Çocukluğumuzun enflasyon canavarı hâlâ aramızda

Abone Ol

2026 yılının ilk ayı için açıklanan veriler, Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadelede beklenen kırılmanın henüz sağlanamadığını gösteriyor. Ocak ayı enflasyon verileri, yıllık artış hızında sınırlı bir gerilemeye işaret etse de aylık bazda beklentilerin üzerinde gerçekleşen fiyat artışları, enflasyonun aşağı yönlü kırılması zor ve dirençli bir yapı sergilediğini ortaya koyuyor. Yılın daha ilk ayında ortaya çıkan bu tablo, 2026 enflasyon patikasına ilişkin belirsizliklerin hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Ocak ayında tüketici fiyatları bir önceki aya göre yüzde 4,84 artarken, yıllık enflasyon yüzde 30,65 olarak kaydedildi. Piyasa beklentilerinin üzerinde gelen bu aylık artış, yılın daha ilk ayında enflasyon görünümüne ilişkin risklerin yukarı yönlü olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.

Enflasyonun hangi alanlarda yoğunlaştığına bakıldığında ise gıda, konut ve ulaştırma kalemlerinin öne çıktığı görülüyor. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 31,69’a ulaşırken, ulaştırma grubunda yıllık enflasyon yüzde 29,39, konut, su, elektrik ve doğalgaz grubunda ise yüzde 45,36 seviyesinde gerçekleşti. Bu tablo, enflasyonun hane halkı üzerindeki hissedilirliğinin azalmadığını ve gündelik yaşam üzerindeki baskısını sürdürdüğünü gösteriyor.

ZOR BİR YAPI

Ancak asıl kritik kırılma noktası hizmet enflasyonunda ortaya çıkıyor. Hizmet sektöründe fiyatlama davranışları, yüksek enflasyon ortamında giderek daha katı ve geri dönmesi zor bir yapıya bürünmüş durumda. Özellikle ücret artışları, kira ayarlamaları ve talep koşullarının görece güçlü seyri; hizmet fiyatlarında aşağı yönlü esnekliği sınırlıyor. Hizmet kalemlerinin önemli bir bölümünün emek yoğun olması, maliyet düşüşlerinin fiyatlara yansımasını geciktirirken; geçmiş enflasyon verileri referans alınarak yapılan fiyatlama davranışları, hizmet enflasyonunun kalıcılığını artırıyor. Bu tablo, enflasyonun artık yalnızca maliyet artışlarıyla değil; beklentiler, alışkanlıklar ve fiyatlama davranışları üzerinden de beslendiğini gösteriyor.

Bu görünüm karşısında ekonomi politikası cephesinde ise sıkı duruş korunuyor. Kredi büyümesini sınırlamaya yönelik makro ihtiyati adımlar ve finansman koşullarındaki sıkılaşma, teoride iç talebi soğutmayı ve enflasyonist baskıları azaltmayı hedefliyor. Ancak pratikte, yüksek enflasyon ortamında tüketim davranışları farklı bir dinamik izliyor. Hane halkı ve firmalar, harcamalarını ertelemek yerine öne çekmeyi tercih ederken; tüketim giderek bir ihtiyaçtan çok enflasyona karşı korunma refleksi ile şekilleniyor. Bu davranış biçimi, para politikasının etkisinin gecikmesine ve talep kanalı üzerinden enflasyonun dirençli kalmasına neden oluyor.

Üretici fiyatları cephesinde ise tablo kısmen farklılaşıyor. Ocak ayında üretici fiyatları aylık bazda yüzde 2,67 artarken, yıllık üretici enflasyonu yüzde 27,17 seviyesine geriledi. Tüketici ve üretici enflasyonu arasındaki makasın daralması ilk bakışta olumlu gibi görünse de bu durum tüketici fiyatlarında hızlı bir rahatlama anlamına gelmiyor. Üretici tarafında maliyet baskısı azalırken, perakende ve hizmet sektöründe talep ve kâr marjı odaklı fiyatlama davranışlarının öne çıkması, enflasyonun dirençli yapısını korumasına neden oluyor.

Bu çerçevede 2026 yılına ilişkin görünüm, enflasyonla mücadelenin kolay olmayacağını gösteriyor. Enflasyon düşüyor gibi görünse de yavaş ve kırılgan bir patika izliyor. Hizmet sektörü en önemli risk alanı olmaya devam ederken, kredi kısıtları reel sektör ve hane halkı üzerinde finansman baskısını artırıyor. Reel gelirlerde kalıcı bir toparlanma ise kısa vadede zor görünüyor.

Özetle; enflasyon canavarı sahneden çekilmiş değil. Sadece biçim değiştiriyor. Bu nedenle 2026 yılı, enflasyonla mücadelenin yalnızca rakamlar üzerinden değil; davranışlar, beklentiler ve fiyatlama alışkanlıkları üzerinden de okunması gereken bir yıl olacak. 2026 yılı da Türkiye için yüksek ama düşmesi zor bir enflasyonla mücadele yılı olmaya aday görünüyor.

Ekonomik Veri Takvimi

09 Şubat2026, Pazartesi Japonya Cari İşlemler Dengesi

10 Şubat 2026, SalıTürkiye Sanayi Üretimi (Aylık-Yıllık)

10 Şubat 2026, Salı ABD Perakende Satışlar (Aylık-Yıllık)

11 Şubat 2026, Çarşamba Çin Enflasyon Oranı (Aylık-Yıllık)

11 Şubat 2026, Çarşamba Çin ÜFE (Aylık-Yıllık)

11 Şubat 2026, Çarşamba ABD Enflasyon Oranı (Aylık-Yıllık)

11 Şubat 2026, Çarşamba ABD TÜFE (Aylık-Yıllık)

12 Şubat 2026, Perşembe İngiltere GSYH (Aylık-Yıllık)

12 Şubat 2026, Perşembe İngiltere Sanayi Üretimi (Aylık-Yıllık)

12 Şubat 2026, Perşembe ABD Konut Satışları

13 Şubat 2026, Cuma Euro Bölgesi Dış Ticaret Dengesi

Ekonomi ve Finans Sözlüğü

Talep kaynaklı enflasyon: Ekonomide mal ve hizmetlere yönelik toplam talebin, mevcut üretim kapasitesi ve arz imkanlarının üzerinde seyretmesi sonucu ortaya çıkan fiyat artışlarını ifade eder. Talep kaynaklı enflasyon; gelir artışları, kredi genişlemesi, beklentilerde bozulma ve tüketimin öne çekilmesi gibi unsurlarla beslenir. Özellikle hizmet sektöründe arzın kısa vadede esnek olmaması ve emek yoğun yapı nedeniyle, güçlü talep fiyat artışlarının kalıcı hale gelmesine yol açabilir. Bu durum, para politikası adımlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlayan temel faktörlerden biri olarak öne çıkar.

ÜFE–TÜFE makası: Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) arasındaki farkı ifade eder ve maliyetlerin tüketici fiyatlarına ne ölçüde yansıdığını gösteren önemli bir göstergedir. ÜFE–TÜFE makasının daralması, her zaman tüketici fiyatlarında bir rahatlama yaşandığı anlamına gelmez. Üretici maliyetlerindeki düşüşün nihai fiyatlara yansımaması durumunda, perakende ve hizmet sektöründe talep koşulları, kâr marjları ve fiyatlama davranışları belirleyici olur. Bu nedenle makasın seyri, enflasyonun yapısı ve kalıcılığı hakkında tek başına yeterli bir gösterge değildir.