Çin ekonomisi ve yeni normal

Abone Ol

Bir zamanlar dünyanın üretim fabrikası olan Çin, artık eskisi kadar hızlı olamıyor. Dış ticarette ülkeleri alt üst eden çift haneli büyüme rakamları tarihe karıştı; bugün yüzde 4–5’lik büyüme oranı bile başarı sayılmaya başladı. Emlak krizleri, demografik sorunlar, ABD ile ticaret savaşları derken Çin ekonomisi yavaşlıyor. Peki bu yavaşlamanın Türkiyeihracatına etkisi ne olacak?

Çin’in büyüme hızındaki düşüş, yalnızca Pekin yönetiminin değil, küresel ekonomi içinde büyük bir sorun. Çünkü Çin, yalnızca üretim değil, aynı zamanda dev bir tüketim merkezi. Enerjiden ham maddeye, gıdadan lükse kadar birçok alanda ithalat yapan Çin yavaşlayınca, küresel ticaretin nabzı da düşüyor.Türkiye için ise Çin bir ithalat devi. 2023’te Çin’den yaklaşık 40 milyar dolarlık mal alırken, ihracatımız sadece 3 milyar dolarda kaldı. Yani Çin bizim için bir pazar değil, daha çok tedarikçi. Ancak yine de Çin’in yavaşlaması dolaylı yoldan Avrupa’yı, Avrupa üzerinden de bizi etkiliyor. O halde buradan iki ihtimal çıkarabiliriz:

• Küresel talep zayıfladığı için Türkiye’nin ihracat siparişleri azalacak. Özellikle Avrupa pazarında Çin’in rolü büyük olduğundan, Çin’den gelen ürünlerde yaşanan düşüş, Avrupalı üreticilerin maliyetlerini etkileyecek ve bu da Türk ihracatçısı dolaylı olarak olumsuz olarak etkileyecek.

• Çin’den boşalan tedarik alanlarını kim dolduracak? İş, tekstil, otomotiv yan sanayi, beyaz eşya gibi sektörlerde Türkiye, Avrupa’ya yakınlığı ve Gümrük Birliği avantajıyla “Çin’in alternatifi” olarak öne çıkabilir.

Kısacası, Çin’in yavaşlaması aynı anda hem fırsat hem de risk yaratabilir.Ama bir de işin görünmeyen tarafı var: Çin yalnızca son ürün değil, ara malı da satıyor. Türk sanayisinin özellikle elektronik, makine, kimya gibi sektörlerinin Çin’den ciddi bir alımı var. Çin üretimde yavaşlarsa, Türkiye’de fabrikaların üretim maliyetleri artabilir, hatta tedarik zincirlerinde aksaklık yaşanabilir. Bu da ihracatçıların rekabet gücünü iyice azaltır.

Bu durumda Türkiye ne yapmalı? Türkiye’nin önündeki yol aslında belli:

1. Avrupa’ya bağımlılık azaltarak Afrika, Orta Doğu, Latin Amerika gibi yeni pazarlara yönelinmeli ve pazar çeşitliliği artırmalı.

2. Ara mallara olan dışa bağımlılığı azaltmak için teknoloji, AR-GE ve inovasyona yatırım yapılmalı.

3. Yeni nesil üretim modelleriyle- yeşil dönüşüm ve dijitalleşme ile- Türkiye’nin rekabet gücü artmalı.

Çin’in yavaşlamasını artık küresel ekonominin ‘yeni normali’ olarak görmek gerekiyor. Bu yeni normalde Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Ya gelişmeleri yalnızca seyredip ortaya çıkacak olumsuzluklara karşı savunmada kalacak, ya da doğru stratejilerle Çin’in geride bıraktığı üretim ve ticaret alanlarını doldurarak sektörde ve bölgede yükselen bir ülke haline gelecek. Sonuçta asıl soruyu sormak gerekiyor: Türkiye, küresel ticaretin neresinde olmak istiyor?