CHP kendiyle sınavda, halk umutla yol gözlüyor

Abone Ol

Cumhuriyet’in ışığını yakmış büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, 9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” adıyla doğan bir dava var: Cumhuriyet Halk Partisi... Zaman içinde “Cumhuriyet Halk Fırkası”ndan “Cumhuriyet Halk Partisi”ne uzanan bu kadim hareket, yalnızca bir siyasi parti olmanın ötesinde; Türkiye’nin ulusal bağımsızlığının, çağdaşlaşmasının ve birliğinin simgesi olarak tarih sahnesinde yerini aldı.

1927’de temelleri atılan Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik ilkeleri, partinin yol gösterici pusulası oldu. 1935’te Devletçilik ve Devrimcilik’in eklenmesiyle şekillenen altı oklu amblem, CHP’nin halkın özgürlük ve eşitlik mücadelesindeki kararlılığının güçlü nişanesi haline geldi.

Atatürk’ün önderliğinde inşa edilen ulusal birliği ve çağdaş Türkiye’yi yaratan bu büyük yürüyüş, bugün de aynı kararlılıkla devam ederken önemli bir dönemeçte. CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin ortaya atılan şaibe iddialarıyla başlayan dava, partinin geleceği açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Nefesler tutuldu; Atatürk’ün kurduğu bu köklü parti, Türkiye’nin ikinci yüzyılında da yoluna güvenle devam edecek mi, hep birlikte göreceğiz.

KİMYA FORMÜLÜ

Parti içi siyaset, adeta kimya formüllerine dönüşmüş durumda… Her denklemde farklı bir bileşen, her çözümde başka bir ayrışma var. Gelenekçilerle değişimciler arasında görünmez ama hissedilir bir duvar örülmüş. Önceki dönem milletvekilleriyle şimdiki vekiller arasında el sıkışmalar var belki ama göz göze gelmeler nadir; gönülden bir kucaklaşma, samimi bir omuzdaşlık hâlâ uzak ihtimal. Belediye başkanlıklarında da manzara çok farklı değil. Bir yanda geçmişte belediyeyi devralıp halka hizmet etmiş başkanlar, diğer yanda bugün aynı koltuklarda oturan yeni isimler... Gelenekçi il ve ilçe yönetimleriyle değişimci belediye başkanları arasındaki durumda pek farklı değil. Ne yazık ki bu iki kuşak, birbirine yaslanmak yerine birbirine mesafeli durmayı tercih ediyor. Oysa halka umut olabilmeleri için, ilk gerçekleşecek genel seçimde iktidar olabilmeleri için daha fazlasını yapmak mecburiyetindeler. CHP bugün, politikasıyla değil iç kimyasıyla konuşuluyor. Sanki laboratuvar ortamında çözüm arar gibi herkes bir formül peşinde. Biri “Kılıçdaroğlu olmadan olmaz” diyor, diğeri “Artık Özgür Özel zamanı” diye bastırıyor. Kimi Ekrem İmamoğlu’nun enerjisinde buluyor geleceği, kimiyse Mansur Yavaş’ın duruşu ve kararlılığında…

Ama asıl mesele şu: Bu kadar farklı merkezden esen rüzgârlarla savrulmaya devam ederse, CHP pusulasını nasıl sabit tutacak? Kimin tarafı değil, hangi ilkenin tarafı olduğunu partililer hatırlayamazsa; yol arkadaşlığından çok, koltuk hesaplarına takılı kalırsak, CHP’nin o büyük yürüyüşü sekteye uğramaz mı? Elbette, farklı sesler olacak… Bu parti bir korodur, tek sesli marş değil. Her düşünce, her duruş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin zenginliğidir. Ancak koro, her sesin kulağı tırmaladığı bir kakofoniye dönerse; sazlar birbirini bastırır, solistler birbirini boğarsa o zenginlik, uyumsuzluğun içinde kaybolur. CHP bir çınardır, evet. Ama unutmayalım ki çınarın da kuruyan dalı budanır, ayrık otu ayıklanır. Her dalın ayrı yöne uzanması, yaprakların rüzgâra karşı birbirine çarpması, o köklü gövdesini yorar. Bugün partinin içinde olan biten, gövdesinden ayrışmış dalların kendi gölgeleriyle savaşı gibi. 

DEV KREDİ

31 Mart’ta CHP’yi birinci parti yaparak ona dev bir kredi açan milyonlarca yurttaş şimdi sessiz ama çok net bir mesaj veriyor:“Yeter artık! Kavganızdan biz yorulduk!”

Sokaktaki seçmen, liderlik mücadelesi değil, ülke için mücadele istiyor. Yüzünü aydınlığa dönmüş insanlarımız, “Kim kimi devirecek?” sorusuna değil, “Kim memleketi ayağa kaldıracak?” sorusuna cevap arıyor. Özgür Özel kürsüde konuşuyor ama arkadaki gölgeler zaman zaman kürsünün de önüne geçiyor. Kemal Kılıçdaroğlu ise susuyor; perde arkasında mı, sahneye mi hazırlanıyor, kimse emin değil. Ekrem İmamoğlu’nun sesi cezaevinin duvarlarını aşmaya çalışıyor ama duvarlar kalın. Mansur Yavaş ise Atatürk’ün kurduğu partinin ilk günden bu yana ki sadık bir neferi gibi makamını mevkiini bırakma uğruna partilileri birlik ve bütünlüğe davet ediyor. Gençler umutla geleceğini arıyor. Kadınlar, güvende ve eşit bir yaşamın hayalini kuruyor. Emekçiler hakkını, emekliler ise huzurlu bir ömrün son durağını bekliyor. Fakat tam da bu beklentilerin ortasında, CHP kendi içine dönmüş, kendiyle meşgul bir görüntü çiziyor. Oysa toplum sizden kavga değil, çözüm bekliyor.

Kıymetli milletvekilleri, belediye başkanları, değerli partililer… Unutmayın, makamlar geçici, unvanlar emanet. Bir gün geldiğiniz gibi gideceksiniz o koltuklardan. Ama geride hoş bir sada bıraktıysanız, halkın kalbinde yer ettiyseniz, işte o zaman gerçekten iz bırakmış olacaksınız. Tıpkı merhum başkan Ferdi Zeyrek gibi sadakat, ilke ve duruş… 

Türkiye Cumhuriyeti halkı “Atatürk’ün mirasçısıyım” diyen CHP’lilerden, önce onun mirasına yakışır bir duruş sergilemesini istiyor.