan Arkın’ınkinden alınmış (2). Böylece genç Fahrettin’deki tiyatro ve edebiyat tutkusu sinemada bir araya getirilmek istenmiş.”
Yazıda Arkın’ın rol aldığı kahramanlık filmlerinden de söz ediyor, Süreya. Bir süre Medrano Sirki’nde bedava çalıştığını anlatıyor. Parende atmak gibi hareketleri burada öğrenip geliştiriyor. Yazıyı şöyle tamamlıyor:
“Sağa kaymış gibi göründü. Biraz öyle. Ama tam da öyle değil. Attila Dorsay’ın da belirttiği gibi, Maden gibi filmlerde toplumsal eleştiriye de girdi. Son yıllarda yönetmenliği de denedi.
Reklam filmlerinde göründüğü için eleştiriliyor. Bence büyük bir sinema sanatçısı için büyük bir kusur değil bu.
Gök Bayrak adlı bir romanda Can Bey vardır. Bence o kitabın bir ikinci cildi yazılmış olsaydı Cüneyt Can Bey’i kim bilir nerelere götürürdü.”
Şair üçüncü yazısına “İşaret Dil” başlığını atmış. Sinema ve iletişim teknolojilerinin vardığı nokta üzerine fikirlerini anlatmakla söze başlıyor. Gelinen noktada geride kalan bazı anıların kendisi üzerinde yarattığı tuhaf etkiyi anlatıyor:
“Yeni iletişim araçları bireyi ve toplumu bir ‘işaret dil’ aşamasına ya da dönemecine getirdi diyorum. Yirmi yıl önce bir yabancı dergide Japonya’da sinemanın nicedir seyircisini yarıdan fazla yitirdiğini okumuş ve çok şaşırmıştım. Evet, ‘işaret dil’! Japonya daha o yıllarda o yıla dile geçmiş. (…) Bunları söylerken aklıma hemen çocukluk yıllarımdaki sinema serüvenim geliyorum. Sinema da o yıllarda bizim için ‘işaret dil’di.”
Gelelim son yazıya. Tabii Cemal Süreya’nın da son yazısı.
ÖLECEĞİ GÜN YAZIYI TESLİM EDER
Beyazperde dergisinin Şubat 1990’da çıkan 4’üncü sayısında yer alan “Sivas’ta Açık Sinema; Kars’ta Kapalı” başlıklı yazısı. Hayatın garip tesadüfü şüphesiz. Cemal Süreya, öleceği gün bu yazıyı dergiye teslim etmiştir. Yani son yazısı… Şiiri ve portre yazılarıyla öne çıkan büyük bir şairin son yazısının sinema üzerine olması başka bir konu ama çok sevdiği Kars’tan söz etmiş olması yukarıda söz ettiklerimi bir daha düşündürüyor. Derginin sunuş yazısında şu ifadeler var:
“Sevgili Beyazperdeciler,
İki sayıdır yaptığımız anketlerde sizlerin en çok beğendiği konu başlıklarından biri de Cemal
Süreya’nın Birinci Balkonu’ydu. Cemal Süreya’yı geçen ay kaybettik. Bu sayımızda onun
“Son Balkonu”nu okuyacaksınız. Öldüğü günün sabahında teslim ettiği “son” yazısı.
“Sivas’ta Açık Sinema; Kars’ta Kapalı”.
O, yaşamını sürseydi anılarında kalan Sivas’ta, Sivas’taki açık, Kars’taki kapalı sinemaların tekrar açıldığı haberini aldığında ne kadar da çok sevinirdi.”
Derginin Cemal Süreya anması burada bitmiyor. İçeride Cengiz Cıva’nın objektifinden çıkan fotoğrafının altında şu cümleler yazılı:
“Birinci Balkon” artık boş!...
Dergimiz yayına başlarken sayfalarımız arasında localar da yoktu, balkonlar da…Bir sinema dergisinde yazılarını sinema dünyası ile bütünleştirmek duyarlılığını gösteren Cemal Süreya’nın son yazısında Sivas’ını…Kars’ını anlatırken “Birinci Balkon”da son filmini izliyor ve veda ediyor…Yazdıklarına, yazamadıklarına…Veda ediyor “Beyazperde”ye. Veda bir yana “Birinci Balkon” boş artık!...”
BİRİNCİ BALKON ARTIK SON BALKON
Süreya’nın “Birinci Balkon”una bu sayıda “Son Balkon” adı verilmiş. Komşu sayfada Necati Abacı’nın çizimiyle Cemal Süreya deseni yer alıyor. Biraz da yazıya bakalım. Şair, 1961 yılının Temmuz ayında Sivas’tadır. Arkadaşlarıyla sinemaya gidişini anlatır. Yazın ortasında iki film gösterilecek bir yazlık sinemadır bu. Gerisini Süreya’dan dinleyelim:
“Birinci filmde herkes ceketli. İkinci film başlayınca ama paltolar giyiliyor. Çünkü o arada ısı iyice düşmüş. Şaşırmıştım buna önce. Sonra gerçeği tam vurgulayan bir özdeyiş geldi aklıma ve rahatladım: ‘Soğuk dermiş ki aslım Erzurumludur ama ben Sivas’ta otururum.’. Kısa sürede böyle bir ısı farkı…”
Süreya, 1963 yılında ise Kars’tadır. “Tam bir siyah beyaz hayat görünümü” diye tarif ettiği şehirde de sinema anısı var: “Yazlık sinema yoktu Kars’ta. Yazı o kadar kısa ki, nasıl olsun? Oradan de bende silinmez bir anı kalmıştır. Vali dahil, herkes sinemada. Ve herkes, vali dahil, ‘sımışka’ (ayçiçeği çekirdeğinin Rusça adı) yiyor. Çıtır da çıtır. Filmdeki sesler o çıtır’lar içinde zor ulaşıyor size. Film bittiği zaman da sinema salonunda sımışkadan geçilmiyor. Diz boyu demeyelim de…”
Yazının devamında farklı kentlerdeki sinema anılarına ve filmden sonra film anlatma konusuna değinir. Cemal Süreya’nın politik söylemle ama en çok da aşka dolu şiir yanı bu yazılara da yansımış. Her zaman için asaleti üstünde taşıyan, Türk şiirinin daima zeytin dalı taşıyan şairine saygıyla.
NOTLAR:
(1) Fikret Hakan, 1963’te Mehmet Dinler’in yönettiği “Dağlar Kralı (Köroğlu)” filminde oynamıştır. Süreya, muhtemelen aradan geçen yıl derken bu filmi kastediyor.
(2) 1957 yılında Arkın Kitabevi’ni kuran Ramazan Arkın, 1960’larda bastığı sözlük ve ansiklopedilerle adını duyurdu. Fahrettin Cüreklibatur bir süre Arkın’ın yanında çalıştı. Bir vefa örneği olarak sinemadaki soyadını “Arkın” olarak yazdırdı.