Çocuklar taraf seçmez, güven seçer

Abone Ol

Sosyal medya, birkaç saniyelik görüntüler üzerinden hayatlar hakkında kesin yargılara varmayı kolaylaştırıyor. Bir çocuğun bir ebeveynine sarılması, diğerine daha mesafeli görünmesi ya da belirli bir anı paylaşması; çoğu zaman “Kimi daha çok seviyor?”, “Kimin tarafını seçti?” gibi yorumlarla değerlendiriliyor. Oysa bir çocuğun duygusal dünyası, birkaç kareye sığmayacak kadar derindir.

Boşanma sonrası en sık karşılaştığım yanlış inanışlardan biri şudur: Çocukların sevgisi kazanılması gereken bir yarışın ödülüdür. Oysa çocuklar bir ebeveyni seçmek zorunda değildir. Onların en temel ihtiyacı, anne ve babalarını suçluluk duymadan sevebilmektir.

Ne yazık ki yetişkinlerin çatışmaları arttıkça, çocuklar farkında olmadan bu çatışmanın merkezine yerleşebiliyor. Kimi zaman açıkça taraf olmaları isteniyor, kimi zaman ise söylenmeyen ama hissettirilen mesajlarla “Kimi tercih edeceksin?” sorusuyla baş başa bırakılıyorlar. Oysa bir çocuk için anne de baba da kimliğinin önemli parçalarıdır. Birini reddetmek zorunda hissetmek, aslında kendi benliğinin bir parçasını reddediyormuş gibi hissettirebilir.

SEVGİ DOLU

Burada önemli olan, çocuğun o gün kimin yanında olduğu değildir. Asıl önemli olan, her iki ebeveynle de güvenli, tutarlı ve sevgi dolu bir ilişki kurabilmesidir.

Çocuklar sevgiyi sözlerden çok davranışlardan öğrenir. Onlar için güven; yanında yargılanmadıkları, baskı hissetmedikleri, duygularını ifade edebildikleri ilişkilerde oluşur. Bu nedenle bir ebeveynin çocuğuna sürekli “Beni seviyor musun?” diye sorması ya da sevgisini göstermesi için baskı yapması, beklenenin aksine ilişkiyi güçlendirmez. Sevgi, zorlamayla değil; güvenle büyür.

Boşanma sonrasında ebeveynlerin yaptığı en büyük hatalardan biri de sevgiyi görünür kılmaya çalışmaktır. Daha fazla hediye almak, daha eğlenceli etkinlikler planlamak ya da çocuğun sevgisini kazanmak için diğer ebeveyni kötülemek… Bunların hiçbiri kalıcı bir bağ oluşturmaz. Çünkü çocuklar kimin daha fazla çaba gösterdiğini değil, kimin yanında kendilerini gerçekten güvende hissettiklerini hatırlar.

Bir başka önemli konu ise çocukların davranışlarını yetişkin bakış açısıyla yorumlamaktır. Bir çocuk bir gün annesine daha yakın olabilir, başka bir gün babasıyla daha fazla vakit geçirmek isteyebilir. Bu değişimler çoğu zaman gelişimsel süreçlerin, ihtiyaçların ve yaşadığı duyguların doğal bir yansımasıdır. Tek bir davranıştan yola çıkarak “Annesini seçti.” ya da “Babasını reddetti.” gibi sonuçlara varmak, çocuğun yaşadığı duygusal karmaşıklığı görmezden gelmektir.

Üstelik çocuklar çoğu zaman ebeveynlerini üzmemek için kendi duygularını bastırırlar. Bir ebeveynin yanında diğerini özlediğini söyleyemeyen, sevgisini göstermeye çekinen ya da tarafsız kalmaya çalışırken yoğun suçluluk hisseden birçok çocuk vardır. Bu görünmeyen yük, zamanla kaygı, öfke, içe kapanma ya da davranış sorunları olarak karşımıza çıkabilir.

Bu nedenle boşanma sonrası en değerli ebeveynlik becerisi, çocuğu kendi tarafına çekmek değil; onu taraf olmak zorunda bırakmamaktır.

Çocuğa verilebilecek en güçlü mesaj şudur:
“Anneni de sevebilirsin, babanı da. İkinizi birden sevmen benim sevgimi azaltmaz.”

İşte bu mesaj, çocuğun ruhunda güvenli bir alan oluşturur.

Unutmamalıyız ki çocuklar, anne ve babalarının evliliğini yönetemez. Boşanmanın sorumluluğunu da taşıyamaz. Onların görevi yetişkinlerin kırgınlıklarını onarmak ya da haklıyı belirlemek değildir. Çocukların tek görevi çocuk olmaktır.

Belki de boşanma sonrası ebeveynlerin kendilerine sorması gereken en önemli soru şudur:

“Çocuğum beni seçiyor mu?” değil,

“Çocuğum benim yanımda kendini güvende hissediyor mu?”

Çünkü çocukları ebeveynlerine bağlayan şey, taraf seçmeleri değildir.

Onları bağlayan şey; güven, tutarlılık, koşulsuz kabul ve sevgiyle kurulan ilişkidir.