Çevreyi korumak- 2

Abone Ol

Yaş kesen baş keser! Bu toplumun içinde özünde var olan, benliğine kazınmış olan o görgüyü halen kaybetmedi. Ne demekti bu yaş kesmek? Sağlıklı, genç ağacı kesen, insan öldürmüş kadar, cinayet işlemiş kadar kötüydü, değil mi? Onlar özenti ile çevreci, trend gereği duyarlı değiller. Bir derneğin, grubun üyesi değiller, birileri “koşun boykot var” demeden, ağacı seven, diken, büyüten yaşatan insanlar, bu, onların yaşam biçimi. Hayatında hiçbir ağaç dikmemiş, büyümesi gelişmesi için emek harcamamış, kendi büyüttüğü ağacın gölgesinde, saye’sinin serinliğinde oturmamış, büyüttüğü ağacın meyvesini tatmamış insanların çevreciliği oldukça görecelidir. Gereksiz değildir, ancak tartışmalıdır. Doğru insanların, doğru gerekçelerle onları bir yöne sürüklediklerinden asla emin olunamaz. Hiçbir karış toprak sahibi olmamış kişilerin bile, geçtiği yola, parka, boş sahipsiz arazilere ağaç dikmesinde hiç bir şey engel değildir. Çeşme Yarımadası Ilıca Plajı sonunda yer alan İstanbul dağından Şifne ve Paşalimanı’na doğru göreceğiniz asırlık çamların yükseldiği orman arazisi, merhum Halis Temel tarafından şahsen tek tek ekilerek ve erişkin boya gelene kadar sulanarak oluşturmuş alandır. Bu ölçekte olmasa da, çok emsali görülmüştür bu topraklarda. Kişilerin bireysel çabalarıyla ağaçlandırılan hazine arazileri çoktur. Sonradan vakıflar, büyük şirketler ve aile koruluğu oluşturmak isteyen bağışçılarla da oldukça büyük araziler ormanlaştırmaya gidilmiştir. Devlet eliyle de fidan üretme, fidanlık ve orman sahaları oluşturma çabalarına son 20 yıl sürede çok büyük emek harcanmıştır. Hayatı kısa menzilde, belli rotalar üzerinde yaşamayan, AVM’lerin dışında da bir yaşam devam ettiğinin farkında olan büyük bir kesim, hiç şüphesiz bunların farkındadır. Yunanistan’da kıyılar halka aittir diye bir hareket görüp, haydi biz de yapalım, demek değildir çevrecilik. Uydu görüntü programları ile Yunanistan sahillerini incelerseniz, Ege Denizi’ne bakan kıyılarımızla arasında gözle görünür oranda betonlaşma farkına tanıklık edersiniz. Yunanistan, tüm ekonomik zorluklarına rağmen, kıyılarını, koylarını, sahillerini yazlık konut üretimine, rezidans yapılaşmasına, lüks yazlık villa kaplı sitelere teslim etmemiştir. Kıyılarında lüks daireler üretip, kalıcı beton kirliliğine vesile olmamıştır. Avrupa birliği içinden veya dünyadan çok varlıklı kimselere yazlık evler üretip ekonomisini, rant, emlak piyasası eliyle düzeltmeye yeltenmemiştir. Doğal alanlar, iki yüz , beş yüz yıl evvelinde olduğu gibi el değmemiş doğal alandır. Tarihi alanları ve arkeolojik sitleri de 1. dereceden 2 ye 3 e düşürmek, alandan bulguları kaldırıp, arsa haline sokup inşaata açmak kaygısını, Yunan halkına açıklayamazsınız. Devlet geleneği olarak da, halkın kendi etik anlayışı olarak da bu tür mevzuların şakası yoktur. 1 ay kadar kısa bir sürede 3. derece arkeolojik sit tanımlı 40 parselin sondaj çalışmalarının bitirilmesi ve imara açılması, diye bir vaka ile ancak Urla Klezomenai Antik Kent Nekropolü’nde karşılaşabilirsiniz. Biz her ne kadar bu tür olayları, hukuki düzlemde,  parsel parsel soruşturma konusu haline getirmeye devam etsek de, genel kanı, toplumun eğilimi ve davranış biçimine karşı mücadele kazanmak neredeyse imkansız. Varsanız baksanız, her bir yazlıkçı, lüks villa, rezidans sahibi, şuurlu, bilinçli, duyarlı ve çevrecidir. Katledilen tarih, kültür ve doğanın azmedenlerinden biri diye görmez kendini.